![]()
Tarihe 93 Harbi olarak geçen meş’um savaş. Osmanlı’nın içe kapanıp geriye çekilmeye başladığı yıllar. Balkanlar ve Kafkasların kaybedilip Yeşilköy’e kadar girildiği, doğuda Erzurum’a kadar olan bölgenin işgal edildiği tarih olan ve miladi 1878 yılına denk gelen zaman. Bediüzzaman Said Nursî’nin Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya geldiği tarih.
Anadolu topraklarından çıkıp dünyaya meydan okuyan bu büyük insanın vefat yıldönümü 23 Mart 1960. Bu vesileyle doksan seneye yaklaşan bereketli bir ömrün sahibi bu büyük insanın hayat hikâyesinden kısaca bahsetmek istiyorum.
Erken Dönem ve Deha’nın Ortaya Çıkışı
İlk tahsiline ağabeyi Molla Abdullah ile başladı. Sonra Tağ köyündeki medresede devam etti. Tahsil hayatı boyunca birçok medresede kısa süreli olarak ders gördü. Alabildiği en düzenli tahsili Doğubayazıt’ta Şeyh Mehmet Celalî medresesinde gördüğü üç aylık tahsildir. O gün medrese usulüne göre okunması gereken dersleri bu süre içinde tamamlayarak icazetini (diploma) aldı.
Doğu illerindeki medreselerde yapılan ilmî münazaralarda rüştünü ispat etti. Girdiği münazaralardan başarı ile çıktı. En zor metinleri kolaylıkla kavraması, okuduğu kitapları ezberlemesi, harika bir zekâ, onu devrindekilerden üstün bir konuma yükseltti. Bu farklılığından dolayı zamanın âlimleri ona “Bediüzzaman=zamanın harikası” unvanını verdiler.
Bitlis’e gitti. Vali Ömer Paşa’nın konağında kendisine bir oda tahsis ettiler. Konağın büyük kütüphanesi, onun fen bilimleri konusunda en son bilgileri almasına zemin hazırladı. Burada geçirdiği iki yıl boyunca din ilimlerinde olduğu kadar fen ilimlerinde de büyük bir vukuf kazandı.
Van Yılları: Fikri Dönüşüm ve Büyük Hedef
Bölgenin üst seviyedeki insanlarının daveti üzerine Van’a gitti. Van Valisi Tahir Paşa ile samimi bir dostluk gelişti. Konağın zengin kütüphanesi, günlük gazetelerin geliyor olması onun için bulunmaz bir zemindi. Bir taraftan tarih, coğrafya, matematik, kimya, astronomi ve felsefe gibi ilimlerle derinlemesine uğraştı. Burada bir üniversite projesi geliştirdi. Büyük hayali olan “Medresetüzzehra” adını verdiği bu proje için neredeyse bir ömür harcadı. Bir taraftan da Horhor Medresesinde ders veriyordu.
Tahir Paşa, bir gün ona, konağa gelen gazetelerin birinde, İngiltere’nin Sömürgeler Bakanı Gladstone’un Avam Kamarasında yaptığı konuşmayı okudu. Gladstone, elinde bir Kur’ân-ı Kerîm’le kürsüye gelerek, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’ân’ı sukut ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” diyordu.
Bu söz Said Nursî’nin dünyasında fırtınalar kopardı. Belki de, hayatının en önemli kararını vermesine yol açtı. Gladstone’un sözüne karşılık, “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülemez ebedî bir güneş gibi mu’cize olduğunu dünyaya ilân edeceğim” diyen Bediüzzaman, hayatının diğer bir gayesi olarak, “Kur’ân’ın bu asra bakan mânevî mu’cizesini insanlara ispat ederek gösterme kararı”nı aldı.
Van’da kaldığı uzun sürenin neticesi olan bu karar ve doğuda kurulmasını istediği üniversite fikri Said Nursî’nin bundan sonraki hayatını şekillendiren en önemli iki hareket noktası oldu.
Van’ın Said Nursî gibi bir deha için çok yetersiz kaldığını düşünen tecrübeli Osmanlı paşası Van Valisi Tahir Paşa, onu İstanbul’a gitmesi için teşvik etti. Nihayet Said Nursî, 1907 yılının sonlarında İstanbul’a gitmeye karar verdi. Maksadı, fen ilimleriyle din ilimlerinin beraber okutulacağı, idealindeki üniversite düşüncesini hükümete iletmekti. O zaman Bitlis valiliği yapmakta olan Tahir Paşa’nın Sultan Abdülhamid’e yazdığı referans mektubunu alan Bediüzzaman, önce kara yoluyla Trabzon’a, oradan da gemiyle İstanbul’a gitti.
İstanbul’a Gidiş ve Hükümetle Çatışma
Bediüzzaman, İstanbul’da ilk önce Ferik Ahmet Paşa’nın evine yerleşti. İlk iş olarak, doğuda kurulmasını istediği üniversiteyle ilgili bir dilekçeyi padişahın özel kalem dairesi, Mabeyn-i Hümâyun’a sundu. Ancak, hükümet dilekçe konusu üniversite projesinin önemini kavrayamadı. Bu yüzden gerçekleştirmek için hiçbir teşebbüste bulunmadı.
İstanbul’a gelişinden 2 ay sonra Fatih’teki Şekerci Han’da kalmaya başladı. Odasının kapısına, “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz” diye bir levha astı. İçerisinde âlimlere ve aydınlara gizli bir meydan okuma da bulunduran bu davet, kısa sürede bütün İstanbul’a yayıldı. İlim adamları, medrese hocaları, talebeler, siyasetçiler, herkes bu âlimi konuşmaya başladı.
İnsanların yavaş yavaş bu genç âlimin etrafında toplanmaya başlaması hükümetin evhamlanmasına sebep oldu. Birkaç kere tutuklandı ve serbest bırakıldı. Said Nursî’den kurtulmak isteyen hükümet, onu bu defa tımarhaneye gönderdi. Bunun, “muhalifleri sindirmek için bir yol” olduğunu bilen Said Nursî, “Akıllılık dediğinizin çoğunu ben akılsızlık biliyorum. O çeşit akıldan istifa ediyorum” diyerek, kendisini susturmak isteyenlerle uzlaşmadı. Onu, Toptaşı Tımarhanesi doktorunun, “Eğer Said Nursî’de zerre kadar cünun varsa, dünyada akıllı adam yoktur” diye rapor vermesiyle de serbest bırakmadılar, tımarhaneden alarak tevkifhaneye gönderdiler.
Gözaltındayken Zaptiye Nâzırı Şefik Paşa kendisini ziyaret ederek, padişahın selâmıyla birlikte “ihsan-ı şahane”den 1000 kuruşu takdim etmişti. Şefik Paşa aynı zamanda eğitim hakkındaki teklifinin Bakanlar Kurulu’nun gündemine alındığını, kendisinin ise açılacak üniversiteye 30 lira maaşla rektör tayin edildiğini ve maaşının hemen başlayacağını da tebliğ etmişti. Bediüzzaman ise bunun bir “sus payı” olduğunu ifade ederek kendisine takdim edilen makamı ve ihsanı reddetmiş ve derhal padişahla görüşmek istemişti. Hayretler içerisinde oradan ayrılan Şefik Paşa’dan ve hükümetten herhangi bir haber çıkmamış, Bediüzzaman’ın tevkifhanede tutukluluğu devam etmişti.
Haftaya devam edelim.