Bir Medrese-i Yusufiye hatırası

Malûm, bu ülkede uzunca bir dönem, başta Bediüzzaman Hazretleri olmak üzere Nur Talebeleri büyük sıkıntılar çektiler. İnsanların ebedî hayatlarının kurtulması adına hayatlarını fedadan çekinmeyen bu iman kahramanları, ne yazık ki müstebit devlet erkânınca, bir câni gibi, bir eşkıya gibi yargılanıp hapishane köşelerine terk edildi.

Ne var ki, Nur’un bu kahramanlarının girdikleri yerler, onların gayreti ve Allah’ın izniyle, birer “nuristan”, birer “Medrese-i Yusufiye” oldu. İman nuruyla içlerini aydınlattıkları gibi oraları da aydınlattılar. İşte şimdi sizlerle paylaşacağımız hatıra, bunlardan biri. Okuyunca, eminim siz de ibret alıp, şevk ve gayrete geleceksiniz:

“Hüsrev Ağabey bir hatırasını şöyle anlatmıştı:

Afyon Mahkemesi’nde bizi içeriye aldılar. Yetmiş-seksen tane caninin bulunduğu bir koğuşa koydular. Hepsi müebbet ceza giymiş. Koğuşa girerken selâm verdim, kimse almadı. Üç gün beton üzerinde yattım ve namaz kıldım. Her biri adeta gurur, kibir âbidesi. Üç gün sonra azgınlardan biri yanıma yaklaştı:

– “Sen hoca mısın?” dedi.

– “Namazımı kılarım” dedim.

– “Peki, sana bir suâl sorsam bilir misin?” dedi.

– “Bildiğim kadarıyla söylerim” dedim. İşlediği cinayetleri, hırsızlıkları, ırza tasallutları sayarak:

– “Şimdi ben cehennemlik miyim?” diye sordu.

– “Şuraya otur da cevap vereyim” dedikten sonra, adamın memleketini sordum:

– “Karadenizli’yim” dedi.

– “Peki, öyleyse önce sen bana cevap ver: Denize bir damla su damlatılsa fazlalığı hissedilir mi?”

– “Yoo! Bir damla suyun fazlalığı hissedilir mi?” diye cevap verdi. Ben de:

– “İşte Cenâb-ı Hakk’ın, okyanuslar gibi uçsuz bucaksız öyle rahmet denizleri vardır ki, senin işlemiş olduğun günahlar onları ne azaltır, ne de fazlalaştırır. Eğer sen sıdk u selâmetle işlediğin günahlara tövbe etsen, beş vakit namazını kılsan, Allah’ın menettiği şeyleri yapmayıp emrettiklerini yapsan, bunda da sebat ederek artık bir daha eski kötülüklerine girmesen bu musîbetlerden kurtulur, hem de Cennetin tam ortasına girersin” dedim. Bu sözleri işiten adam, Allah’ın lütfu ve inayetiyle kalktı, arkadaşlarına bağırdı:

– “Ulan deyyuslar! Kalkın. Bana Cennet olduktan sonra size hayli hayli Cennet olur” dedi. Oradaki bütün canileri ve eşkıya ruhlu adamları kaldırdı. “Herkes gusledecek ve abdest alacak” dedi. Tamamı onun dediklerini yaptılar. Bana dönerek: “Hocam! Sen imamsın, biz de cemaatiz” dedi.

Böylece yatsı namazını kıldık. Namazdan sonra: “Kalkın ulan! Yattığınız bu yatakları üst üste dizeceksiniz. Bu hoca üç gün bunun üzerinde yatacak” Bana da:

“Hocam, sen üç gün betonda yattın. Şimdi biz de üç gün betonda yatacağız” dedi. Kabul etmedim. “Bana yatak kâfidir” dedim, öylece ikna oldular ve herkes kendi yatağında yattı. Sonra onlardan bir kısmı yanıma geldiler: “Hocam, sen namazdan sonra bir şeyler mırıldanıyorsun. Öğretsen de bizler de aynı söylesek olmaz mı?” diyerek bir talepte bulundular. Onlara, namazdan sonra okunan tesbihatı öğrettim. Yüzünden okumasını bilen yüzünden okudu; diğerleri kulaktan duyarak öğrenmeye çalıştı, bir kısmı da ezberledi. Hapishanede “Ya Cemîlu Ya Allah” diyerek namaz tesbihatını gür sesle okumaya başladılar. Ortalık adeta yıkılıyordu. “Durun, yapmayın” da diyemiyordum. Desem de zaten kimsenin dinleyeceği yoktu. Bu sesleri duyan hapishane müdürü, gardiyanı çağırıp, “Koğuşta neler oluyor?” diye sormuş. Gardiyan: “Efendim, her hâlde o koğuşta isyan çıktı!” diye karşılık vermiş.

Müdür olayı iyice tahkik etmek için gardiyanları odaya göndermiş. Ne görsünler! Kimi ceketini başına sarmış, kimi yeleğini, kimisi de kuşağı sarık yapmış namaz kılıyorlar. Durumu böylece müdüre bildirmişler. Müdür: “Eyvah!” demiş. “Demek ki bu adam zehrini buraya da serpmiş.”

(Mustafa Kayapalı, Allah Dostlarından İbret ve Hikmet Öyküleri)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*