Beslenme: Sağlıklı, yahut öldürücü

Uzmanı olmadığımız hayatî konuları, zaman zaman ehil kimselerden okuyarak, yahut dinleyerek aktarmaya çalışıyoruz: Sağlık, gıda, şifalı bitki ve beslenmeye dair konularda olduğu gibi.

Bugün yine uzmanından sağlıklı beslenme, ya da hasta edici, hatta bir kısmı öldürücü derecede zararlı olan beslenme şeklinden, alışkanlıklarından bazı tesbitleri takdim etmeye çalışalım.

Aşağıdaki bilgiler, beslenme uzmanı Prof. Kenan Demirkol ile yıllar önce yapılmış bir röportajın çok kısa bir özetini ihtiva ediyor.)

Soru: Neden sağlığımızın düşmanıdır, şu ünlü üç (un-şeker-tuz) beyaz?

Cevap: Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi birebir örtüşüyor. Çünkü, şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış.

S: Peki, enerji ihtiyacımızı doğru şekilde nasıl karşılamalıyız?

C: Taş devri döneminde, insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker, meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda bozuluyor. …Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığı.

S: Beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?

C: Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören, asla şeker yememeli.

Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ‘sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz, hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için, korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. …Sizin yediğiniz şeker, vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olur.

S: Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek?

C: Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Aksi durumda, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

S: Tavsiyelerinize bakarak bir reçete çıkartabilir mi? Bir kimse bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi?

C: Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

S: Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre?

C: Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “Şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

S: Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yer. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilâç niyetine?

C: Evet, bunlar hayvan aleminde var… Kaliforniya Valisi, o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu: Biri, okullarda meşrubat satışını yasakladı. İkincisi, patates cipsinin üzerine “Öldürücüdür” ibaresini koydurdu.

S: Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

C: Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920’li yıllarda Amerikan Başkanı “Benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40’ı Amerika’da. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor; hazır fruktoz şerbetini alıp kullanıyor.

S: Bunun daha sağlıklı olduğu söyleniyor.

C: Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*