Bu yargıçları Allah kurtarsın

TÜRBAN konusunda yasal düzenlemeler, uygulamalar başından beri bir saçmalık.
Yasağa meşruiyet (???) veren Anayasa Mahkemesi kararı çok kötü bir karar.
AİHM’in Leyla Şahin kararı, bizde anlaşıldığından farklı olmakla beraber, herhalde AİHM tarihine onur katan bir karar pek değil.

Daha önceki YÖK yönetimlerinin, bu YÖK yönetimlerinin rektörlerinin (çok küçük istisnalar hariç) uygulamaları akademik tarihimizin yüz ağırtıcı uygulamaları  hiç değil.
Anayasa Mahkemesi’nin son anayasa değişikliğini (10. ve 42. maddeler) iptal eden kararı hepsinin üzerine tüy dikiyor.
Koca koca adamların hezeyanlarının, saçmalıklarının maliyetini 18 yaşında küçücük kızlar öğrenim haklarından yoksun kalarak ödüyorlar.
Utanç verici bir durum.
Yasal yollar, AK Parti’nin beceriksizlikleri ya da fırsatçılıkları yüzünden tıkanmış görünürken, YÖK Başkanı Sayın Özcan bir formül üretiyor ve 18 yaşındaki kızlarımız tekrar kısmen sınıflara, anfilere dönebiliyorlar.
Sayın Özcan’ın ürettiği formül yasalara tıpa tıp uyuyor mu bilemem ama vicdanlarla çelişmediği açık.
Vicdanlara uymayan hukuk olur mu, bu sorunun cevabını da hukuk felsefecilerine bırakalım ve esas konumuza dönelim.
YÖK Başkanı’nın fiili uygulaması meseleye en azından de facto ama vicdanlara uygun bir çözüm üretmiş iken, Danıştay, bu yücelerin yücesi yargı kurumu, yine devreye giriyor ve gencecik kızların, üstelik adaylık aşamasında öğretim haklarına bir ön eleme sınavı üzerinden engel olmak istiyor.
28 Şubat tanklarından hatırladığımız Sincan’ın Ağır Ceza Mahkemesi ise genç kızlarımız için de facto ama vicdanlarla uyumlu bir karar üretebilen YÖK Başkanı’nın peşinde; kulbunu bulursa ceza verecek.Temel hipotezim hukukun ortalama vicdanla çelişmeme mecburiyeti.Çelişir ise ne olur?

Orta ve uzun vadede bu çelişkiden hukuk ve bu hukuku üretenler büyük zarar görür; bu hukuk üretenlere de en büyük ceza vicdan azabı olarak gelir, çocuklarının, torunlarının kendilerinden utanması olarak döner.
Bir adaylık sınavına türbanla girmek isteyen bir kızın bu hakkını iptal eden hukukçu nasıl bir insandır, geceleri nasıl uyur, bazı kavramları sorgulamayı hiç aklına getirmez mi, “yargıcın yasanına ağzı olduğu” dönemin geçtiğini, artık yargıçların hukuk yaptığını, ama bireysel hak ve özgürlüklerin önünü açan hukuk yaptığını, demode ideolojiler adına baskıcı uygulamalara imza atmanın en azından mesleki ayıp olduğunu bilmez mi?
Benim kanaatim, belirli bir kesimin, yukarıda bahsettiğim demode bir ideoloji adına yakın gelecekte kendilerinin bile utanacakları kararların altına imza attıklarıdır.
“Allah kurtarsın” kime denir bilirsiniz.
Aslında bu insanların kendilerine çektikleri zihinsel parmaklıklar mahkumların gerçek parmaklıklarından çok daha kötü.
Gerçekten Allah kurtarsın.

Eser Karakaş Star, 7.2.2011

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*