Bir şehre bir âlemi çağırmak

(Bediüzzaman Tanıtım TIR’ının İstanbul’a gelmesi ânına niyet edildi ise de gecikmiş bir yazıdır, evvelâ gecikmesine binaen bir özür ve ifade-i merâmımdaki noksaniyet için binler özür..)

Hoşâmedi yâ Üstad!

İstanbul: Bir kere daha… Tarih sahnesi devr-i dâim..

 

Zaman: Bedî’nin son gelişinin üzerinden yarım asır geçe.

Sesler, sesler, sesler… Yüzlerde bir heyecan… Neyin nesi bu sürûr? Bu gelin libâsı giyinmiş acuze-i şemtâ neden bu denli mesrur?

Sorular, sorular, sorular. Ve “aşılan yollar..” Anladım: Bu şehre bir âlem geliyor..

Bir şehre bir âlem.. Öyle bir âdem ki, efkârında bin âlem.. Bu yüzden şehir mütelâşi.. Bu yüzden mesrûr..

Müzdehim bir meydan.. Ağlamakların gülmeklere, gülmeklerin ağlamaklara inkılap ettiği nazarlar.. İntizar, intizar, intizar.. Heyecanlı binler yüz, yani bir Said’i bir bedîyi ‘Bedîüzzaman’ı bekleyen binler Said… 100 sene önce tarassuthaneyi tımarhaneyi gösteren İstanbul şimdi âkıl; tabibler de mecnûn değil artık.. Hakikat, hakikat; İstanbul kadar âlem kadar hakîkat..

Şimdi umum üdebâ, ulemâ, hukemâ bütün İstanbul onu dinliyor.. Tahirî, bir köşeden Üstad’ını seyr ediyor.. Hafız Ali de menekşesi ile bekliyor Üstadını, yeğeni Abdurrahman heyecanlı.. Ceylan, Üstad’ının sağında..

Kalabalığın içinden Fatih Sultan bakıyor bedîye… “Sen..” diyor “Ne âlî bir fatihsin, hoşâmedi ey Molla Said, hoşâmedi ey zamanın bedîsi..”

Ve vakarıyla hoşâmedilerle “zaman kürsüsüne” çıkıyor bedî.. Müşfikâne bakıyor, kendisini merak ile bekleyen gözlere..

“Karşımda bir yangın..” diyor bedî.. Beynel havf ve’rrecâyı itminan eden sesi, titriyor.. Gözleri alev alev… ”İçinde evlâtlarım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor”.. Duruyor, hâli sükûn. Yangın gibi göğe yükseliyor ümîdi.. Susuyor, muaccel sükûtu dahi.. ”o yangını, imanımı kurtarmaya koşuyorum..”diyor.. Harfler, mahreçler ve cümle esvât bedînin lisânında can buluyor.. Susun, ey cemiyet! Bedî susuyor! Siz de susun ey cemiyet!

Bedî derin susuyor, hançeresinde bin sükût… Cemiyet susuyor; sonra celâl ile devam ediyor sühân-ı nurâniye.

Bedî susuyor: “Amennâ” diyor zaman, mekân ve ahvâl. Bedî konuşuyor; amennâ diyor külli âlem.

Binler amennâ, binler sadakna! Binler hoşâmedi, yâ Üstad binler selâm sana! Said’sin, güz sahibisin.. Yeniden binler hoşâmedi ya Üstad!

Zaman kürsüsünden âleme bakıyor Üstad.. Fatih’e gidiyor, Ayasofya’ya gidiyor.

Bedî gidiyor, zihninde efkârı, sepetinde dünyası… Bedî gidiyor, çünkü bir âlem bir şehre sığmıyor.. Bedî başka bir âleme, ahbablarına, akaribine ve efendisi Hz. Muhammed’in (asm) yanına gidiyor. ”Elvedâ ey gelin libası giyinmiş acuze-i şemtâ..” diyor; gidiyor cünûn başında yanıyor. Cemiyet mahzûn: Bir şehre bir daha gelir mi o bedî Üstad?

“Elyevm, Said Nursî memleketine döndü..”*

Dipnot:

* Divan-ı Harb-i Örfî’de Ahmet Ramiz’in kullandığı ifade.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*