Bolu ufkundan bir Güneş battı!

ÜSTADINA KAVUŞTU İBRAHİM

GÜNEŞYirmi altı sene evvel tanımıştım onu. İri yapılı, gür kaşlı, güleç yüzlü ve mert bir insandı. İçi dışı aynıydı. Heybetli dış görünüşüne rağmen bir çocuk kadar masum ve yumuşak bir ruh yapısına sahipti.

Aslen Diyarbakırlı olan İbrahim Güneş Ağabey, 1987 yılında müezzin olarak Bolu iline tayin oldu ve altı yıl boyunca aktif olarak Nur hizmetinde bulunduktan sonra 1993 yılında emekli oldu. Fıtraten boş durmayı sevmiyordu. Maddî imkânlarını seferber ederek ilk defa Bolu’ya Yeni Asya temsilciliği açtı. Yirmi beş sene boyunca o bayrağı şanla ve şerefle orada dalgalandırdı. Bazen sıkıntılara da düştü, ama bayrağı hiç yere düşürmedi. En meşakkatli iş olan gazete dağıtımından, paraların toplanmasından, hizmete ait hesapların tutulmasına kadar her meselede elini taşın altına koydu. Nur dershanelerinde hemen cübbeyi giyerek ezanla birlikte namazları vaktin evvelinde kılmayı cemaate öğretti. Bir dâvâ adamının kıymeti, ihlâsı ile birlikte istikamet ve sadakati ile ölçülür. O hayatı boyunca hiç çizgisini bozmadı. En karışık ve çetrefilli sosyal olaylarda bile, cemaatin şahs-ı mânevîsinden, gazetesinden ve umumî şûrânın aldığı kararların yanından hiç ayrılmadı. Çeşitli tevillerle mazeret üretenlere katılmadı. Onun pusulası, Risale-i Nur ve meşveret oldu. Dâhilî ve haricî sarsıntılar onu hiç sarsmadı.

İbrahim Güneş Ağabey çok tutumlu ve israfı hiç sevmeyen bir insandı. Aynı zamanda cömert bir karakteri vardı. Bolu’da kaldığı yıllar boyunca, meşveret kararıyla bizi defalarca oraya çağırdı. Buluştuğumuz zaman “Sami kardeş! Hoş geldin, sefalar getirdin. Gel seni bir kucaklayayım” diyerek bir baba şefkatiyle sarılışı vardı ki, onu tâ yüreğimden hissediyordum. Kalın kaşlarının altından ışıl ışıl parlayan gözleri ve gülümseyen yüzü hâlâ gözlerimin önündedir. Seneler önce satın aldıkları mülk bir hizmet merkezi için yine dâvet ettiklerinde, her zamanki hâli gibi yine kucakladı ve şefkatle bağrına bastı. Doğu insanının bütün sıcaklığı, samimiyeti ve mertliği üzerindeydi. Feyizli Nur sohbetlerinin arkasından uğurlaması da bir başkaydı. “Sami kardeş! Allah sizlerden ebediyen razı olsun. Bizi ihya ettiniz. En kısa zamanda yine bekleriz.” deyişi, samimî bir dâvâ adamının ruhunun tâ derinliklerinden geldiği açıkça belliydi.

2009 yılı “Bolu’da İbrahim Güneş vefat etmiş” diye bir haber geldi. Beş kişi bir taksi dolusu cemaat oraya gittik. Cidden çok üzülmüştük. Yıldırım Beyazıt Camii yanındaki Taş Han’da bulunan Yeni Asya bürosuna gittiğimizde, İbrahim Güneş Ağabeyi sapasağlam vazife başında bulunca, hem şaşırdık hem de bayram sevinci yaşadık. Mutluluktan sarmaş dolaş olduk. Meğer vefat eden İbrahim Güneş adında başka birisiymiş. İbrahim Ağabey gülerek “Ben size haber vermeden hiç âhirete gider miyim? Ama öbür tarafa gidersem de sizi cenazemde görmek isterim” dedi. Bu ilginç ve tatlı hatıradan sonra Ankara’ya dönmüştük.

Yıllar yılları kovalıyordu. İbrahim Ağabey nice gençlerin ve sair insanların Risale-i Nur’la tanışmasına vesile olmuştu. Yeni Asya Bürosu böyle hizmetler için güzel bir vesileydi. Cemaat fertlerinin de gayretiyle Bolu’daki hizmetler oldukça gelişmişti. Mevcut hizmet merkezi yeterli olmamaya başlamıştı. Mutlaka daha büyük ve geniş salonlu bir yer alınmalıydı. İbrahim Ağabeyin en büyük arzusu böyle bir yeri satın almaktı. Hizmetin imkânlarını azamî iktisat ve kanaat içinde harcayan İbrahim Ağabey, başka yerlerden de gelen katkılarla yüz metrekareye yakın salonu bulunan geniş bir daireyi cemaatle birlikte satın almaya muvaffak oldu. Açılışına Hayrettin kardeş bizi de dâvet etti. Fakat başka bir programdan dolayı gitmek nasip olmadı.

İbrahim Ağabeyin oğlu Feyzullah’ın anlattığına göre, 1999 yılında kalpten by-pass olan ağabeyimiz, ufak tefek rahatsızlıklarına önem vermez ve hep hizmeti öncelermiş. Bir ara Ankara’da bulunan iki erkek kardeşini özellikle ziyarete giden İbrahim Ağabey onlarla helâlleşmiş. Hizmetle alâkalı hesapları başka bir arkadaşa devretmiş. Âhirete göç etmeden her hazırlığını tamamlamak arzusu çok açık görülür bir tavrın içindeymiş. Kimseye yük olmadan gitmeyi de çok arzu ediyormuş. Nihayet 10 Ocak Cuma gecesi kalp krizi geçiren ağabeyimiz yoğun bakıma alınıyor. Fakat sayılı nefesler sona erdiği için, sabaha karşı saat üç buçukta ruhunu Rahman’a teslim ediyor.

Yetmiş yedi senelik bir ömür sona ermişti. Cuma günü vefat haberi geldi ve akşamında, Pursaklar ilçesinde okunan yedi hatmin duâsına onu da dâhil ettik. Ne bahtiyar bir insandı..

Cumartesi günü Ankara’da ağır kış şartları vardı. Ama ne olursa olsun cenazeye gitmeliydik. Ali Vapurlu Ağabey ve Kenan Kaya kardeşle birlikte ve otobüsle Bolu’ya ulaştık. İstanbul, Bursa, Düzce ve Kastamonu gibi diğer il ve ilçelerden gelenlerle birlikte, bu kış şartlarında kalabalık bir cemaatin varlığı gerçekten dikkat çekiciydi. Öksüz Tekke Camii’nde öğle namazını müteakip, camiin avlusu yetmeyince, ana cadde üzerinde kılınan cenaze namazından sonra, hemen yakınındaki kabristana götürdük. Kış olmasına rağmen, yağan karlardan sonra çiseleyen yağmur altında kabrine tevdi ettik. Âhiretin ilk kapısı olan kabri, inşaallah onun için cennet bahçelerinden bir bahçe olacak ve oradan cennet âlemlerini temaşa edecekti. Okunan Kur’ân-ı Kerîm’den sûreler ve yapılan duâdan sonra yaptığımız kısa konuşmada, Bediüzzaman Hazretlerinden ölümün mahiyetini anlatan bölümü, kalabalık kitleyle paylaştık.

Bolu ilinin manevî ufkundan manevî bir güneş batmıştı. Fakat geride onlarca manevî İbrahim Güneşler kalmış ve kıyamete kadar bu kudsî hizmeti devam ettireceklerdi. O şimdi, Hazret-i Resûlullah (asm), Bediüzzaman ve vefat etmiş Nur Talebeleriyle birlikte yeniden diriliş sabahını bekliyor. İşte hayat dediğin böyle yaşanmalıydı. Ona ne mutlu.. Ruhuna binler Fatihalar…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*