Bürokrasi dünyayı tanısa…

Her ne kadar dünya bir köy haline gelmiş olsa da, zihinleri ve sistemleri ‘dünyaya kapalı’ olanların bu fırsattan istifade imkânları olmuyor. 12 Eylül 1980 darbesi bahane edilerek Türkiye’de yaşayanlara uygulanan vizeler ülkemizin dünyaya kapalı kalmasına da sebep olmuştur. Son yıllarda bazı ülkelerle vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmış olması iyi yönde atılmış bir adım.

Maddî anlamda yoğun ilişkilerimizin olduğu Avrupa ülkeleriyle aramızda hâlâ vize duvarının olması ise tam bir çelişki. Her defasında vize politikasının yumuşayacağı ifade edilse de, tatmin edici bir gelişme olmadı.

Tabiî ki vizelerin kalkması tek başına yeterli değil. Önemli olan bu ülkelere niçin gidildiğidir. Sadece gezmek ve eğlenmek maksadıyla yurt dışana çıkmak, israf bile sayılabilir. “Alınız ilmini, irfanını” anlayışıyla yabancı ülkeleri gezmek ve görmek icap eder. Geçen gün, uzun yıllar Avrupa’da çalışmış bir ahbabımız “Merak ediyorum. Başta belediye başkanları olmak üzere Türkiye’yi idare edenler dünya ülkelerini gezmiyor mu? Geziyorlarsa, onların nasıl şehirler kurduğunu, problemlerini nasıl hallettiklerini görmüyor mu?” diyordu. Elbette Türkiye’yi idare edenler fazlasıyla yurt dışına “inceleme ve araştırma seyahati” yapıyorlar, ama maalesef bunlar ekseriyetle ‘seyahat’ olarak kalıyor.

Kendi kendimize yaptığımız propagandaların içinin boş olduğunu anlamak için dünyayı tanımak durumundayız. Bu bakımdan sadece bürokrasi mensuplarının değil, maddî imkânı olan herkesin başka ülkelere gitmemesinde fayda var. Dünya ülkelerini tanıyanlar mutlak surette o ülkelerden, o kültürlerden çıkaracak bir ders bulur ve bulmalı.

“Yabancı ülkeler”i tanımanın önemini anlatan iki tesbit aktarmak istiyoruz. Biri, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Naci Koru’dan. Koru, “Geleceğin diplomatları nasıl olacak?” sorusunu şöyle cevaplandırmış: “Bölge dillerine çok büyük önem veriyoruz. İstiyoruz ki bölgeye gönderdiğimiz, Asya’ya, Afrika’ya gönderdiğimiz, Ortadoğu’ya gönderdiğimiz memurlarımız buralara isteyerek gitsin. Özellikle İngilizce, Fransızca, Almanya dışında dillerin konuşulduğu ülkelere gönderdiğimiz diplomatların o ülkenin dilini bilmemeleri durumunda orada görevlerini tam olarak yapmaları mümkün değil. Bu oran yükselsin istiyoruz. Orada büyükelçiden en alt memura kadar yerel dili, yerel kültürü bilecekler. Hem daha mutlu olacaklar hem de devletlerine daha iyi hizmet verecekler. Şu andaki büyükelçilerimizin yüzde 69’u görev yaptıkları ülkenin lisanını konuşmuyor. Hayalim bu oranı tersine çevirmek. (…) Riyad’da Arapça bilmeyen büyükelçinin etkin olması mümkün değil. Bir prensle konuşamazsınız. Tercüman almak zorundasınız. Afrika’ya, İngilizce bilen ve Afrika’yı sevmeyen birini gönderirseniz işleriniz aksar. Yeni giren çalışanlarımıza, ‘Dil kursuna gidin, faturayı da bize gönderin’ diyoruz.” (Konuşan: Barçın Yinanç, Radikal, 22 Ocak 2012)

Benzer bir tesbiti de geçenlerde TBMM Başkanı Cemil Çiçek yapmıştı. NTV’deki “Mehmet Barlas ile 45 Dakika” adlı programa katılan Çiçek, 30 yıl süreyle adalet bürokrasinin üst kademesinde görev yapan bir isme bir vesile ile bir talebinin olup olmadığını sormuş. Cevaben, “Devlete 30 yıl hizmet ettik. Benim durumumda olan kişileri bir defa olsun yurt dışına göndermediler. İşimiz gereği yurt dışına çıksak, belli ölçülere göre ‘yurt dışı görevi’ yapsak hem dünyayı tanır hem de daha faydalı olurduk” anlamına gelen bir cevapla karşılaşmış.

Bu cevabı değerlendiren TBMM Başkanı Çiçek, adalet camiasında dil bilen bürokrat sayısının az olduğundan bahisle, “Düşünün ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yüzlerce sayfa tutan kararlar alıyor. Bu kararlar Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Fakat bu kararları orjinal dilinden okuyup değerlendirecek hukuk insanı sayımız yetersiz” anlamında konuşmuştu.

Bir yanda bulunduğu ülkenin dilini konuşamayan büyükelçi gerçeği, bir yanda da Türkiye’yi de yakından ilgilendiren AİHM kararlarını yorumlamakta sıkıntı çeken hukuk bürokrasisi. İşimiz kolay değil, vesselâm…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*