Bediüzzaman’ın (c)inayetleri

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, menhus Otuz bir Mart hadisesinden sonra kurulan Divan-ı Harb-i örfi, şimdiki adıyla sıkıyönetim askerî mahkemesinde hadiselerle hiç alâkası olmadığı ve karışmadığı halde keyfi bir şekilde idamla yargılanır.

İki celse süren mahkeme beraatla neticelenir. Buna rağmen, bu keyfilikleri ve zulümleri yapan ve kimlikleri de Müslüman olan zihniyeti zalimlikle suçlar ve “Zalimler için yaşasın Cehennem” diye haykırır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu mahkemede “cem’iyet-i beşeriyenin gaddarane hallerini tenkid ederek; değil yalnız sizlere, belki bu zamandaki nev-i benî-beşere irad ettiğim bir nutuktur.”1 dediği muhteşem müdafaası “On bir buçuk cinayet” başlığıyla günümüze ışık tutmaktadır. Öteki yarısını sonraya bıraktığı ve daha sonra “Beşinci Şuâ” olarak telif ettiği on iki cinayetle her kesin ve her kesimin kafasındaki istibdat fikrini öldürerek, “Meşrûtiyeti lekeden ve ehl-i şeriatı me’yusiyetten ve ehl-i asrı tarih nazarında cehil ve cünundan ve hakikatı evham ve şüpheden kurtarmıştır”2 ihtilâlci zihniyetçe cinayet sayılan bu hizmetleri insanlık adına inayetin ta kendisidir.

Birinci inayeti: Umum şark aşiretlerine “Meşrûtiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mes’ele ise; hakikî adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz meşrûtiyettedir. Ve istibdaddan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.”3 Tembihiyle istibdada set çekmiştir.

İkinci inayeti: “Umum ülema ve talebeye hitaben müteaddid nutuklar ile şeriatın ve müsemma-yı meşrûtiyetin münasebet-i hakikiyesini izah ve teşrih ettim. Ve mütehakkimane istibdadın, şeriatla bir münasebeti olmadığını beyan ettim. Ve ülema ve şeriatı, Avrupa’nın zunûn-u fasidesinden iktidarıma göre kurtarmağa çalıştığımdan”4 diyerek, bozuk zan ve düşünceleri izale ederek bütün münevverlere doğru İslâmiyet’i ve hakikî hürriyetin İslâm’ın malı olduğunu göstermiştir.

Üçüncü inayeti: “İstanbul’da yirmi bine yakın hemşehrilerimi, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- bazı particiler onları iğfal ile vilayat-ı şarkıyeyi lekedar etmelerinden korktum. Ve hammalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları suretle meşrûtiyeti onlara telkin ettim.”5 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu telkinatıyla sade vatandaş üzerine oynanan oyunları bozmuştur.

Dördüncü inayeti: “Meb’usana hitaben feryad ettim. Ve söyledim ki: Meşrûtiyeti, meşrûiyet ünvanı ile telâkki ve telkin ediniz. Tâ yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdad, pis eliyle o mübareği ağrazına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatla takyid ediniz. Zira cahil efrad ve avam-ı nâs kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur. Adalet namazında kıbleniz dört mezheb olsun. Tâ ki, namaz sahih ola.”6 diyerek ulemayı ve bakanları meşrûtiyete sahip çıkmaya dâvet etmiştir.

Beşinci inayeti: Cerbezeli ve mugalatalı ve ağrazlı muharrirlere nasihat ederek; “Ey gazeteciler! Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli.”7 diyerek, doğru basın ve gazeteciliğin esaslarını ortaya koyarak, basının ehemmiyetine de dikkat çekmiştir.

Altıncı inayeti: “Kaç defa büyük içtimalarda, heyecanları hissettim. Korktum ki, avam-ı nâs siyasete karışmakla asayişi ihlâl etsinler.”8 Tesbit ve endişesiyle asayişin temini için “Bir derece heyecanı teskin ettim. Yoksa bir fırtına daha olacaktı.”9 diyerek derin mahfillerin tuzak ve oyunlarını bozmuş, iç savaş tehlikesine mani olmuştur.

Yedinci inayeti: “Böyle meclis-i meb’usan ve a’yan ve vükelânın en mühim vazifelerini düşündürecek bir emri, uhdeme aldım.”10 diyerek, din adına parti kurulamayacağını, din umumun malı olduğunu beyan ederek, İttihad-ı İslâm’ın bütün ehl-i imanı içine aldığını, “O ismi tahdid ü tahsisten halâs etmek ve umum mü’minlere şümulünü ilân etmek. Tâ ki, tefrika düşmesin ve evham çıkmasın.”11 “Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalar, partiler”12 bu vazifeyi göremez hakikatinin her zaman lâzım ve elzem olduğunu ilân etmiştir.

Sekizinci inayeti: “Ben işittim ki: Askerler bazı cem’iyetlere intisab ediyorlar. İttihad-ı Muhammedî (asm) ki, umum mü’minlere şamildir. Cem’iyet ve fırka değildir. Merkezi ve saff-ı evveli gaziler, şehidler, âlimler, mürşidler teşkil ediyor. Hiçbir mü’min ve fedakâr asker -zabit olsun, nefer olsun- hariç değil ki, tâ intisaba lüzum kalsın”13 diyerek, askerin particiliğe karışmaması, milletimizin birlik ve beraberliğinin teminatı ve merkezi olduğunu belirtmiştir.

Dokuzuncu inayeti: “Mart’ın 31’inci günündeki dehşetli hareketi, iki-üç dakika uzaktan temaşa ettim.”14 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, millete karşı yapılan bütün darbelerin karşısında olduğunu, olur olmaz sokaklara dökülmenin yanlışlığını, askeri itaatin çok ehemmiyetliliğini ve yalan yanlış haberlere ve muhbirlere itimat edilmemesi gerektiğini belirterek, milleti bu nevi vartalardan kurtarmıştır.

Onuncu inayeti: “Biliniz ki: Asker ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur. Asker neferatı siyasete karışmaz.”15 diyerek, askerin siyasete karışmaması, sivil iradenin emrinde demokratik dairede kalarak hareket ve itaat etmesi elzemiyetini dile getirerek o dönemde sekiz taburun isyanına mani olmuş, günümüz idrakine de bu fikirleri ve şuuru ders vermiştir.

On birinci inayeti: En müzmin meselemiz olan eğitim sistemine dikkat çekerek, “Anladım ki: Dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacak. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mecrası ülema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ ülema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin.”16 Bu meselede, kimin himmeti milleti ise o tek başına küçük bir millettir” esasını şiar edinerek, eğitimin din ve fen ilimlerinin beraberliği ile mükemmel olacağını ve bu sayede sağlıklı nesiller yetişeceğini belirterek, bu hususta büyük bir ufuk açmıştır.

On ikinci inayetinin yarısı: Büyük bir padişah olan Sultan Abdülhamid Han’a gazete lisanıyla içtimaî kusuru olan zayıf istibdadını kaldırmasını, “Aslah tarîk, musalahadır” hakikatince, “Münhasif Yıldız’ı dâr-ül fünun et, tâ Süreyya kadar a’lâ olsun! Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine, ehl-i hakikat melaike-i rahmeti yerleştir; tâ cennet gibi olsun! Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî darülfünunlara sarf ile millete iade et ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et.”17 diyerek, padişah da olsa veli de olsa doğruları kendisine söylemenin ve ikaz etmenin bir vazife olduğunu idrak ettirmiştir. On ikinci inayetinin öteki yarısı ise: “yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdad”18 olarak nitelediği ve ileride gelecek daha şiddetli olan deccali ve süfyani istibdata karşı Beşinci Şuâ Risalesini telif ederek, ehl-i imanın imanını tehlikelerden kurtarmıştır. Bu inayet ise Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin günümüzü de içine alan ve kıyamete kadar uzanan en büyük inayetidir.

Dipnotlar:
1-18- Divan-ı Harbi Örfi , Eski Said Dönemi Eserleri.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*