Başkan Bush´tan yenilikçi ve değişimcilere selâm

Neo-con’ların başı, ayağının tozuyla Ankara’da bu mesajı vermiş. Dünyayı ve bilhassa İslâm âlemini arzusu istikametinde değiştirmeyi hedef edinmiş birisinin en önemli mesajı bu olsa gerek. Başkana göre herşey değişmeliymiş. Tabiî ki fıtrî değişimden bahsetmiyoruz. Gücün, kuvvetin, bilgi ve zenginliğin imkânlarıyla… Bu değişimci insanın hakimiyetine ve “süper gücüne” inanıyor, değişimin binlerce ayağı için binlerce projeler…

Meselâ dağların yerleri de değişebilirmiş… İklimlerin ve coğrafyaların değiştiği gibi… Sebzeler ve meyvelerden, hayvanlara kadar… Çok verimli ve dayanıklı domates ve elma nasıl elde edilebilenecekse, geniş coğrafyalara ihtiyaç olmaksızın hayvanlar nasıl çoğaltılacaksa her şey değişimle yapılacak… Hatta insanları da değiştirmek gerekiyormuş… Üstün ırklara hizmet edecek; çalışkan, kuvvetli ve itaatkâr hizmetçiler elde etme projesine çoktan başlamışlar.

Değişime karşı durmak mümkün mü? Fıtratı konuşuyoruz. Mevsimlere karşı gelmek… İhtiyarlığa ve ölüme karşı olmak… Geceye ve kışa isyan mümkün mü? Evet, fıtrî değişime karşı gelinmez… Yenileşme de fıtrîdir… Her gelen saniye, doğan; bebek, alyuvar, güneş, çekirdek ve filiz yeni değil mi? Aldığımız nefes, yediğimiz lokma ve kalb atışlarımız… Hangisi yenileşmeden haber vermez ki…

Biz, fıtrata müdahale sûretiyle değişim ve yenileşmeye karşı olduğumuzu söyleyebiliriz. İnsan haddini aştığında, Yaratıcısından gaflet veya Onu inkâr ettiğinde fıtratla mücadeleye başlar… Yaratıcıyı unutan bir insan, kendi mahiyetini de unutur… Acz ve fakrla yoğrulmuş hâlini… Dünyanın yegâne hakimi iddiasındaki Nemrut’un küçük bir sinekçe öldürülüşünü… Firavunun saraylarının bir karıncayla tepesine yıktırılışını… Hep unutur…

Yaratıcıyı inkârdan fen ve felsefe dünyamıza yalnızca acı gözyaşı getirdi… Batılı insanın aklını uçurdu. Teknolojinin bazı harikalarına takılan insan birşeylere sahip ve kadir olduğunu vehmetti. Yaratıcıya inanmak, O’ndan İlâhî bir mesajın geldiğini kabullenmek ve o mesajı dinlemek “fen ve felsefeyi” ilâhlaştıran Batılıya ters geldi. Yaratıcının yerine—hâşâ—insanı oturtma ahmaklığına kapılmış Batılı, heva ve hevesine göre bir dünya kurarken, işe “değişim ve yenilikçilik” sloganıyla başlıyor… Bilirsiniz ki, sloganların ekseriyeti yalandır… Güya aklı herşeyi ihata edeceğinden, hevesine göre bir dünyayı dizayn edeceğini hayâl ediyor… Belki de inanıyor.

Fıtratla mücadele ile başlayan “değişimin” bir başka isminin “tahribat” olduğunu belki de yenilikçiler bilmiyorlar. Yaratıcıya ve yaratıcının sanatı olan fıtrata başkaldırarak… Hangi sahada olursa olsun… İster fenler sahasında, isterse sosyal hâdiselerde… İnsanı güzelleştireceğim diyerek değiştirmeye kalkıştığı ve pis elleriyle berbat ettiği o kadar örnekler var ki… Bizim konumuz Sayın Başkanın başkanlığındaki global mızıka… İşte Afganistan… Kurtarmaya gittiler… Dünyayı da kandırdılar… On binlerce can, milyonlarca hukuk kaybı ve baykuşların bugün ötüştüğü bir virane… Karzaî denilen kişi bazen mezar bekçisi, bazen de gardıyan… Halk otuz-kırk yıl öncesine hasret…

Yenilikçilik ve değişimin yalanla ranta dönüştüğü, bugüne has değildir. Fakat Kur’ân’ı ve İslâmı değiştirmeyi hedefleyenlerin tarih boyunca nasıl “Kur’ân’ın Mucizevî duvarına” tosladıklarını harabelerden sorsunlar… Kur’ân; kâinatın sahibi, yaratıcısı ve terbiyecisi adına, haddini bilmeyenlerin burunlarını ve kafalarını çarparak kırdıkları bir sed… Onlar genellikle acz ve fakrlarını bu çarpmadan sonra anlarlar… Çok güvendikleri ilâhlarıyla birlikte ENE’leri de zir-ü zeber olduğı zaman… Amerikalı maddeci ve dinsiz değişimciler henüz Kur’ân’la karşı karşıya gelmiş değiller…

Mr. Bush İslâmiyeti hiç bilmiyor. Kafası zeki milletin çocuklarının, eline tutuşturdukları yanlışlarla malûl yalnızca. Protestanlığı biliyor. İslâmın neden reformunu geciktirdiğini çevresine soruyor. İslâm topluluklarının içlerinden bir Luther, bir Calvin çıkarmaları için maddî mânevî yardımcılar vaad ediyor. Bush’tan daha zeki Wolfowitz, Perle, Friedman ve Safire gibileri M. Kemal’in İslâmın protestanlığını kurduğunu, fakat Anadolu’nun dar kalıpları içinde hapis kaldığını iddia ediyorlar. Her İslâm ülkesinden bir M. Kemal istiyorlar… Zekî kavmin zekî çocukları…

Dikkat ederseniz bugünkü değişimciler dünkü diktatörlerin hamîleri… İslâm âleminin hürriyet içindeki fıtrî değişimini istibdatla durduranlar, bugün karşımıza demokrasi havarîsi ve değişimci olarak çıkıyorlar. Buna isim de bulmuşlar: BOP!.. Bu tahribatçıların niyeti çok kötü… Fakat Müslümanlardan “red” görecekler… İslâm toplulukları bu haramîlerin; okul sınıflarına, müfredat programlarına, düğün derneklerine ve camilerine kötü niyetle girmelerine müsade etmeyecekler… Güç, kuvvet ve hile her şey değildir… İşte Mezopotamya batağı… Churcill’in başını çektiği fitneyi Petrol adam başarıya ulaştıramaz. Zorla değişimcilerin ve yenilikçilerin hiç sevmedikleri şey hürriyet ve demokrasidir.

Yenilikçilik ve değişimcilerin en belirgin özelliği arzularını topluma ve halka dayatmalarıdır. Enstitülerde hazırladıkları, içinde halkın olmadığı projeleri dayatmak… BOP’un en önemli ayağını üniversitelerde konuşuyoruz: Tesettür ne zaman ve hangi İslâm toplumunda problem olmuş? Tam bin beş yüz seneden beri hiçbir İslâm coğrafyasında sıkıntı yok… Sıkıntı bugün için bu coğrafyalara musallat olmuş münâfıklarda ve Avrupa dinsizlerinde… Bir Müslümanın nasıl bir İslâmı yaşayacağına “dinsizler” karar verecekler. Fakat Neo-Con’lar çok yakında kilise duvarına da toslayacaklar. Zira bu dinsizlerin hiçbir İlâhî dine tahammülleri yok… İsevî dünya da bunu biliyor. BOP aslında bir ısınma hareketi…

Doğrusu BOP’çular değişim ve yenileşmeyi bizzat Müslümanlara bırakmalı… İnsanlığı ve yaratılışı en güzel temsil eden Hz. Muhammed’e (asm) bakarak zaman içinde eksik-aksaklıklarını giderirler, onlar. Neticeden herkes memnun kalacak. En çok da korkutulan Batı toplumu. Zira onlar da fıtratın peşindeler… BOP’çuların ellerindeki tüm âlet, edevat ve teşhislerin sahte ve bozuk olduğunu onlar da biliyorlar.

Netice olarak, bu katil, soyguncu ve haramîlere insanlık adına karşı koymaktan başka çare yok. En tehlikelisi ne olabilir ki… Şehit Menderes´in akibeti değil mi? Canını, bir milletin; şeref, haysiyet ve bağımsızlığı uğruna darağacında fedâ ederken, hem demokrasi kahramanı ve hem de milletin ebedî başkanı ünvanını almadı mı? Aksisi… Aksisi yalnızca zillet…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*