Bâb-ı âli’ye düşen cemre

Gazetecilik bizde, 1828’de II. Mahmud döneminde Kahire’de Vekâyi-i Mısriyye adıyla başladı, sonradan Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahvâl, Tasvir, Efkâr, Muhbir, Basiret, İbret takip etti.

İşte böyle gazeteciliğin revaçta olduğu bir dönemde, çok genç yaşında Tahir Paşa konağında ilimle meşgulken, bilhassa İslâmiyet’le alâkadar gazetelerden havadisleri okuyan Molla Said, paşanın getirdiği bir gazetede Kur’ân’a su-i kasd haberini görünce: “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!” 1 diye kuvvetli bir niyet ederek tarihe not düşüyor.

O günden sonra bu niyetini pratiğe dökerek; 90 ciltlik en temel kitapları hıfzına alıp büyük bir bilgi birikimi ve Bediüzzaman ünvanıyla fikirlerini neşretmek üzere İstanbul’a geliyor.

Kaldığı Şekercihan’da astığı “her suale cevap verilir” tabelâsıyla ve gazetelerde makaleler yayınlayarak fikirlerine zemin buluyor.

1908, 1909 ve 1920’ler de yazdığı bazı gazete ve makaleler; *Misbah Gazetesi “Hürriyete Hitab” *Şark ve Kürdistan “Hamidiye alaylarına dair Beyan-ı hakikat.” *Kürd Teavün ve Terakki “Bedîüzzaman Molla Said-i Kürdî’nin Nesayihi” *Volkan “Bedîüzzaman-ı Kürdî’nin fihriste-i makasıdı ve efkârının programıdır.” Serbestî, İkdam, Sebilürreşad v.b

Eski Said döneminde gördüğümüz bu hâllerden Yeni Said, gelen tehlikenin farkına varıp bütün himmetini Kur’ân’a ve imana vererek her şeyden uzak durur; “Eski Said, sigara ile beraber gazeteleri ve siyaseti ve sohbet-i dünyeviye-i siyasiyeyi terk etti. Buna kat’î şahid, o vakitten beri sekiz senedir bir tek gazete ne okudum ve ne dinledim.” 2

Bu dönemde lehte yazacak ne bir gazete ne de müdafaa edecek bir Allah’ın kulu çıkmamış, Anadolu’ya yayılan Risaleler, milletin tek haber alma kaynağı olmuştu. Her türlü engellere rağmen Bediüzzaman, mahkemeleri Nur’un neşri ve irşad salonları yapmıştı.

Tam 23 Sene devam eden bu hâl, Risale-i Nur’un tamamlanması ve de gelen yeni fitneler sonrası Afyon hapsinde; “Yeni Said mahiyetini gösteren âcib inkılâb-ı ruhînin bir misli, şimdi mukaddimatı bende başlamış. Ve üçüncü bir Said ve bütün bütün târik-i dünya olarak zuhuruna bir işaret tahmin ediyorum. 3

GAZETE İHTİYACI

Bu dönemde Risale-i Nur’un tamamlanması ve Demokratların da iktidara gelmesi, İslâmî gazete ve dergilerin boy göstermesiyle yeni bir dönem açılmıştı. Siyaseten ayrı düşmelerine rağmen İslâm’la ilgili haberlere kıymet vermiş hattâ o gazete ve dergilerden Risale-i Nur’a iktibas yapmış.

Bir misal: “Bu sırada, hem Ehl-i Sünnet gazetesi, hem buranın gazetesi, hem Zübeyr’in hararetli mukabelesi, Nurlar’la iştigalleri güzel bir ilânat hükmüne geçtiler. Benim bedelime, benim hoşuma giden bize dair bahislerine bakınız, bana bildiriniz” 4.

Durum böyleyken yakın geleceğe ışık tutma adına gazetenin; “Risale-i Nur bu mübarek vatanın manevî bir halaskârı olmak cihetiyle şimdi iki dehşetli manevî belâyı def’etmek için matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.” müjdesini veriyor. 5

Kader-i İlâhî’nin bir hükmü ya da kendisinden sonraya bir emir olsa gerek, sağlığında buna teşebbüs edilemiyor. Vefatından sonra ağabeyler bir müddet hizmetlerin tanzim ve Anadolu’yu gezip cemaati ayakta tutma adına gazete çıkarmaya vakit bulamadılar. Ancak bir müddet sonra gazete ihtiyacı (İslâmî başka yayınlar tatmin etmeyince) iyice su yüzüne çıkmıştı. Zira bir yandan zındıka hesabına çalışan gazeteler, diğer yandan İslâmî, ancak siyasal İslâm’la bulandırma tehlikesi karşısında, gazete ihtiyacı şiddetlenmişti.

Evvelâ haftalık gazetelerle İslâm’a büyük hizmetler edildi. Özellikle başörtü meselesinde dindarlara istinad noktası olmuştu.

68 kuşağı, artan anarşi siyasî çalkantılar, bilhassa siyasal İslâm’ın siyaset sahnesine girmesiyle artık günlük gazete şart olmuştu.

Nice kara kışlar görmüştü bu millet. Tek Parti zulmü, 27 Mayıs İhtilâli, üç demokrasi şehidinin idam edilmesi ve Süfyan komitelerinin millete rağmen, milleti yönetme refleksi Risale-i Nur’un intişarıyla sendeliyor, dindar demokrat seslerin çıkması gerekiyordu artık. İşte böyle kara kışlar sonunda “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” logosuyla Bâb-ı Âlî’ye cemre düştü; Yeni Asya…

Bu vesileyle gazetemizin 52. sene-i devriyesini bütün zerratımızla tebrik ediyoruz.

Dipnotlar:

1. Tarihçe-i Hayat. 2. Mektubat. 3. 4. Şuâlar. 5. Emirdağ Lâhikası.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*