Bağımlılığa götüren en önemli sebep ruhî tatminsizliktir

Özellikle günümüzde bunu çok görüyoruz. Gençler daha fazla eğilimli. Kanaatimce değer mekanizması bozulmuş durumdadır. Ailelerin değer verme biçimi insanın fıtratına uygun değil.

UZMAN PSİKOLOG KÜBRA YILMAZTÜRK: Bağımlılığa götüren en önemli sebep ruhî tatminsizliktir

İnsanın ruhsal yapısında doğuştan gelen bir bağımlılığı var mıdır?

İnsanın ilk bağımlılığı anneyedir. Onun bünyesinden çıkar ve dünyaya gelir. Ve çok uzun süre çocuk kendisini annenin bir uzantısı olarak algılayarak yaşar. Yürümeye başladıkça ben ve diğerleri ayrımını yapmaya başladığında kopuş başlar. Bebek doğduğu günden itibaren bu bağımlılık üzerinden hayata başlar. Ve bu tatmin kesinlikle tam anlamıyla doyurulmalıdır. Bundan yoksun bırakılmışsa, zaman içerisinde bağımlılıklar başka şekillerde ortaya çıkabilir.
Çocuğun yoksun bırakılmasından söz ettiniz. Bu nasıl oluyor?

Çocuğun altı alınır, karnı doyurulur, bütün ihtiyaçları karşılanır. Fakat yeterince sevilmemiş, dokunulmamışsa, yeterince tensel temas ile sevgi gösterilmemişse, bir bağlılık gerçekleşmemişse bağımlılık şeklinde kalır. Kişiler fıtrî boyutta yaşanması gerekilen süreci, fizyolojik ya da psikolojik olarak bağlılık sürecini yaşamadıkları zaman yaşanılmayan bu duygu boşluk halini alıyor ve bağımlılıkla doldurulmaya çalışılıyor. Burada sekteye uğrayan ve tatmin edilmemiş süreçler vardır. Özellikle hayatın ilk dönemlerinde… Hayatın başlarında anneye çok ciddî görevler düşüyor. Çünkü, anne içinden doğduğumuz varlıktır. Babaysa ilk karşılaştığımız yabancıdır. Anne, kendimize dair süreçleri düzenlediğimiz varlıkken; baba, sosyal hayatı, yani dışarıdakiyle olan hayatı düzenlediğimiz kişidir. Annenin yoksun bıraktığı şeyler büyük açıklar olarak devam eder. Sağlıklı ve güvenli bağlanma gerçekleşmediği zaman bu açık gittikçe büyüyor. Eğer sağlıklı süreçler sonraki dönemlerde, yani ergenlikte de yaşanmamışsa o zaman madde bağımlılığı, alkolden eroine, tinerden baliye kadar birçok bağımlılığı getirebiliyor.

Kişinin alkol ve madde kullanımına iten sebepler neler olabilir?

Bunu anlayabilmek için olayın davranışsal ve yetiştirme boyutlarına gitmek gerekir. Bunun ötesinde bir de yatkınlık dediğimiz bir şey vardır. Kişinin biyolojisi neyse, hadise o doğrultuda da şekillenebilir. Meselâ bir ailede eşler arasında çatışma vardır. Çatışmacı çocuklar meydana gelebilir. Fakat çocukların biri alkolik olurken diğeri olmayabilir. Veya bir şekilde üstesinden gelebileceği süreçler yaşayabilir. Alkol ve madde bağımlılığının yanına artık ekran bağımlılığı, kişi ve ilişkisel bağımlılıklar gibi bağımlıklar da eklendi. Genelde bağımlılıklarda çevresel faktörler etkilidir. Meselâ, bir arkadaşımın babası alkolik ve aynı zamanda meyhane işletmecisi. Bu kişi şöyle diyor: ‘Alkol içmedim, içmeyeceğim de, insanlara ne yaptığını biliyorum çünkü.’ Bunu bir şekilde aşmış. Bağımlılığa baktığımızda şunu görüyoruz. Bağımlı olan kişi bir şeyleri aşarak boşlukları doldurmaya çalışıyordur.

‘Ben bunu eğlence için içiyorum’ diyerek alkol kullananlar var. Bu kullanımlar bağımlılığına götürebilir mi?

Nasıl bir çevrede olduğu bunun için çok önemlidir. İlla ki bağımlılığa gitmek zorunda değildir. Doğarız, büyürüz ve zaman içerisinde yaşlanır ve olgunlaşırız. Sadece yaş olgunlaştırmaz insanı, gözyaşı da olgunlaştırır. Yani hayata yeni geldiği dönemlerde boşluklar kaldıysa içeride açık ve potansiyel bir tehlike olarak devam eder. Fakat burada nasıl bir ortamda yetişip kimlerle karşılaştığı çok önemlidir. Çocukluğunda yaşadığı şeylerin etken olabilme ihtimali vardır. Birçok insan ilerleyen yaşlarında alkolü ve maddeleri bırakarak çok farklı hayatlar yaşamaya başlıyorlar. Dünya bu tür örneklerle doludur. Meselâ, adsız alkolikler grubuna katılıyorlar. Kendisi gibi insanların olduğunu ve bu sürecin halledilebilir bir süreç olduğunu görüyorlar.

İRADEYİ NEYİN TETİKLEDİĞİ ÖNEMLİDİR

Bağımlılıktan kurtulabilme sürecinde irade ne kadar etkilidir?

İrade temel faktörlerden biridir. Fakat o iradeyi tetikleyen şey önemlidir. Meselâ, çocuk tiner ya da bali bağımlısıdır. Burada çok sağlam, kuşatan, destekleyen bir aile gereklidir. Tedavi süreçlerini ve bıraktığı sıkıntıları çocuklarıyla konuşabilen ve bu noktada çocuğu desteklemeye kararlı olan bir aile çok etkilidir. Veyahut çocuk, düzgün şartlarda bir grubun parçası olduğunda, gönül bağı ya da yapılan bir iyilik vasıtasıyla iletişim gerçekleştiğinde irade tetikleniyor. İrade potansiyel olarak herkeste vardır. Bunu neyin tetiklediği önemlidir. Fakat bu noktada kişiler için, biri iradeli diğeri değil gibi nitelendirilemez. Bu kişiden kişiye değişir.

Bu tür bağımlılıklar nasıl bir hasara sebep olabilir?

Bir hadis vardır: “İçki bütün kötülüklerin anasıdır.” Alkol aklı başında olmayan sağlıklı düşünemeyen insanlar meydana getirir. Öncelikle beyin hücrelerinden karaciğerlere kadar fizyolojik olarak çökertir. Organları sağlam çalışmayan bir insan sağlam temeller üzerinde işlemeyen bir zihin ve irade demektir. Bu bir kısır döngü gibidir. Kişi alkol aldıkça iradeyi tetikleyemeyecek hale gelir. Uyuşuk bir hal oluşur ve uyuştukça da bu süreçten çıkamaz. Meselâ baba alkolikse o ailede şiddet oluyor. Duygusal açıklıklar ve tatminsizlikler olur. Anneyi sağlıklı bir anne olamayacak bir noktaya itebilir. Anneliğini çocuklarına aktaramaz.

Bağımlı olan kişiler iç dünyalarında ne gibi sorunlar yaşayabilirler?

Bir sandalyenin ayakta durabilmesi için en az 3 bacağa ihtiyacı vardır. Bağımlılık sallanan bir üçüncü bacaktır. Her an fonksiyonunuzu yitirip işlevsellikten yoksun kalabilirsiniz. Nedeniyse bağımlı olmanızdır. Kişi madde bağımlısıysa bunu almadığında fizyolojik boyutta yoksunluk belirtileri başlar. Titreme, iyi düşünememe, terleme, kriz hali gibi. Durum bu şekilde olduğunda işlevsel düşünüp iradesini kullanabilen bir insandan bahsedemeyiz. Fizyolojik olarak sakatlanmış bir insanın krizlerini düşünelim. Sağlam bir iş çıkaramaz. Dolayısıyla sosyal ve bireysel açıdan işlev kaybına sebep olacaktır. Özgüven problemleri gibi birçok şeye sebep olacaktır. Diyelim ki kişi yoksun değil, maddeyi aldı. Bilir ki yoksun kaldığında bunu yapamayacaktır. Meselâ bağımlıların gözlerinin altı mordur. Yeterince beslenemedikleri için zayıflardır. Bu takım sorunlar temelde sağlıklı insan olmayı sakatlayan şeylerdir. En önemlisi de kişi kendisiyle iletişimi kopartır. 

Kişinin kendisiyle olan iletişimini koparması nasıl oluyor?

İç dünyasına dönüp murakabe yapamaz. İnsanın doğruyu yanlışı ayırt edebilme kabiliyetine salahiyet diyoruz. Bağımlılar o salahiyeti kaybediyorlar. Çünkü doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyecek bir hale geliyorlar. Fakat ayırt etme yeteneği yok diye, biz onu suçsuz kabul edemiyoruz. Çünkü o maddeyi kendi iradesiyle alıyor ve bağımlı olmayı tercih ediyor. Bu da hukukî sorumluluğu getiriyor. Sarhoş ya da madde etkisi altında biri yaptıklarından sorumlu değil diyemeyiz. Çünkü almadan önce ehliyet sahibiydi. Bunu özgür iradesiyle almaya karar verdi.

MANA BOYUTUNDA SINIR YOKTUR, FAKAT MADDE BOYUTU SINIRLIDIR

Hiçbir şeyin eksik olmadığı maddî güçleri yerinde olan ailelerde de bu tür bağımlılıklara rastlanıyor. Bunun sebebi nedir?

Burada bir sürü neden sayılabilir: Yoksunluklar, çatışmalı bir aile, sosyal sebepler gibi… Hiçbir çocuk ‘ben gidip bu maddeyi alayım’ demez. Baktığımızda maddî olarak zengin olan ailelerin çocuklarında bu durum daha çok görülüyor. İstatistikler böyle olduğunu söylüyor. Madde bağımlılığı maddî güce bakar. Kolay elde edilebilir olması daha rahat alabilmeye sebep oluyor. Eğer bu gücü olmazsa, diğer safhada suç işlenmeye başlar.  En önemli sebep eksik olan ruhsal tatmindir. Özellikle günümüzde çok daha fazla görüyoruz. Gençler buna çok daha fazla eğimli görünüyor. Kanaatimce değer mekanizması bozulmuş durumdadır. Ailelerin değer verme biçimi insanın fıtratına uygun değildir. Özel hocalar tutmak ve bütün maddî imkânları sağlamak, bütün bunlar elbette olsun. Fakat fıtrata uygun olmalıdır. Kapitalist sistemin getirdiği bir takım şeyler olacaktır. Fakat ona ruh giydirmediğinizde camid yani ölü bir şey oluyor. Davranışa, harekete, çocuk bakımına, çocukla ilgili her şeye ruh giydiren, anne babanın evlâdına verdiği değerdir. Bu da herhangi maddî karşılıkla olmuyor. Maddî yoksunlukta sebep aranır ve niye yoksun bıraktı diye sorulabilir. Maddî olarak her şeyi karşılıyor, bak değer verdi, diyemiyoruz. Değer, bambaşka bir şeydir. Madde bağımlılığında çok ilginç bir yön vardır. Uçuşa geçersin derler. O aslında manevî bir sekir haline benzer. Kişi adeta uçar, renkli şeyler görür, her şeye iyi bakmaya başlar, çok fazla derin düşünmez. Kendini uyuşturur ve mutlu olur. Huzur haline girer. Bunu maddeyle karşılamak geçici bir huzur halidir. 

Boşluklarını maddeyle doyurulan kişilerin vücutları her zaman daha fazlasını ister. Madde bağımlılığında aşırı dozdan ölmek diye bir şey vardır. Bir süre sonra vücut maddeyi tolere ediyor. Bu boşluğu maneviyatla doldursa, daha çok sevecek, sevginin katmanlarına ulaşacaktır. İnsanın mânâ boyutunda sınır yoktur, fakat madde boyutu sınırlıdır. Mânâda katmanlar açılıyor ve lâtifeler gelişiyor. İnsan geliştikçe daha da gelişiyor. Ve güzel hallerden oluşan bir şeylere dönüşüyor. Fakat sarhoşluk sahip olmaktır. Manevî tatminse bir şey olmaktır. Güzel bir şeylere dönüşmektir. Kişi sarhoşlukta o cezbe haline sahip olur. Manevî olarak terakkiyat gerçekleştikçe, devam ettikçe eder. Maneviyattan kastım sadece Allah aşkı değildir. Anneden babadan alınan sevgi, ilgi gibi güzel duygulardan bahsediyorum. Kişi algılarını açtığı için kişinin manevî teknesini genişletiyor. Alkol ve maddede alacağı yük bellidir. Ağzına kadar dolduğundaysa, artık tekneyi aşındırıyor ve ölüm gerçekleşiyor. Manevî alandaysa tekne genişlediği için doldukça doluyor. Manevî bir ölümsüzlüğe, bekaya gidiyor. Madde ve mânâ potansiyelimizi bilmemiz gerekiyor. Ruh ve mânânın arasında kıvam farkı vardır.

Çocukların ruhsal dünyasını bağımlı anne baba nasıl etkiler?

Bunu şöyle örneklendirelim. Çocuk dünyaya geldiğinde uzaydan gelmiş gibidir ve rehberi anne babadır. Çocuk konuşmayı, yemeyi içmeyi, ayakta durmayı, derdini anlatmayı bilmiyor. Hiçbir fizyolojik ya da psikolojik bütünlüğe sahip değil. Hal böyleyken, anne baba sarhoş ve kafası yerinde değil. Onu nereye götürdüğünü, ne yaptırdığını bilmiyor. (Tutarsız) bir tavır sergilenmiş oluyor. Anne baba en önemli kişilerken, dünyaya açılan kapıyken, her şeyi onlarla tanıyacakken çocuk bakıyor ki onlar yok. Anne baba kendinden habersizken çocuğu nasıl bir şeylerden haberdar edebilir. Çocuklar müthiş kayıt cihazlarıdır. Bizim küçük hallerimizdirler. Güveni, sevgiyi, tutarlılığı hissederler ve direkt alıp yansıtırlar. Hatta o yaşta aklın filtreleme özelliği olmadığı için, çok daha dürüsttürler. Çocukta gördüğünüz kusurları direkt anne babaya baktığınızda onlarda da görürsünüz. Çünkü ebeveynlerini yansıtırlar. Dünyaya açılan kapının tahrip olmaması gerekiyor. Bu onlar için müthiş bir tahribat sebebidir.

Aidiyet çok önemlidir

Alkol ve madde bağımlısı hiç olmayan aileler de yaşanan vak′alar için ne dersiniz?

Alt kültür dediğimiz bir şey vardır. Çocuk ailesinde istediği anlamda değer bulmadığı zaman, değer bulacak kliklere dahil olur. Alt kültürlere dahil olmaya çalışır. Çünkü o bir bireydir. Kendini tamamlamak ister. Bu, özellikle ergenlik döneminde olur. Bu dönemde aileden uzaklaşma ve arkadaşa yaklaşma vardır. Eğer böyle bir boşluk, değersizlik ve tatminsizlik hissiyle hareket ediyorsa, o hissi kapatmaya çalışır. Sağlıklı bir bağlanma olmayınca, arkasında tutunabileceği sağlam bir şey bulamadığı için, kendini iyi hissedebileceği klikler bulur ve onlara tutunur.

Bu kopma süreci ne zaman başlar? Ve ailenin yapması gereken şey nedir?

Aslında, ergenliğe gelmeden çoktan başlamıştır bu süreç. Ergenlik bunun son sahnesidir. Ebeveynler çekici bir aile hayatı kurmak zorundadırlar. Çocuğun yargılanmadığı, kabul edildiği, hataların görmezden gelindiği değil, hatalarının konuşulabildiği, hatalarıyla birlikte kabul edildiği bir aile ortamı kurmakla mümkün olur. Aidiyet çok önemlidir. Aile ortamını ait olduğu bir yer olarak görmezse tehlikeler direkt açık demektir. 

Çocuklardaki aidiyet duygusu nasıl geliştirilir?

Onun bir kişiliği ve şahsiyeti olduğunu kabul ederek özlük haklarını vermek gerekiyor. Anne babasından dünyaya geldiğini, fakat bizim birer uzantısı olmadığını kabullenmek gereklidir. Emanet olduklarını, bağımsız birer birey olduklarını kabullenmek gerekiyor. Kimdir? Nedir? Nelerden hoşlanıp keyif alır? Bu gözle bakılmalıdır. Bunun için de çok eğitimli bir anne baba olmak gerekmiyor. Şuurlu bir insan ve anne baba olmak yeterlidir. Yani murakabesini yapabilen, iç hesaplaşmasını yaparak kendiyle yüzleşebilecek cesareti olan kişiler olmalılar. Ülkemiz artık büyük ölçüde kırsaldan şehre kaymış durumdadır. Şehrin gailesi içinde boğulmamış, bir ailesinin olduğunun farkında olan ve işten aileye döndüğünde orada nefes alabileceğini hisseden ebeveynler olmalılar. Bunu kendileri hissedemezse çocuğa da hissettiremezler.

Bağımlılara ve bağımlı ailelerine neler tavsiye edersiniz?

Her şeyde olduğu gibi, bütün bağımlılık ve zaaflarda farkındalık çok önemlidir. Buna içgörü diyoruz. Bağımlılar bunun farkında değillerdir. Böyle bir sorun olduğunu düşünmeyebilirler. Ya da sorun olduğunu görmek istemiyor olabilirler. Bu noktada kişinin bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Öncelikle bağımlının, bu bir sorun, farklılık ve anormallik diyebilmesi gerekir. Bu noktada topluma, sağlıklı kalabilmiş bireylere görev düşüyor. Bu sorumluluk da öncelikle ailelerindir. Çünkü bağımlının en yakınındakiler onlardır. Toplum bütün kurum ve kuruluşlarıyla aileyi güçlendirmek ve aileye yatırım yapmak zorundadır. Güçlü bir ailede buna biri düçar olsa, ki muhtemelen olmaz. Olsa da etrafında kümelenen ona destek olan birileri olur. Destek ve yardım alır. O kişide onlara sarılabilir. Çok fazla yargılanmayacağı ve infaz edilmeyeceği için bunu yapar.

Reklâmların alkol ve madde kullanımına etkisi var mıdır?

Reklâmların insanların davranışları üzerinde çok büyük ölçüde etkisi vardır. Hedef analitik düşünceyi kullanabilen kişiler değildir. Bu maddeye duçar olabilecek grup da bunlar değildir. Buna sosyokültürel anlamda çöküntü yaşayan grup daha çok eğilimlidir. Bir film karesi ya da reklâmdan bir parça insanlara nasıl sunuluyor? Bunu incelediğimizde görünen şey; alkol, mutlu bir hayat, neşe, hayat ve özgürlük gibi kuramlar üzerinden gösteriliyor. Bütün bunlar kişilerin ‘o ne güzel sigara içiyor, ben de içeyim’ diyerek değil de, onun altında barındırdığı duygu ve hayat stilini vurguladığı için tercih edip özendiği bir şey oluyor. Reklâmlar, insanların duygu ve arzularına hitap eden bir şekle büründürülerek sunuluyor. Yerlerde sürünen, mahvolan madde bağımlılığından dolayı dağılan bir karakterle sunulmuyor. Psikolojik boyutu budur. Alt kültürden bahsetmiştik. Bir şeye, bir yere, bir statüye dahil olmak. Meselâ geçmişte yayınlanan bir reklâmda, zengin bir adam röptışambırını giymiş, elinde bir viski bardağıyla kahkaha atıyor. Bu görüntünün yansıttığı nedir peki? Güçlü, yöneten ve arzularını gerçekleştirmiş kişidir. Nefsin arzusu da maddî anlamda bütün bunları gerçekleştirmiş olmaktır. Maddî hazların tam hali, bütün ihtiyaçların karşılanması ve keyif alınmasıdır. Bağımlılığın da temel ögesine karşılık gelen budur. 

Amerika’da yapılan bir araştırmada, ünlü bir aktörün her sigara yakışında çok büyük oranda kişinin hiç fark etmeden sigara yaktığı görülmüş. Reklâmın belirli ölçüde etkili olmasının bir sebebi de kişiyi pasif durumda yakalıyor olmasıdır. Kişiyi maruzken, seyrederken ve zihinsel olarak eleştirmiyorken yakalıyorlar. Bunu bir konseptle, haz duygusuna hitap ederek yapıyorlar. Dolayısıyla çok etkili olduğu bir gerçektir.

Kübra Yılmaztürk kimdir?

10 Kasım 1979 yılında İzmit’te doğdu. Üniversite yıllarından itibaren İstanbul’da ikamet eden psikoloğumuz, aldığı çeşitli eğitimler ve bu eğitimlerin danışmanlık alanında tecrübeye dönüşmesi ile birlikte 10 yıldır bu alanda hizmet vermektedir. Yaşadığımız çağda insanların daha yalnız ve daha meşgul olduklarını ilk gençlik yıllarından itibaren fark etmiş olan uzmanımız, çağımızda insanların iç dünyalarındaki dengeyi daha az önemser hale geldiklerini düşünmektedir. Bu doğrultuda insanlara yaşadıkları sıkıntılar ve iç dünyalarındaki açmazlar konusunda rehberlik etmeyi amaç edinmiş ve bunu yaparken de “gönülden gönüle yol vardır” felsefesini benimsemiştir. Danışmalığın, kitaplarda anlatılan kaide ve kuralları bir matematik formülüymüşçesine insanlara uygulamak olmadığını düşünmektedir. Yardım etmenin ayna tutarak ve karşıdaki kişinin yerine kendini koyarak, yani empati yaparak mümkün olacağına gönülden inanmaktadır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*