Bir ziyaret, iki külliyat

Abone ziyaretlerimiz yeni bir seyir kazandı.

Artık gazetemize abone olmuş dostlarımızla, daha farklı faaliyetlerde bir araya geliyoruz.

Gazetesini ciddî takip eden Emre kardeşimiz, büromuza bir not bırakıyor. Ve diyor ki, “Sizin bir sohbet ortamınız falan olması lâzım, ben öyle duymuştum. Ama ben gazetenize abone olduğum halde, beni kimse böyle bir ortama dâvet etmedi. Neden? Ben Risâle-i Nur konusunda çok malûmat sahibi değilim, ama olmak istiyorum. Lütfen beni ortamlarınıza dâvet eder misiniz?”

Cümleler ne kadar ilginç değil mi?
“Beni sohbet ortamlarınıza dâvet eder misiniz?” cümlesi altı çizilesi cinsten.
Bu cümlenin bilgisi bana ulaştığında bir kez daha ‘Eyvah! Ne bu halimiz, neden böyle bir durumdayız? Neden dâvâmızı ulaştıracak insanların peşinde koşmuyoruz da onlar bize böyle cümlelerle ulaşıyorlar? Bu bir vebal değil midir? Bir kardeşimize daha iman ve Kur’ân dâvâsını anlatma, tanıtma derdi, heyecanı içerisinde olmamız gerekirken, o kardeşlerimiz, ‘neden bizi oturumlarınıza dâvet etmiyorsunuz’ diyorlar.” dedim ve gerçekten biraz da kendi kendime hayıflandım.

Burası çok düşündürücü ve ibretlik.
Emre kardeşimiz, genç, dinamik ve araştıran, inceleyen, her duyduğu şeyi sorgulayan, kendi tabiri ile daha önce farklı düşünce guruplarının içinden çıkıp gelmiş, ama şimdilerde, ‘Dinimizi daha güzel nasıl yaşayabiliriz, nasıl daha olgun bir Müslüman olabiliriz?’ tasası içerisinde bulunuyor. Evlerini de bu çerçevede bir sohbet mekânı olarak şekillendirmeye çalışıyor. Onun için de, bizleri, bir risâle sohbeti yapmamız ve eşler, çocuklar tanışsınlar amacına dönük dâvet ettiler. Dünyaya yeni gelmiş çocukları olan, ‘Necmeddin’ bebekleriyle bizi karşıladılar.

Emre kardeşimiz, “Hocam, bebeğimizin ismi konusunda çevremizden pek çok kişi, ‘Yahu daha modern bir isim koysaydın’ falan dediler, ben ise, ‘Ne geliyorsa başımıza bu ‘modern’likten geliyor. Ben çocuğumun ‘inşallah’ İslâm dininin bir yıldızı olmasını istiyorum. Her biri dinin birer yıldızı olan Sahabe Efendilerimizden birisine benzesin istiyorum. Hem de ismen de ‘dinin yıldızı’ olmasını bir duâ halinde diliyorum.” dedim. İyi yapmış mıyım?” diyor.

Tabiî birkaç ailenin bir araya geldiği ev oturmasının ana unsuru, ‘risâle sohbeti’ olduğu için, hemen dersimize geçtik. Tabiî bayanlar da kendi aralarında sohbetlerini yaptılar.

Sohbet yapmak üzere kitap ararken, daha önce kendilerine verilmiş olan ‘Hutbe-i Şamiye’ isimli kitabımız, kitapların içinden imdadımıza yetişti. Haliyle diğer Risâle-i Nur eserlerine de ihtiyaç olduğu anlaşıldı ve iki aile reisi genç kardeşlerimiz, “Bizim, nasıl olsa bundan böyle evlerimizde Risâle sohbetleri yapılacak, o zaman evlerimizde Risâleleri başköşeye koymamız gerekir. Lütfen bize birer takım Risâle getirtebilir misiniz?” dediler.

Bu kardeşlerimiz, kendi iş arkadaşlarıyla bir araya geliyorlar ve sohbetler yapıyorlarmış. Ancak başka kitaplar okuyan arkadaşları varmış. Kendi kanaatleriyle, ‘Risâlelerin tadı, maneviyatı, hissettirdikleri, tam olarak anlamasak da, ruhen dünyamıza taşıdıkları çok farklı’ onun için, bundan sonraki oturumlarımızda sohbetlerimiz ‘Risâle’ler etrafında olsun dedik ve şimdi böyle bir süreç başlıyor.” diyor.

Hasılı, bir ‘abone ziyareti’ gibi gözüken, ‘Bize bir Nur sohbeti yapar mısınız?’ dâveti, beraberinde güçlü bağları oluşturdu.

Beraberinde bir sohbet halkasının başlamasına vesile oldu.
Beraberinde ‘Risâle-i Nur’ hakikatleri bir-iki evimizi daha aydınlattı.
Beraberinde, merkezî Nur sohbetlerimize gidecek birkaç arkadaşımızı daha netice verdi.
Beraberinde eşlerimiz birbirlerine ders arkadaşları oldular. Çocuklarımız kardeş ve arkadaş oldular. Artık kapısını çalabileceğimiz birkaç Nur hanemiz daha oluştu.

Kardeşim, daha ne olsun yani.
Evet, niyet hayır, akıbet hayır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*