![]()
Said Nursî Hazretleri “terörsüz bir Türkiye” fikrine doğrudan bu isimle yazılmış bir ifadesi yoktur; ancak şiddete karşı duruşu, müsbet hareket anlayışı ve toplumsal barış vurgusu, bugün “terörsüz bir Türkiye” diye ifade edilen hedefle büyük ölçüde örtüşür.
Türkiye’de neden terör var?
Birçok sebep olmasına rağmen dikkat çekici beş madde üzerinde durmak istiyorum:
- Tarihsel ve kimlik temelli sorunlar
- Terör örgütlerinin ideolojisi ve stratejisi
- Bölgesel ve uluslararası faktörler
- Sosyo-ekonomik faktörler
- Devletin zaman zaman hatalı politikaları
1- Tarihsel ve kimlik temelli sorunlar:
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte merkeziyetçi ulus-devlet modeli (Bu modelin altında istibdat, adaletsizlik, baskı, rey-i vahit yani tek adam zulmü hâkim olmuştur.)
Kürt meselesinin uzun süre inkâr ve güvenlik politikalarıyla ele alınması dil, kültür, temsil ve eşitlik taleplerinin gecikmesinden dolayı terör örgütlerinin “biz temsil ediyoruz” iddiasını güçlendirmiştir.
2- Terör örgütlerinin ideolojisi ve stratejisi
- Örgütler, meseleyi silahlı mücadeleyle çözebilecekleri iddiasıyla hareket etti.
- Şiddet, hem devleti provoke etmek hem de halk üzerinde baskı kurmak için kullanıldı.
- Zamanla örgüt, halktan kopan, ama silahı bırakmayan bir yapıya dönüştü. Sorunlar gittikçe daha da derinleşti.
3- Bölgesel ve uluslararası faktörler
- Türkiye’nin Ortadoğu’ya komşu olması,
- Irak, Suriye gibi ülkelerdeki istikrarsızlık,
- Büyük güçlerin terör örgütlerini vekâlet aracı olarak kullanması, terörü sadece “iç mesele” olmaktan çıkardı.
4- Sosyo-ekonomik faktörler
- Yoksulluk
- İşsizlik
- Eğitim ve fırsat eşitsizliği
Bunlar örgütlerin insan devşirmesini yani gençleri dağa çıkarmayı kolaylaştırdı.
5- Devletin zaman zaman hatalı politikaları
- Toplu cezalandırma algısı
- Hak ihlalleri
- Güvenlikçi dilin uzun süre tek çözüm olarak görülmesi. Bunlar, terörle mücadeleyi eksik hale getirdi. Elli seneye yakın bir süreç içinde yapılan mücadelelere rağmen hâlâ tamamen terör bitmedi.
Sebebi ise: - Silah bırakan örgütler siyasi ve psikolojik olarak çözülmeden bitmiş sayılmaz
- Bölgesel kaos yani kargaşa sürüyor
- Güven inşası çok zor ve zaman alıcı
- Travmalar hâlâ canlı, bölge halkı üzerinde derin ve kalıcı etkiler bırakıldı.
Şunu net ifade edersek: Terör kaçınılmaz bir kader değildir. Said Nursî’yi bugünün Türkiye’sine taşıyarak, Eski Said Dönemi eserine bakıldığı zaman Said Nursî hazretleri, silaha ve etnik temelli isyanlara karşı çıkmış. “Müslüman Müslümana kılıç çekemez” demiş.
- Şiddeti dinin ve aklın reddettiği bir yol olarak görmüş. “Bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez.” İnkâr ve asimilasyon politikalarını zulüm olarak görmüş. Dil ve kültür üzerindeki baskıları adalete aykırı demiş. Islâh edici eleştiri yapar, fakat devrimci değildi.
Said Nursî Hazretleri daima itidalli tembihlemiş.
Müsbet hareket, Adalet-i mahza ve eğitimi nazara vermiştir.
a) Müsbet hareket: Şiddetsiz, ahlâki, sabırlı bir mücadele ararken devleti ve toplumu kucaklayan, provokasyona kapılmayan bir duruş sergilemiştir. “Asayişe zarar vermek, en büyük cinayettir.” demiş.
b) Adalet-i mahza: Bireysel suç → bireysel ceza, toplu suçlama ve toplu cezanın reddi ile hukukun herkes için eşit işlemesini tavsiye etmiştir.
c) Eğitim ve maneviyat: Medrese + mektep + tekke birlikteliği, Kürt bölgelerinde nitelikli eğitim, Dinin teröre alet edilmesinin önüne geçecek sahih ilim için mücadele etmiştir.
Said Nursî, her türlü silahlı isyanı, anarşiyi ve iç çatışmayı açıkça reddetmiştir.
Şiddet, masumlara zarar verir, toplumu daha da parçalar, İslam ahlakıyla bağdaşmaz, terörü dinî ve ahlakî açıdan zararlı görmüştür.
Said Nursî hazretleri, terörsüz bir toplum için, sorunların silahla değil fikirle ve hukukla çözülmesi gerektiğini savunmuş. Türk–Kürt kardeşliğini aynı din, tarih ve kader birlikteliğini vurgulamıştır.
Etnik temelli ayrışmaların dış güçler tarafından körüklendiğini, bunun da ümmete ve vatana zarar verdiğini söyler. Terörün beslendiği ayrımcı dili reddeder.
Said Nursî, zulme karşı olmakla birlikte devlet otoritesinin yıkılmasını daha büyük bir fitne olarak görür. Asayişin bozulması, masumların bedel ödemesine yol açar. Islah yıkarak değil, düzeltip güçlendirerek olur. Bu da terörsüzlüğün temel şartlarından biridir.
Kürt meselesi bağlamında Said Nursî’nin yaklaşımı oldukça net, bütüncül ve barış merkezlidir. O, meseleyi ne inkârla ne de ayrılıkçılıkla ele alır; kardeşlik, adalet ve eğitim ekseninde çözümler sunar. Kürtlerin dilinin, kültürünün, sosyal yapısının meşru olduğunu kabul eder. Ancak bu kimliği ayrılıkçılığın değil, birlik içinde yaşamanın bir parçası olarak görür.
“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır.” Bu sözü, Kürt meselesinin temel sebeplerini özetler. Kürtlerin hak arayışının silahla ve isyanla yürütülmesine kesin olarak karşıdır.
Gerekçeleri: Masum Kürtlerin zarar görmesi, Türk–Kürt kardeşliğinin bozulması, dış güçlerin meseleyi istismar etmesi, Şeyh Said İsyanı gibi olaylara mesafeli durması da bu yüzdendir. Ona göre bu tür hareketler Kürtlerin lehine değil; aleyhine sonuçlar doğurur, demiş.
Said Nursî’ye göre Türkler ve Kürtler: Bin yıldır İslam çatısı altında beraber yaşamışlar, aynı cephede savaşmış, aynı kıbleye yönelmişlerdir. Ayrılmaları her iki taraf için de yıkımdır. Bu yüzden etnik temelli çatışmayı İslam kardeşliğine aykırı görmüştür.
Dış Güç Uyarısı
Said Nursî, Kürt meselesinin özellikle yabancı devletler tarafından kışkırtılabileceğini söyler. Amaçları bölgeyi karıştırmak, Müslümanları birbirine düşürmek ve zayıflatmak olduğunu vurgular. Bu yüzden ayrılıkçı söylemlere karşı temkinlidir.
Said Nursî’ye göre Kürt meselesi
Kimlik vardır ama ayrılık yok, hak vardır ama şiddet yok, sorun vardır ama çözüm terörde değildir. Çözüm eğitim, adalet, kardeşlik ve müsbet harekettir. Bugün “terörsüz çözüm”, “toplumsal barış” ve “birlik içinde haklar” gibi kavramlar konuşuluyorsa, Said Nursî bu çizgiyi bir asır önce açıkça ortaya koymuştur.
Said Nursî, özellikle Türk–Kürt kardeşliğini aynı din, tarih ve kader birlikteliğini sıkça vurgulamıştır. Bu yüzden etnik temelli çatışmayı İslam kardeşliğine aykırı görür.
4. Eğitim ve Adalet:
a) Eğitim: Doğu ve Güneydoğu için planladığı Medresetü’z-Zehra projesi:
Din ilimleri + fen ilimleri birlikte, ana dilin dışlanmadığı, bölgenin geri bırakılmasını önleyen bir modeldir.
b) Adalet: Devletin sert, dışlayıcı ve tek tipçi uygulamaları tepki doğurmuştur. Kimlik ve dil meselesinde, Said Nursî Kürt kimliğini ve Kürtçenin varlığını doğal görür, ama kimliği ayrıştırıcı bir ideolojiye dönüştürmez. Kimlik, kardeşliğin içinde yaşamalıdır. Uzun yıllar inkâr ve baskı politikaları uygulandı bu durum, tepki, radikalleşme ve kimliğin siyasileşmesi sonucunu doğurdu.
Said Nursî, hem devlete hem topluma ahlâki bir denge çağrısı yapar. Ahlâk, adalet ve eğitim olmadan hiçbir siyasi çözüm kalıcı olmaz. Türk–Kürt halkı için en önemli tavır, bütün tartışmaların üstünde duran tek bir ilkeye indirgenebilir: Birbirini düşman değil, kader ortağı olarak görmektir. Türk–Kürt halkı için en önemli tavır şudur: Hak ararken kardeşliği yıkmamak; adalet isterken masumu ezmemek. Dinî açıdan Türk–Kürt halkı için en önemli tavır, çok net bir ilkeye dayanır: Mümin kardeşini kimliğiyle değil, kul hakkıyla değerlendirmek. Bunu Kur’ân ve İslam ahlakı çerçevesinde nazara vermek gerekirse;
c) İmanda Ölçü: Kavim Değil, Takva İslam’da üstünlük ölçüsüdür. Irk, soy, dil değildir. “Allah katında en üstün olanınız, takvaca en üstün olanınızdır.” (Hucurât, 13) Bu ayette: Irk üstünlüğü, Kavmiyetçilik, etnik kibir, Türk’ün Kürt’e, Kürt’ün Türk’e iman açısından hiçbir üstünlüğü yoktur. İslam’da masum can dokunulmazdır.
“Kim bir canı haksız yere öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Maide, 32)
Bu yüzden: Terör, intikam, toplu cezalandırma “Ama onlar da yaptı” mantığı dinî olarak meşru değildir.