Bu memleketten, “Demirel” diye biri geçmedi…

Bu, bir siyâsî yazı değildir. Bu, bir hakkın teslimidir.

Süfyanizmin; despot, baskıcı, din düşmanlığı kokan, zulüm ve haksızlıklarından bu milleti, (Allah rahmet eylesin) Adnan Menderes, yine milletini de arkasına alarak, Allah’ın izniyle kurtarmıştır. 1950-60 arası, aziz milletin, yirmi beş senelik o karanlık günlerden, fetret devrinden kurtulup, rahata erdiği senelerdir.

Rahmetli Menderes, milletin, maddî refah ve huzurunun yanında, mânevî sahada da, birçok kayıplarının tekrar millete iade edilmesini sağlamıştır. ”Allah!” demenin dahi yasak olduğu günlerden, minarelerden tekrar, ” Allah-u Ekber!” sâdâsını âleme ilân ederek, “bu millet Müslümandır, Müslüman kalacaktır!” demiştir.

Bu yapılanların akabinde de, Kemalist güçler tarafından, çıkartılan çeşitli fitne senaryoları neticesinde, inkılâbların devamı mahiyetindeki, TC’nin ilk hâin ihtilâli olan 27 Mayıs 1960 yapılarak hem millet, hem memleket perişan edilmiştir. Milletin helâl reyleriyle işbaşına getirdiği Demokratlar, Menderes ile beraber üç güzide Devlet adamının idamı ile neticelenmiştir.

Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, 1965 senesinde yapılan seçimle, yine Demokratların devamı olan AP ve onun lideri, Süleyman Demirel iktidara gelerek, milletinin hizmetine girmiştir.

Hadiselerden ve tarihî seyirden pek bahsetmeyeceğiz, bizim esas burada temas etmek istediğimiz şey şu: Bir müddettir bakıyorum da, bazıları, bu memleketin sağ görüşlü olarak bilinen liderlerini sayıyor. (Eskiden Menderes’i sıralamaya pek koymazlardı. Şimdilerde tabiî, Demokratların oylarını da aldıkları için, bilmecburiye, kerhen de olsa, onu da başa almaya başladılar.) Sayıyorlar… “Menderes, Erbakan, Özal” tamam. Ama Demirel yok!!!!

Eeee… Demirel nerede? Demek, bu memleketten, “Demirel” diye biri geçmedi… Öyle mi?

Hâlbuki bu memleketin, maddî-mânevî, büyüyüp, gelişmesinde, bu hâle gelmesinde en çok emeği geçen odur.

Daha genç bir mühendisken, Menderes tarafından takdir edilip, 30 yaşında, Türkiye’nin ilk genç Genel Müdürü yapılan odur.

1965’de, yine bir ilk olarak, 41 yaşında başbakanlık yapan odur.

Ve ondan sonra da,1993’e kadar, kesintili de olsa, on buçuk sene, Başbakanlık yaparak, üçüncülüğü de elinde tutan odur.

Hükümet kurma mevzuunda da, yedi hükümet kurmakla birinci olan odur.

1965-71 arasındaki o altın dönemde, enflasyonu % 5, kalkınma hızını da, % 7’ye yükselten (dünyada, petrol müstahsili devletlerin haricinde) Japonya’dan sonra, Türkiye’yi, bu kalkınma oranıyla, dünyanın 2. yapan odur.

Barajlar kralı, Keban, GAP gibi memlekete hayat veren eserleri vücuda getiren odur,

Seydişehir Alüminyum, Ereğli ve İskenderun demir çelik fabrikalarının banisi de odur. (İskenderun Demir Çelik SSCB ile ortak yapılmış ve, “Demirel, komünist sermayesi ile yapıyor” diye kıyamet koparılmış, biz de, bundan 45 sene evvel Yeni Asya’da “Demirel ve demirperde” başlıklı bir makaleyle, bu mevzuuya temas etmiştik.)

Yaptığı maddî eserleri saysak, her hâlde epey yazmamız îcab edecek.

Onun mânevî sahada yaptıkları da kezâ öyle. İmam-Hatib, Kur’ân kursları,  onun aleyhinde konuşmaktan geri kalmayan birçok zevatın okuyup mezun olduğu Yüksek İslâm Enstitüleri, hep onun eseridir. Camilerde vazife yapan imam, müezzinleri devlet memuru yapıp, onun bunun elinden gelecek üç-beş kuruşa minnet ettirmeyen de odur. Cami sayıları, hep onun zamanında çoğalmıştır.

Temelini rahmetli Menderes’in atıp, ama ihtilâl fırtınasıyla bitirilemeyen Kocatepe Camii’ni yapan da odur. (maalesef, ihtilâl vs. gibi sebeblerden dolayı açılışı ona nasib olmamıştır.)

Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan, İstanbul Boğazının gerdanlığı, Boğaziçi Köprüsü’nü yapan odur.

Şimdilerde rahatça konuşup, icraat yapanların temel alt yapısını, “eli tetik çekenlerle, tesbih çekenleri bir tutmam” deyip, bugünlere hazırlayan yine odur.

Herkesin, ismini bile söylemekten çekindiği (dinî hüviyet taşıyanlar da dâhil) bir zamanda “SAİD NURSÎ BÜYÜK BİR İSLÂM ÂLİMİDİR! (DEĞİLDİR!)  DİYENİN ALNINI KARIŞLARIM! “ diyen odur.

Sonradan kendisine sırt çeviren zatların, kimini Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı, kimini de Başbakanlığı zamanında müsteşar yapan odur.

Bu vatanı, bu milleti, hâin ihtilâlcilerin şerrinden, en az hasarla atlattıran odur. Ve o ihtilâller yapıldığında, korkudan, kimi yurt dışına kaçan, kimileri de yurt içinde sırra kadem basıp saklananlar gibi yapmayıp, mertçe ortaya çıkan, îcabında hapis yatan, ama eğilip, bükülmeyen odur.

İhtilâllerde ne yaptı, ihtilâlcilere nasıl bir münasebette bulundu, aralarında bizlerin bilmediği neler konuştu, bilen var mı? “bende öyle devlet sırları var ki, onlar ancak benimle mezara gider” dediği, çektikleri ve ona bu sözü söyleten, acaba nedir?

Yani, bir hakkı teslim etmek bakımından yazdıkça yazıyoruz, ama bitmiyor. İnsaf, iz’an sahibleri bunları çok iyi bilip takdir ediyor zaten.

Beyler! Siz istediğiniz kadar söyleyin, konuşun, yok saymaya, ademe mahkûm etmeye çalışın, bu memleketten, hem de ismi altın harflerle yazılacak olan bir SÜLEYMAN DEMİREL gelip geçmiştir.

Allah rahmet eylesin.

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*