Bahane bulmak mı çözüm üretmek mi?

Hiçbir bahane neticenin önüne geçemez! Ahir zaman alametlerinden “Bahane” bulmak veya uydurmak sanki bir moda haline geldi. Rabbim bu hastalıktan bizleri muhafaza eylesin. Amin.

İnsanlık, hayatın her merhalesinde; menfaat odaklı, derin güçlerin sinsi planlarıyla karşı karşıya! Kur’ânî hakikatlerin önünü nefsin hileleri ve bahaneler alırsa o zaman işimiz kolay olmaz!

Her konuda “bahane” üretmek hayatta adet haline gelmişse müspeti bulmak zor demektir! İslâmda meşru zemin ve çözüm, “Zarurettir!” Zaruretin meşru dairesi de keyfi değil, hayati derecede önemli olanıdır.

“Bahanebanka” abone olanlardan sağlıklı ve istikametli hizmet beklenmez. Doğruya, müspete menfi direnme inadını tarafgirlikle, bahane üretmeye dönüştürmek, insanın kendini avutma tesellisidir.

Şuurlu Müslümanların Kur’an esaslı hükümleri çok iyi bilmesi ve tahlil etmesi gerekir. Allah’ın rızası yerine; “Başarı” adı altında göz boyamaya aldanmak bir zemin kayması ve kırılma noktasıdır.

Siyasî   noktada, İslam adına siyaset yapma iddiasıyla yola girip, İslâmı siyasete alet edip bunca yanlışı yapanların, Kur’an adına bir başarı bekleme tezi, Risale-i Nurlarda karşılığı yoktur.

Hizmet faaliyetlerinde de İlâhî emir ve Hakk’ın rızası yerine, dünyevî maksat ve neticeleri öne çıkarmanın da İslâmî ve Kur’anî bir karşılığının varlığı Risalelerde yoktur. Doğru ve çözüm şöyledir.

HATALARI TAMİR YOLLARI

Risale-i Nur, her hadisede, hakiki marifet caddesini, Kur’an’dan aldığı ilhamla tefsir ediyor. Bin senedir devam eden bir tahribi önleme ve tamir etmeye çalışıyor. Esas manevî cihad ve hizmetin bu tarzla mümkün olacağını gösteriyor.

Bu zamanın şart ve icapları karşısında Kur’ân dersini dinleyerek, birleşip kardeş olma, ona uygun hizmet tarzını Kur’ân’ın nuruyla olabileceği mesajını veriyor. Doğru, geçerli, tebliğ ve irşadın, tevfik-i İlâhiyeye uygun hareketle isabetli olacağını açıklıyor.

Bahanelere karşı çözümün; ancak sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) uymakla olacağını belirtiyor. Kadere imanın, tevilsiz ve günahlara karşı istiğfar ve Allah’a iltica etmenin yollarını gösteriyor.

Şeytanın hile ve oyunlarına karşı, en kuvvetli kale olan Kur’ânî kaleye sığınmanın önemini tespit ediyor. Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebinden ayrılmamak ve Kur’ân’ın metin kalesine girip, tevfik-i İlâhî ile hareket etmekle kurtulmaya muvaffak olunacağını izah ediyor.

Cismi küçük, cürmü, zulmü, ayıb ve günahı büyük biçare insanın; kâinatın hiddeti, mahlûkatın nefreti, mevcudatın öfkesinden kurtulmak için Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmeye dâvet ediyor.

Şeytanın desiselerine müptelâ olan insana, dinî, şahsî ve toplum hayatında; selâmet, sıhhat, istikamet, kalbi tatminiyet için sağlam Kur’ân mizanlarının rehberliğine tabi olmayı tavsiye ediyor. Risale-i Nurların, bir Rabbânî Hazine olduğunu ve ancak Rahmân-ı Rahîmin inâyetiyle bu mübarek eseri okuyup anlayanların ondan zevk alarak doğru çıkış yolu bulabileceklerini bildiriyor.

Cüz’î ihtiyar ve şerlere sebebiyet veren şeytanın müthiş tahribatına karşı istiğfar ve Allah’a iltica ve Sünnet-i Seniyeye riayet iktiza ettiğini hatırlatıyor.

Bu güzel çözümleri, okuyup, anlayıp, hazmedip yaşayıp yaşatmak ümit ve duasıyla.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*