![]()
Bu Hastalığa Bir Şifa Lâzım
“Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalp, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır.” Lem’alar / Yirmi Beşinci Lem’a / Sekizinci Devâ
Ben bunu şöyle düşündüm: bunu da bir hastalık gibi görüp dua etmeliyim… şifa istemeliyim. Günâhtan şifa bulmalıyım. Ne dersin?
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi zor bir iş gerçekten. Bu hastalığa bir şifa lâzım. Hele bu yüzleşme, kalbin derinliklerinde saklanan yaralarla ilgiliyse, daha da zor oluyor. Uzun zamandır Risale-i Nur okurken zihnimi ve kalbimi en çok meşgul eden hakikatlerden biri şu ki: Günah sadece işlenen bir hata değil, aynı zamanda insanın ruhunda açılan bir yaradır. Bu yaralar görünmediği için çoğu zaman onları yok sayar, hafife alırız. Sonra zaman içinde vücutta ve hayatta maddî hastalıklara ve kayıplara yol açıyor. Fakat Üstad’ın Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâm üzerinden yaptığı mukayese, insanı sarsacak kadar derin.
Risale-i Nur’da geçen şu ifade üzerinde çokça düşündüm:
“Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyûb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz.”
Lem’alar / İkinci Lem’a
Bu cümleyi ilk okuduğumda, sanki biri beni karşısına almış da hâlimi yüzüme söylüyormuş gibi hissettim. Çünkü Hazret-i Eyyûb’un hastalığı herkesin görebileceği türdendi; bedeninde açık yaralar hâlinde tezahür etmişti. Benim ise dışım sağlamdı. Yürüyordum, konuşuyordum, gülüyordum. Ama içime baktığımda tablo hiç de öyle değildi.
Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâm sabrın zirvesidir. Yıllarca süren ağır bir hastalıkla imtihan edilmiş, bedeni yara bere içinde kalmış; fakat kalbi Allah’a olan bağlılığını hiç kaybetmemiştir. Onun yaraları zahirdeydi ve imanına zarar vermiyordu. Benim yaralarım ise görünmüyordu ama imanımı, huzurumu, hatta maddî hayatımı, dünyada yaşadığım her anı sessizce kemiriyordu.
Risale-i Nur’un bana öğrettiği en temel hakikatlerden biri şudur: Günah, ruh için bir hastalıktır. Nasıl ki beden hastalandığında ağrı verir, insanı güçsüz bırakır; günah da kalbi yorar, vicdanı rahatsız eder, ruhu daraltır. Üstelik bu hastalığın en tehlikeli yönü, çoğu zaman fark edilmemesidir. Gizli, sessiz ve çok tehlikeli bir hâl…
İç Dışa Çevrilse
Kendi iç dünyama baktığımda; haset, tembellik, gaflet, riya, dünyaya aşırı bağlanma gibi nice bâtınî hastalıkla yüzleştim. Hiçbiri bedenimde yara olarak görünmüyordu ama kalbimde ağırlık yapıyordu. Duaya olan iştiyakımı azaltıyor, hayatımı çirkinleştiriyor, zorlaştırıyor; ilişkilerimi berbat ediyor, ibadeti zorlaştırıyordu. Üstadın “iç dışa çevrilse” ifadesi tam da burada anlam kazanıyor. Eğer kalbimdeki bu yaralar bedenimde görünür hâle gelseydi, belki de insanlar yüzüme bakmaya bile tahammül edemezdi.
İşte bu noktada Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâm ile aramdaki fark bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor. O zahiren yaralıydı ama bâtınen sağlamdı. Ben ise zahiren sağlam, bâtınen yaralıydım. Üstadın “Hazret-i Eyyûb’den daha ziyade yaralı” demesi bir mübalağa değil, acı bir teşhistir.
Hazret-i Eyyûb’un duası bu hakikati anlatıyor çok derinden derine kalbime ve zihnime:
“Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.”
Bu dua ne bir isyan ne de bir şikâyettir. Sadece hastalığı kabul etmek ve şifayı Allah’tan istemektir. Ben de kendi hâlime baktığımda şunu fark ettim: Günahlarımı inkâr ettiğimde ya da hafife aldığımda, aslında hastalığımı kabul etmemiş oluyorum. Oysa Risale-i Nur’un yolu, önce teşhis, sonra tedavidir.
Bu bakış açısıyla tövbe ve istiğfar da anlam değiştiriyor. Artık yalnızca affedilmek istemiyorum; kalbimin şifa bulmasını istiyorum. Çünkü affedilmek başka, iyileşmek başkadır. Risale-i Nur’un iman dersleri, kalp ve ruh için adeta bir reçete gibidir. Okudukça insanın içi ferahlıyor, vicdanı rahatlıyor.
Hazret-i Eyyûb (AS) kıssası bana şunu öğretti: Asıl musibet, bedenin hastalanması değil; kalbin hastalanmasıdır. Beden hastalığı geçicidir. Fakat kalp hastalığı tedavi edilmezse ebedî neticeler doğurur. Bu yüzden Üstad, bizim hâlimizi daha tehlikeli görür.
Bugün dönüp kendime baktığımda şunu açıkça söyleyebiliyorum: Benim de yaralarım vardı. Ama bu yaralar vücudumda değil, kalbimdeydi.
Yolda gidiyordum; içim çok sıkılıyordu. bir anda aklıma getirilen şey şu oldu: madem günahlar manevi hastalıklardır ve bu günahlar ve benim namazıma, zikrime, hayır işlememe, güzel işler yapmama engel olur ve ümidimi kırarlar; öyleyse ben de tam bir şifa için Eyüp Nebi (AS) gibi dua ederim ve Rahman ve Rahim olan Allah onları benden alır ve arındırır beni; ve öyle de yaptım.
Günah hastalığımı gördüm, Kur’an’ın eczanesine gittim. Mübarek bir gecede diz çöktüm, istiğfara yöneldim, arınmaya başladım. O ilacı kullandım… ve şifa buldum.
“Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.”
Allah’ım! Tevbemizi kabul buyur. Günahlarımızı izale edip bizleri tertemiz eyle. Bizleri sözlerimizde yanılmadan muhafaza edip doğru kıl. Göğsümüzdeki kötülükleri, kinleri söküp at. Kalplerimizdeki düşmanlık, kin ve katılığı gider.