EURONUR ÖZEL

Bir Hastalık Geldi, Bana Hayatın Hikmetini Öğretti (3)

Özel Makale / hasta

Onkoloji Servisinde Öğrendiğim Bir Hakikat

Hastanelerde insan çok şey görüyor. Aynı odada, aynı serviste farklı hayat hikâyeleri… Kiminin yanında evladı… Kiminin yanında eşi… Kiminin yanında kardeşi… Kimi ümit içinde… Kimi sessiz… Kimi dua ediyor… Kimi gözlerini kapatıp dinleniyor… Ve insan bir müddet sonra anlıyor: Hastalık insanları birbirine yaklaştırıyor. Zengin-fakir… Yaşlı-genç… Makam sahibi-makam sahibi olmayan… Hepimiz aynı hakikatin karşısında eşitleniyoruz: Aciziz.
İşte Hastalar Risalesinin On Altıncı ve On Yedinci Devalarında hastalığın insanlar arasındaki merhamet ve şefkati artırmasına, hasta ile ona hizmet edenlerin manevî kazançlarına dikkat çekilir. Hastalar Risalesinin 25 Deva’dan oluştuğu teyit ediliyor. Ben de hastalık sırasında bunu bizzat gördüm. Bazen hiç tanımadığınız bir hasta sizin için dua ediyor. Siz onun için dua ediyorsunuz. Bir hemşirenin küçük bir ilgisi insanın gönlünü ferahlatıyor. Bir doktorun güzel bir sözü bütün gününüzü değiştiriyor. İşte hastalık, insanın insana muhtaç olduğunu da öğretiyor.

Vefat Eden Dostlarım Bana Başka Bir Ders Verdi

Ali Rıza Demir… Müslüm Hasoğlu… Ve hastane koridorlarında tanıdığım, aynı hastalıkla mücadele eden daha nice insanlar… Bazıları bugün aramızda yok. Ben ise hâlâ buradayım. Bu durum insana şu soruyu sorduruyor:
“Neden ben?”
Fakat belki asıl soru bu değildir. Asıl soru:
“Madem bana hâlâ mühlet verildi, ben bu mühleti nasıl değerlendireceğim?” İşte burada hastalık benim için başka bir manaya bürünüyor. Baki kalan ömrüm… Artık bana verilmiş sıradan bir zaman değil. Bir sermaye. Bir emanet. Bir fırsat. Bir manevî ticaret zamanı…
Bediüzzaman’ın hastalık bahsinde ömür sermayesinin kıymetine dikkat çekmesi de tam burada anlam kazanıyor. İnsan sağlığını kaybettiğinde, aslında en büyük sermayesinin zaman olduğunu daha iyi fark ediyor. Hastalar Risalesinin Birinci ve İkinci Devaları bu bakımdan benim yaşadığım hâle çok yakından bakıyor.

Hastalık Bana Bir Soru Sordu?

Şimdi kendime şöyle soruyorum: “Allah sana yeniden günler verirse, bu günleri nasıl yaşayacaksın?” Eskisi gibi mi? Yoksa her günü bir emanet bilerek mi? Her sabahı bir nimet bilerek mi? Her nefesi şükürle karşılayarak mı? İnsanlara daha fazla muhabbet ederek mi? Daha çok dua ederek mi? Daha fazla Kur’ân ve Risale-i Nur okuyarak mı? Daha az kırarak, daha çok gönül alarak mı?
Çünkü hastalık bana şunu öğretti: İnsan aslında ölümden sonra hayatı kazanmak için dünyaya gönderilmiş bir yolcudur. Bediüzzaman’ın ifadesiyle dünya bir imtihan ve hizmet yeri, rahat ve ücret alma yeri değildir. Hastalar Risalesi açıklamasında da bu çerçeve özellikle vurgulanmaktadır.

Şimdi Hastalığıma Başka Bir Gözle Bakıyorum

Bugün “Neden hastalandım?” sorusuna eskisi kadar takılmıyorum. Çünkü belki de daha önemli bir soru var: “Bu hastalık bana ne kazandırdı?” Bana sabrı öğretti. Bana aczimi öğretti. Bana fakrımı öğretti. Bana şükrü öğretti. Bana insanları daha iyi anlamayı öğretti. Bana dünyanın geçiciliğini gösterdi. Bana ahireti daha fazla düşündürdü. Bana duanın kıymetini öğretti. Ve en önemlisi: Beni Rabbime daha fazla yaklaştırdı. Öyleyse hastalık sadece kaybettiren bir hadise değildir. Bazen insanın hayatındaki en ağır hadise, aynı zamanda en büyük manevî kazancının kapısı olabilir.

Son Söz: İmtihan Devam Ediyor

Ben hâlâ hastalığın tamamen bittiğini söyleyemiyorum. İmtihan devam ediyor. Kontroller devam ediyor. Dua devam ediyor. Tedavi devam ediyor. Fakat bugün içimde başka bir hâl var: Ümit var. Çünkü ben artık hastalığa yalnız bedenimin penceresinden bakmıyorum. İman penceresinden bakıyorum. Hastalığın acısını inkâr etmiyorum. Tedaviyi ihmal etmiyorum. Doktorlara ve tıbbî imkânlara başvuruyorum. Fakat bütün bunların üstünde şunu biliyorum: Şifa veren Şâfî-i Hakikî‘dir. Ben elimden gelen tedbiri alacağım. Sonra Rabbime dayanacağım. Ve diyeceğim ki:
“Ya Rabbi! Bana verdiğin hastalıkta sabır, verdiğin sıhhatte şükür, verdiğin mühlette istikamet nasip eyle.”
Vefat eden bütün hastalara, başta dostlarım Ali Rıza Demir ve Müslüm Hasoğlu olmak üzere, Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Halen hastalıkla mücadele eden bütün kardeşlerimize de sabır, metanet ve şifa niyaz ediyorum. Benim içinse bundan sonraki ömür, artık eskisi gibi sadece yaşanacak bir zaman değil; değerlendirilecek bir sermayedir. Çünkü insan bazen hayatın kıymetini, hayat elinden alınmak üzereyken daha iyi anlıyor. Ve bazen bir hastalık gelir… İnsanın bedenini yorar… Ama ruhunu uyandırır.
Benim hastalığım da bana bunu öğretti:
“Hastalık geldi; ben Rabbimi daha yakından tanıdım.”
Elhamdülillah… Vesselâm….

Tavsiye Kitap : Hastalar Risalesi 

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu