Bediüzzaman’ı tanısalar

Kimileri görmek ve göstermek istemese de, şükürler olsun ki Bediüzzaman’ın haber verdiği ‘cennetâsâ bahar’ın çiçekleri açmak üzere. Bir ‘film’in, yıllanmış ‘tabu’ları nasıl da târ-u mâr ettiğine bütün dünya şahit oluyor…
Malûm, Bediüzzaman’ın hayatını anlatan “Hür Adam” filmi bazı sahneleri sebebiyle ciddî bir tartışma başlattı.

Filmin bir sahnesinde Bediüzzaman, M. Kemal’le ‘bacak bacak üstüne atarak’ konuşuyor, ona itiraz ediyor ve görüşmeyi kendisi bitirerek ‘kapıyı çarparak’ odadan çıkıyor.

Böyle bir sahneyi içlerine sindiremeyenler “Hayır, Bediüzzaman ile M. Kemal arasında hiçbir görüşme olmadı” deyip durdular. “Belge” yok dediler ama var olan belgeler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Bediüzzaman’ın hayatını anlatan kitaplarda bu meseleler hep vardı. Ama bazıları bu anlatılanları ‘belge’ olarak kabul etmiyor. Öyle mi? Hiç hesapta yokken, o günlere şahitlik etmiş bir milletvekilinin ‘hatıra defteri’nde bu görüşmenin detaylarının anlatıldığı belgelendi.

1. ve 2. dönem milletvekili Ali Sürûrî Tönük’ün, Ankara’daki Millî Kütüphânede “06 mil YZA 9487” numarasıyla kayıtlı olduğu ifade edilen hâtıra defterinde hem görüşmeden bahsediliyor, hem de tartışmadan…

Bediüzzaman ile M.Kemal arasındaki görüşmeye itiraz edenlerin bir kısmı da “Böyle bir görüşme olamaz. Olsa bile M. Kemal’e hiç kimse böyle hitap edemez. Etse, hayatta kalamazdı” anlamında görüşler beyan etti. Meselâ, Ülke TV’de (Kâzım Güleçyüz ve Sadık Yalsızuçanlar’ın da konuşmacı olarak katıldığı program, 5 Ocak 2011) konuşan Erol Mütercimler, M. Kemal’e muhalefet eden bazı isimlerden bahsederken, onların bilmânâ ‘hayatta kalamadığını’ hatırlattı. Doğrudur, M. Kemal kendisine muhalef eden ve etmesi muhtemel pek çok kişiyi saf dışı bırakmıştır. Hatta, Meclis’teki bir tartışmada (30-31 Ekim 1922) “İhtimal bazı kafalar kesilecektir” dediği de tarihin kaydı altındadır.

Fakat M. Kemal’e itiraz etmiş olmasını akıllarına sığdıramayanların Bediüzzaman’ın hayatını, şahsiyetini, cesaretini ve kararlılığını bilmediği de bir vakıadır. Bediüzzaman bir ‘âlim’dir, ama sadece ‘âlim’ değildir! Döneminde, Şark’ın en itibarlı âlimlerinden biridir ve samimî taraftarı olan bir “Molla Said”dir. M. Kemal’le karşılaşmasından çok önce geldiği İstanbul’da ilim ehli nazarında haklı bir şöhrete kavuşmuş, sözü dinlenir bir kişi olarak temayüz etmiştir. “Film kaydı ve görüşme tutanakları elimizde olmamakla birlikte!”, devrin meşhurlarının uğrak yeri olan Fatih’deki “Şekerci Han”daki odasının kapısına “Burada her soruya cevap verilir, fakat [hiç kimseye] soru sorulmaz” levhası asan bir âlimdir. Ayasofya Cami-i’nin kapısında tanışıp konuştuğu Ezher Şeyhi Şeyhi Bahit Efendi’nin “Avrupa ve Osmanlı hakkındaki düşünceniz nedir?” sorusuna; “Osmanlı hükûmeti Avrupa ile hâmiledir; Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyete hâmiledir; o da bir İslâm devleti doğuracak…” cevabını veren bir âlimdir.
İdam edilmesi talebiyle yargılandığı “Divan-ı Harp”te [Savaş esnasında askerî hizmetle ilgili işlenen suçları yargılamakla görevliydi, olağanüstü yetkilerle donatılmış mahkeme] beraat eden ve karar sonrası “Zalimler için yaşasın Cehennem!” diyen, hiç kimseden pervası olmayan bir alimdir.

Bediüzzaman’ın hayatı bilinmiş olsa, M. Kemal’e itiraz etmesinin ‘gayet normal’ olduğu da anlaşılacak. Ama işleri inkâr, belge yok etme ve karartma olanların bunu anlaması kolay değil. M. Kemal’in ‘nutku’nda “Molla Said-i Meşhur”dan bahsetmemesi; onu ‘yokluğa mahkûm etmek istemesi”nden başka bir şekilde izah edilemez. “Kuş uçmaz, kervan geçmez Barla”ya sürgün edilmesi de bunu göstermiyor mu? 10 maddelik mektup / beyannâme ‘belge’ olarak ortaya çıktığına göre, ‘Nutuk’ta bundan hiç bahis olmaması ‘yok sayma’ya başka bir delil değil mi?
Onlar yok saymaya çalıştıkça—Allah’ın izniyle—Risâle-i Nurlar parlayacak… Nur Talebelerine büyük iş düşüyor: Risâle-i Nur’u okumak, yaşamak ve ‘örnek’ olmak yükü var omuzlarda…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*