Bediüzzaman’ın annesi Nuriye Hanım ve köyü Bilkan

Bediüzzaman Hazretleri’nin mübarek ve şefkat kahramanı annesi Nuriye Hanım, Hizan’a bağlı Bilkan köyündendir. Nurs köyünden olup, çevrede tertemiz bir insan olarak bilinen Sofi Mirza ile evli, yedi çocuk annesidir. Çocuklarının isimleri ise:

Durriye (Durru), Hanım, Abdullah, Said, Muhammed (Mehmed), Abdülmecid ve Mercan olup, hepsi de yörenin o zamanki şartları içinde medreselerde okumuş, alim ve alime zatlardır.

Bu köy Hizan’a bağlı olup, Nurs köyüne yaya olarak yaklaşık üç saat mesafededir. “Bilikan” köyünün yeni ismi ise Karakoyun’dur.

Nuriye Hanım’ın bazı özellikleri…

Nuriye Hanım, doğduğu Bilkan köyünde ve çevresinde olduğu gibi; Nurs köyünde de örnek bir hanım olarak görülmüş; tanınmış ve hürmete mazhar olmuştur. Herkesin derdini rahatlıkla açtığı ve çözüm için kendisine müracaat edilen biri olmuştur.

Vefası…

Dördüncü evladı Said der ki: “Hem benim hakkımda musibet ve fena haberleri aldığı vakit, merhum pederim Mirza (r.h.) gibi olsun, merhume validem Nuriye (r.h.) gibi olmasın. Çünkü eski zamanda, dağdağalı hayatımda hakkımda acib havadisler peder ve valideme ihbar ediliyordu. ‘Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi’ gibi fena haberleri babam işittikçe; keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi: ‘Maaşallah! Oğlum, yine bir ehemmiyetli iş, bir kahramanlık göstermiştir ki; herkes ondan bahsediyor.’ Validem ise, onun süruruna karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.” (Emirdağ Lahikası, s. 239)

Nuriye Hanım’ın bu şefkatine dair bir anekdotu da Üstad’ın akrabaları anlatmışlardı. Şöyle ki:

“Nurs köyünden Bahçesaray’a doğru giderken, o mıntıkada ‘Rım rım dağları’ denilen mekanda Bediüzzaman Hazretleri, talebeleriyle birlikte Birinci Dünya Harbi’nde Ruslarla ve  Ermenilerle çarpışırken; silah sesleri Nurs köyüne kadar yayılırmış. Bu sesleri duyan anne Nuriye Hanım, pek çok üzülür ve ağlarmış; babası ise sevinç içinde ‘Oğlum yine bir kahramanlık sergileyerek düşmanları perişan etmiştir!’ diyerek duygularını izhar ediyorlarmış.”

Üstad Said Nursi’nin, annesiyle alakalı manidar bir beyanı mevcuttur: “Ben dokuz yaşından beri şefkatli validemi görmediğimden, sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım…”

1913 yılında Nurs köyünde vefat eden Nuriye Hanım’ın kabri, Nurs köyü mezarlığındadır.

Bediüzzaman’ın, annesiyle alakalı bir beyanı daha şöyledir: “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”

Nurs’un Livar mezrasında oturan Üstad’ın amcasının oğlu Molla Davut’un oğlu, 1927 doğumlu Hacı Şamil Okur, bize şunları anlatmıştı: “Nuriye Hanım çok güvenilir biriymiş; çevrede herkes her derdi için ona gelir, kendisi hanımlar arasında hürmetle ve saygıyla karşılanırdı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*