“Az!” bir dünya menfaati

İhlâs Risalesi’nin başında dikkat çekici bir ayete atıf yapılır: “Benim ayetlerimi az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” (Bakara Suresi, 41)

Bu ayet İhlâs Risalesi boyunca iki defa daha tekrarlanarak toplamda üç kez zikredilir ve en fazla atıf yapılan ayet olarak ön plana çıkar.

Tarih boyunca iyi niyetli olmayan kişilerin (hususan din adamlarının) avamın dinî hissiyatlarını kendi menfaatleri için istimal ettikleri malumdur. Para karşılığında cennette tapu satma, aforoz etme, günah bağışlama gibi çok sayıda menfi hadise yaşanmıştır.

Bu ayetin kapsamını, ihlâs ile rabıtasını anlamak için daha başka açılımlara da ihtiyaç vardır. Özellikle maddi ve manevi tüm menfaatleri düşünmek bu manayı anlamaya yardımcı olacaktır. Maddi menfaat, makam sevgisi, şöhretperestlik, insanların teveccühünü kazanmak için ihlâsı kırmak en yaygın hataların başında gelir.

Tüm dünyanın maddi ve manevi imkânlarına hayatımız boyunca sahip olmak bile az menfaati çok yapmaz. Yani, “az” hükmündedir.  Zira geçicidir. Geçici olan baki ile kıyas edilemez. Az menfaat çok zarar getirir.

Dünyevî lezzetler çabuk acılaşır. Üstadın, “Şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.” tespiti üzerinde tefekkür etmeliyiz.  Bir üzüm tanesi yemenin yüz tokada sebep olacağı hakkıyla bilinseydi o üzüm tanesini yemek ister miydik?  Amelimizin neticesini düşünmek zorundayız. Menfaat ve lezzet bize ateş olarak dönecekse zehirli bal hükmünde olduğunu idrak etmeliyiz. Muhasebe yapma zamanı. Menfaatin hakikatte ne olduğunu tekrar değerlendirmek gerekiyor.

Ama nefsimiz var. Aldanabiliyoruz. Hazır lezzetlerin bir cazibesi var. Kırılacak şişe parçaları bile hazır olması sebebiyle elmaslardan daha cazip geliyor. O cazibe çoklarımızı vartaya sürüklüyor. Yani hatalı tercih yaptığımızda bunun yanlış olduğunun farkındayız. “Yani, elması elmas bildiği halde, camı ona tercih eder.” tespitinde bahsedilen çukurlara düşüyoruz.

Medyada yer alan haberlerde çeşitli menfaatler için ödenen bedelleri okudukça insanlıktan nasıl sukut edilebildiğine ibretle şahit oluyoruz. Şöhret için dağa tırmanırken ölen dağcılar, medyanın ilgisini çekerek insanların teveccühünü kazanmak için gayr-i ahlâkî davranış sergileyenler, makamı ele geçirmek için ayak kaydırmalar, para ve şöhret için haram hükmündeki yarışma programlarına katılma gibi gayretler kişinin iki cihanını da zehirliyor.

Netice itibariyle sonu hiçe inecek bir menfaat için ihlâsı kırmanın izahı yoktur. Tüm gayretlerin iflasla sonuçlanmasını istemiyorsak rıza-i İlâhî ekseninde gayret etmemiz gerekir. Aldanmamak ve aldatmamak için şahs-ı manevi içinde hareket elzemdir vesselam.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*