Ramazan ayını yaşıyoruz. Haliyle diğer zamanlara nazaran daha fazla ibadet yapıyoruz, Kuran okuyoruz, zikr-i ilahi ile hemhal oluyoruz.
Böylesine yoğun bir ibadet mevsiminde insanın kalbine bazen şöyle bir vesvese gelebiliyor.
Bu kadar ibadet yapıyorsun da ne oluyor? Ne elde ediyorsun? Ne kazanıyorsun?
İnsan bu vesveseye kapıldığı zaman bazı isteklerde bulunmaya başlıyor. İstiyor ki yaptığı ibadetlerin hemen karşılığını bulsun. İç dünyasında çeşitli zevklere mazhar olsun, HD formatında rüyalar görmeye başlasın. Hatta alemi misalin garaiblerini seyretsin, bazı gaybi bilgilere ulaşsın. Hatta ve hatta kalbinde ilahi bir kelam ve ilahi bir iltifat sesleri duymaya başlasın. Daha da başka bazı istekler…
Halbuki yapılan bu ibadetler karşılığında bazı beklentilere girmek haddi aşmaktır.
Çünkü insan yaptığı hizmetin ve ibadetin ücretini peşin olarak almış. Bu ücrete mukabil şükür etmekle mükellef.
Hani bir devlet memuru ay başlamadan ücretini alır ve o ücret karşılığında hizmet eder. Aynı şekilde bir ömür boyu bir memur-u ilahi olarak görev yapan insan da ücretini peşin olarak almış ve öylece hizmet ve ibadet etmekle mükellef kılınmış.
Risale-i Nurda bu hususa şöyle dikkat çekilir:
“Ey nefis! Ubûdiyet, mukaddime‑i mükâfât-ı lâhika değil, belki netice-i nîmet-i sâbıkadır. Evet, biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubûdiyetle muvazzafız.(Sözler, s.482)”
Yani insan şu an için yaptığı bir ibadet ve hizmetin karşılığını istemeye hakkı yoktur. Zira ibadet gelecekteki bir mükafatın asıl sebebi değil, şimdiye dek verilen nimetlere karşı bir şükür ve teşekkürdür.
Demek ki insan tüm ücretleri ve mükafatları ve nimetleri peşin olarak almış, ibadet ve hizmet ise tüm bu nimetlere karşı şükür manasını ifade ediyor.
Peki nedir bu peşin alınan ücretler?
Öncelikle insan olarak yaratılmışız; akıl, kalp, ruh ve his sahibiyiz. Diğer mahluklardan farklı olarak daha bir çok donanıma sahibiz. İnançlıyız, İslam olarak teçhiz edilmişiz.
Hayat sahibiyiz ve hayatımızı idame ettirecek bir çok nimet önümüze serilmiş. Dünyamız, ay ve güneş, dağlar ovalar ve denizler emrimize verilmiş.
Daha da bir çok nimet…
Ki Allah’ın insana verdiği nimetleri saymaya kalksak sayamayız.
İşte yaptığımız bunca ibadetin maksadı verilen bu nimetlere şükür etmek. Yoksa yapılan ibadet ve hizmetten dolayı beklenti içine girmek doğru bir ibadet şekli değil. Hatta cennet bile olsa ibadetlerimizi o büyük vaad için yapmayacağız.
Çünkü nasıl ki hiçbir hakkımız ve çabamız olmadan bize bir hayat verilmiş ve dünya ve kainat bizim için yaratılmış. Öyle de bu nimetlere hakkıyla şükür edebilirsek hiç hakkımız olmadığı halde Rahmet-i İlahi lütfu ile bizi cennetine koyabilir.
Öyle ise burada tüm nimetlere şükür edelim ki nimet çoğalsın ve ebedi saadet kapıları açılsın.