![]()
Ayetlerimi az bir dünya menfaatine satmayın. (Bakara Suresi 41)
Bir Ayetin İzinde
Anlatacağım hadise birebir yaşanmıştır. Eksiği yok, fazlası yoktur. Yaşayanlar kendilerini bilirler. Onun için bize kim oldukları değil, ne yaşadıkları lazımdır. Yukarıdaki ayet-i kerimeye uyma hassasiyetinin hayret verici neticelerini göstereceğinden, hatıra; hüsnü misal olsun, tarih olmasın, unutulmasın diye kaleme alınmıştır.
Ankara’dan otobüsle döndüm, yorgunum eve gidip dinleneceğim. Bir arkadaşım, “Abi bir yere ayrılma, seninle bir işimiz var.” diye beni durdurdu. Dedim, bu arkadaşın sağı solu belli olmaz, ben ikindi namazını camide hemen kılıvereyim de ondan sonra ne iş varsa bakarız.
Camiden çıkar çıkmaz baktım, araba ile gelmiş bekliyor. Arabaya bindik, şehrin uzak bir mahallesinde bir eve gittik. İçeri girdik, rahatsız bir kız kardeşi varmış, şifa ayetleri okumak için cüzleri dağıtmışlar. Bana da bir cüz verdiler, “Abi bunu da sen oku.” dediler. Allah (C.C.) kabul etsin okuduk. Cüz bitince “Başka bir şey var mı?” dedim. “Yok abi, teşekkür ederiz.” dediler. “Abim seni arabayla çarşıya bıraksın.” dediler ve maceramız başladı.
Arkadaşın abisini ilk defa görüyordum. Bir taraftan araba kullanıyor, bir taraftan da yan gözle beni süzüyordu. Sonunda “Beyefendi, siz kimsiniz ya?” dedi. “Ne bakımdan?” dedim. “Kardeşim bana, bu abiye para filan teklif etme çok kızarlar dedi. Halbuki biz hocalara Kur’an okutup sonra da ceplerine birkaç kuruş sıkıştırıveririz ama siz buna kızarmışsınız, bunu merak ettim de o yüzden soruyorum.” dedi. Ben de “Kardeşin, Allah (C.C.) benim ayetlerimi az bir dünya menfaatine satmayın diyor, biz bundan tir tir titriyoruz. Nasıl böyle bir şey yaparız?” dedim.
“Allah Allah!” dedi, “Böyle kimseler kaldı mı dünyada?” dedi. “Kaldı da siz karşılaşmamışsınız.” dedim.
“Sizi daha yakından tanımak isterim.” dedi. Nerede oturduğunu sordum. Bir ilçede oturuyormuş. Orda da Nur Talebesi bir kardeşimiz vardı. Dedim, “Şimdi vakit dar, çarşıya geldik. Sen o kardeşimizin yanına git, ben de telefon edeceğim, bizim kim olduğumuzu orada öğrenirsin.” dedim ve çarşıya gelmiştik, arabadan inip teşekkür edip ayrıldık.
Aradan üç dört ay geçti. Çarşıda benim arkadaşla karşılaştık, aramızda 50-100 metre mesafe var, oradan bana doğru geliyor hem de bağırıyordu. “Abi siz nasıl adamlarsınız ya, benim 40 yıllık komünist abimi Nurcu yaptınız ya…”
Neler olduğunu sordum. Abisi ilçede bizim kardeşimizin yanına gitmiş. O da onu dershaneye götürmüş, dersleri düzenli takip etmeye başlamış. Sonunda bütün komünist fikirlerinden vazgeçmiş, Nur dairesi içine dahil olmuş.
Bu onun manevi hayatının kurtuluşu. Bir de maddi hayatının kurtuluş hikayesi var ki tam ibretlik. Bu yeni kardeşimiz bir araba pazarlığı yapmış, emekli parasının önemli bir kısmını da satıcıya vermiş ama adam arabayı bir türlü vermiyormuş. Yanına kaç sefer gittiyse de sonuç değişmemiş. En son münakaşa ettiklerinde satıcıya bir yumruk vurmuş, adam da gidip rapor almış ve şikâyette bulunmuş, yargılama başlamış. Kardeşimiz sanık, parayı alıp arabayı vermeyen şikâyetçi.
Böyle bir kördüğüm içinde kalan kardeşimiz, bu adamı vurmaya karar vermiş. Evinden silahını almış, mermileri koymuş ve satıcının her zaman geçtiği yola pusu kurmuş. Allah’ın hikmeti, adam gecikmiş, bir türlü gelmiyor. Bu kardeşimizi ter basmış. Kolay değil, adamı öldürecek. İlk tanıştığı Nur talebesinin dükkânına gideyim, biraz orada oturup kendime gelirim diye oraya gitmiş. İçeri girer girmez ferasetli kardeşimiz, yüzünün şekli şemailinden bunda değişik bir hal olduğunu sezmiş. “Abi bu ne hal, ne oldu sana? O da ne, belinde tabanca mı var senin?” deyince bir şey yok dese de kardeşimiz ısrar edince planladığı her şeyi ona anlatmak zorunda kalmış.
“Gel şöyle otur, seninle biraz konuşalım.” demiş. Tabureye oturtmuş ve “Anlat bakalım neler oluyor?” demiş. O da olanı biteni tek tek anlatmış. Kardeşimiz sessiz ve sakince dinlemiş ve “O adamdan kaç para alacağın var?” demiş. O da “Şu kadar.” demiş. “Peki, gel şimdi adamı vurduktan sonra neler olacağını seninle konuşalım.” demiş.
“Seni tutuklayacaklar, 1-2 sene tutuklu kalıp yargılanacaksın, sonra en az 20-25 sene hüküm verecekler. Hapishanede yatma masrafları, avukat masrafları derken evinin geçim sorunları da başlayacak. Adamdan alacağın paranın 50-100 misli para gidecek. Hapis yatman zaten o başlı başına bir dert. Sen bunları nasıl kaldıracaksın? Sen şimdi git evde bir duş al, silahı da bırakıp buraya gel.” dediğinde bu kardeşimiz (kendi ifadesi) uysal bir koyun gibi eve gidip silahını bırakıp duş alarak dükkâna dönmüş, oradan derse gitmişler.
Daha sonra karşılaştığımızda bütün bunları bana anlatıp, “Abi siz benim hem maddi hem manevi hayatımı kurtardınız. Allah sizden razı olsun. Benim son bir arzum var, şeker hastalığından gözlerim iyi görmüyor. Ben Barla‘yı dünya gözü ile görmek istiyorum, belki gözlerime iyi gelir. Ne olur bana yardım edin.” dedi. Bu samimi isteğinin neticesi bir fırsat oldu, bu kardeşimiz ile birlikte 4 kişi bir araba ile kendimizi Barla yollarında bulduk.
Barla’ya geldik, ben bir arkadaşla bir odada, o da diğer arkadaş ile diğer odada kaldı. Sabahleyin bu kardeşimiz atleti sırılsıklam olarak uyanmış. Diğer arkadaş sormuş, “Ya hu bu ne hal, ne oldu sana böyle?” “Ne olacak, rüyamda Üstadı gördüm, beni tepeye 40 sefer indirdi çıkarttı, kan ter içinde kaldım.” demiş. Bu rüyayı ben de işitince, “Abi sen 40 yıl geç kaldığın için cezanı çekmişsin.” dedim, gülüştük.
Sabah kahvaltısına yemekhaneye indik, kahvaltı yaparken bu kardeşimiz, “Abi ben masada bir gözlük buldum, bu kimindir acaba?” dedi. Ben, “Birisi unutmuştur herhalde.” dedim. Kahvaltıya gelen herkese, yemekhane görevlilerine sorduk, sahibi çıkmadı. Ben dedim, “Abi bu gözlük sende kalsın, nasıl olsa sahibi çıkar.” Barla’ya geldiğimiz dört kişi kabristana çıktık. Mezarlar başında Yasin okuduk. Birden o kardeşimiz, “Abi ben net görüyorum ya. İsterseniz mezar taşında yazılanları okuyayım.” dedi. Oku dedik, başladı okumaya. “Ben size demedim mi Barla’ya gidelim, gözüme iyi gelir diye? Bakın her şeyi rahat görüyorum artık.” dedi. O gözlüğün sahibi bulunamadı ve o kardeşimiz, “Ben bunu hayatım boyunca boynumda taşıyacağım.” dedi. İşte böyle…