EURONUR ÖZEL

Cenâb-ı Allah, Zenginleri Fakirlerin Yardımına Dâvet Ediyor!

Özel Makale / fakir

Şuhur-ı Selâse aylarından Recep ve Şaban’ı geride bırakıp, ayların sultanı, rahmetin hazinesi, bereketin kaynağı olan Ramazan-ı Şerif ayına girdik. Cenab-ı Hak (cc) Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuş: “O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’ân o ayda indirilmiştir.” 1

Ramazan ayındaki oruç İslamiyet’in beş şartından birincisi hem de büyüklerindendir. “Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rubûbiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek…”tir. 2 Cenab-ı Allah’ın rubûbiyet cihetiyle yani bütün varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürmesi, bu esnada her nevi ihtiyaçlarını vermesi ve onları emrine itaat ettirmesidir.

Ramazan-ı Şerif orucunun bir diğer hikmetlerinden biri de toplum fertleri arasında yardımlaşmayı sağlaması ve topluma barış ve huzur getirmesidir. Bedîüzzaman Hazretleri, 29. Mektup, İkinci Risale Olan İkinci Kısım, Üçüncü Nükte’de insanların kazanç ve maişet açısından birbirinden farklı yaratıldığını vurgulayarak, kimi insanın fakir, kiminin de zengin imtihanda olduklarını nazara vermiştir. Zengin elindeki malı doğru ve faydalı yerlere harcayıp harcamadığından, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olup olmadığından, şükredip etmediğinden sorumludur. Fakir de haline razı olup, Allah’a şükretmekle mükellef kılınmıştır.

Zengin-Fakir Dayanışması ve İmtihan 

Her iki sınıfın da Allah’a karşı haddini aşmaması lazım. Bugün fakir olan yarın zengin, zengin olan da yarın fakir olabilir. İmtihan dünyasında kimse yarını garanti edemez. Günümüzde maddi durumu düşük, fakr u zaruret içinde yaşayan, yardıma muhtaç çok insan vardır. Maddi durumu iyi olan zenginler; fakirleri ve yoksulları bulmalı ve onlara yardım eli uzatmalıdır. Cenâb-ı Allah, ayetinde zenginleri fakirlerin yardımına dâvet ediyor.

Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını ancak oruç münasebetiyle aç kalınca tam hissedebiliyor. İnsanın hemcinsine karşı duyduğu şefkat, gösterdiği ilgi ve yaptığı yardımlar hakiki şükrün esasıdır. Başkasına yardım etmektir. Allah’ın bize daha çok vermesi için bir dua niteliği de taşıyor. Efendimiz (asm) bildiriyor ki, Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Sen başkasına ver ki, Ben de sana vereyim!” 3

Hangi fert olursa olsun, toplumda kendisinden daha fakirini bulabilir. Ona karşı şefkat etmekle mükelleftir. Eğer Ramazan-ı Şerif orucu vesilesiyle nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat hissi işlemiyor, zayıf kalıyor. Bu durumda mükellef olduğu yardımı ve ihsanı yapmıyor. Yapsa da, gerçek açlığı görmediğinden, tam yapmıyor, hatta yaptığında minnetle yapıyor.

Zengin açlığı tanıdığı zaman, fakirin fukaranın halini anlıyor, elinden geldiğince yardım etmenin mühim bir insanlık görevi olduğunu hissediyor, buna kendini mecbur biliyor. İnsan bu ihlâsı Ramazan-ı Şerifteki oruçla kazanıyor.

Hülâsa: Ramazan ayı rahmet, mağfiret ve kurtuluş ayı olduğu için mümkün mertebede nefsin şerrinden uzak kalmak, elden geldiği kadar Kur’ân’la, istiğfarla ve salâvatla meşgul olmak en büyük kârdır.

Ramazan-ı Şerifin, âlem-i İslâm’a hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.

Dipnotlar:

1- Bakara Suresi, 185. ayet
2- Mektubat, 29. Mektup, 2. Kısım
3- Câmiü’s-Sağîr, 3/1275

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu