![]()
Hayatın gürültüsü içinde en az sorduğum ama cevabına en çok muhtaç olduğum soru bu: Benim neye ihtiyacım var? Çünkü çoğu zaman ihtiyaç sandıklarım aslında arzularımdır. Arzularım ise çoğu zaman korkularımla beslenir. Oysa insan, korkularını doğru okuyamadıkça huzura ulaşamaz.
Benim ihtiyacım, her şeyden önce bir dengedir. Maddî olanla manevî olan arasında kurulmamış bir denge, insanı ya dünyaya boğar ya da hayattan koparır. Risale-i Nur’un çizdiği yol tam bu noktada ölçülüdür (Sırat-ı Müstakim). Dünya bütünüyle terk edilmez; fakat kalbe de yerleştirilmez. Dünya elde tutulur, kalpte taşınmaz.
Bu çağ, “küfr-ü mutlak”ın , “tabiatperest felsefe”nin ve haz için yaşamanın yaygınlaştığı bir dönem. Böyle bir zamanda insanın en temel ihtiyacı, taklitten sıyrılmış bir imandır. Yani İman-ı Tahkikî. Aklı, kalbi ve ruhu doyuran bir iman. Çünkü insan, ancak bu imanla hem dünyada mutlu olabilir hem ahirette ayakta kalabilir.
“Kur’an-ı Hakîm’in Sırr-ı İ’cazıyla hakikî bir Tefsiri olan Risale-i Nur; bu dünyada bir manevî Cehennemi dalalette gösterdiği gibi İmanda dahi bu dünyada manevî bir Cennet bulunduğunu isbat ediyor.” Şualar
Bu hakikat bana şunu söylüyor: İman sadece ahiret için değildir. Bu dünyada da insanın iç dünyasını, ve yaşadığı her yeri cennete çevirebilir.
Modern insan çok şey biliyor ama az düşünüyor. Bilgi çoğaldıkça hikmet azalmış gibi. Oysa benim ihtiyacım sadece kuru malumat, bilgi değil; tefekkür. Kâinata bakıp arkasındaki manayı görmek. Her şeyde Allah’a açılan bir pencereyi fark etmek (Mana-yı Harfi).
Risale-i Nur… her şeyde bir Pencere-i Marifet açmış; bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’an’a mahsus bir Sırrı anlamıştır.
Bu yüzden benim ihtiyacım Marifetullah’tır. Yani Allah’ı tanımak. Çünkü tanımadığım bir varlığa güvenemem. Güvenemediğim birine teslim olamam.
Sevgi, Cemaat ve Ait Olma İhtiyacı
Bu zaman, ferdî hareket etme zamanı değil. Yalnız kalmak kolay, ama yalnız yürümek zor. İnsanın kalbi tek başına yük taşıyamaz. Bu yüzden benim ihtiyacım ihlaslı bir cemaat, samimi bir manevî bağdır.
“Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet Şahs-ı Manevîye göre olur.”Kastamonu Lahikası
“Ehl-i Hakikatın sohbetine zaman mekân mâni’ olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri garbda biri dünyada biri Berzahta olsa da Rabıta-i Kur’aniye ve İmaniye onları birbiriyle konuşturur.”Kastamonu Lahikası
Bu sözler bana şunu hatırlatıyor: Gerçek bağlar mesafe tanımaz. Kalpler, imanla birbirine bağlanır.
Benim ihtiyacım sadece bir topluluk değil; sahici bir bağlılık. Rol yapmadan var olabileceğim, anlaşılabileceğim bir alan.
Çünkü insanım ben. Güçlü görünmeye çalışsam da, bazen sadece anlaşılmak istiyorum.
Sevilmeye ihtiyacım var ama daha çok doğru şekilde sevmeye ihtiyacım var. Fânî olanlardan sonsuzluk beklediğimde yoruluyorum. Çünkü kalbim sonsuzluk istiyor.
Kalp, fânîler için değil; bâkî için yaratılmıştır.
Sevgi doğru yere yöneldiğinde, insan özgürleşir.
Bu Dünya Bir Misafirhanedir
Modern hayat bana sürekli yaşamayı öğretiyor ama ölmeyi unutturuyor. Oysa ölüm gerçeğini hatırlamak, hayatı anlamlandırır. Ben ölümlü bir yolcuyum ama çoğu zaman bunu unutuyorum.
“Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel celladının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir endişesi bir mes’elesidir.” On Birinci Şua
Ölümü inkâr etmek huzur getirmez. Onu anlamlandırmak gerekir.
Risale-i Nur bana ölümü bir yokluk değil, bir geçiş olarak öğretir. Bir terhis. Bir yolculuk.
Bu bakış, korkuyu azaltır ve hazırlık bilincini artırır.
Benim ihtiyacım, her gün biraz daha ebedî hayata hazırlanmak.
Bu dünyada kalıcı bir huzur aradığımda hayal kırıklığı yaşıyorum. Çünkü bu dünya bir misafirhanedir.
“Bu dünya bir misafirhanedir.”
Bu cümle, beklentimi düzeltir. Dünyadan cennet beklemediğimde, dünya daha yaşanabilir bir yer Olur. Ve aslında bir çeşit cennet olur.
Gerçek Hayata Hazırlık
Benim maddî olarak ihtiyacım, daha daha daha daha değil; dertlerime derman ,bana huzur verici ve yeter olandır. Fazlalık yük getirir. Yük ise kalbi yorar. İktisat ve kanaat, insana hafiflik verir.
“….meşru rızık, iktidar ve ihtiyarın derecesine göre değil, belki acz ve iftikarın nisbetinde geliyor.”Yirmi Dokuzuncu Mektup
Bu bakış, hem gururu hem korkuyu ve kaygıyı azaltır. Çünkü insan, rızkı kendinden bilmez.
Manevî olarak ise benim ihtiyacım, imanımı canlı tutmaktır. İman, sadece bilmek değil; her gün yeniden güvenmektir.
İnsan Sahipsiz Değildir; Bir Sahibi Var.
Bu hakikat, korkuların kökünü kurutur. Çünkü insanın en büyük korkusu yalnızlıktır.
Benim korkularımın ilacı tevekküldür. Ama tevekkül, tembellik değildir.
“Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir.” Yirmi Üçüncü Söz
Ben çalışırım, ama sonucu Allah’a bırakırım. İşte huzur burada başlar.
Başarıya ihtiyacım var ama alkışa değil. Başarı, vazifemi yapabilmektir.
“Vazifemiz hizmettir” Sonuçlarla ilgilenmem. İşte bu yolda olmak demektir.
Bu bakış, beni hırstan kurtarır.
Benim ihtiyacım sahte mutluluk değil; anlamdır. Anlamı olmayan mutluluk gerçekten çok sürmez ve içime dolmaz bir boşluk getirir. Ama anlamlı bir hayat (ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek) , zorlukları kolay kılar ,kalbe, bedene ve zihne şifa ve huzur verir.
Elhasıl
Benim ihtiyacım:
• Hakikî bir imana,
• Marifetullah’a ve tefekküre,
• İhlaslı bir cemaat ruhuna,
• Ölüm ve ahiret bilincine,
• Maddî ve manevî dengeye,
• Ve bütün bunlara rehberlik edecek Risale-i Nur hakikatlerine.
Benim ihtiyacım çok. Çünkü ben insanım.
Ne sadece bedenimle yaşıyorum ne sadece ruhumla.
Benim ihtiyacım: Denge.
Ve bu dengeyi kurmak için önümde bir yol var ve bu yol benim her an talebimdir ve niyetimdir. Sırat- Müstakim