Cihad ve müsbet hareket – 2

İslâmiyetin, aynı zamanda barış ve emniyetin, doğruluk ve iyiliğin, ilim ve tefekkürün, sosyal adaletin, hak ve hürriyetlerin vs. kaynağı olduğuna; Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyenin, baştan sona, insan, hatta hayvan hak ve hürriyetleriyle dolu olduğuna dün değinmiştik.

 

Evet, “karıncaya ayak basmayı, insanlara sert, haşin bakmayı, asık suratla karşılamayı, eziyet etmeyi; arkadan konuşmayı, gıybeti bile dehşetli günah” sayıp, “sözlü şiddet”ten dahi men eden İslâmiyet, nasıl şiddetin kaynağı olabilir?

Kur’ân, “Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öyle cihad edin…” 1 diye ferman eder. Cihad, i’lây-ı kelimetullah yolunda mücâdele etmenin adı; Allah’ın yüce adının bayraklaşması uğrunda gösterilen cehd, sergilenen sa’y, gayret ve özveridir. 2 Bir başka tarifle, yeryüzünde tevhid inancının, hakkın, sulhun ve barışın hâkim olması için harcanan cehd ve gayretin adıdır. Cihad malla, ilimle, kültür hizmetiyle yapılır. Bu anlamda cihad kesintisiz devam edecek olan bir süreçtir. 3
Müslüman kadın-erkek, yaşlı-genç herkes bu mânâdaki cihad vazifesiyle mükelleftir. Cihad, maddî ve mânevî olarak başta ikiye ayrılır. Kur’ân ve Sünnetten çıkan diğer tasnifini de ana başlıkları ile verirsek şöyle bir tablo ile karşılaşırız:
– Vasıtaları yönünden cihad: İlim, dil, mal ve beden ile yapılan cihad.
– Hedef ve alanları açısından cihad: Nefs, şeytan, münâfıklar, kötülükler, fitne-fesat, bağîler ve dış düşmanlara karşı cihad.
Maddî cihad, beden ile, mal ile ve hâricî, silâhlı düşmanlara karşı yapılan mücâdelenin adıdır. Bu ciheti, zaman, şart, imkân ve duruma göre değişiklik arz eder. Ancak, Bediüzzaman, “Dinde zorlama yoktur” 4 ifadesini tefsir ederken, zorlama ve silâhla cihad döneminin artık kapanmış olduğunu ve “iman-ı tahkikî kılıcıyla” yapılacak olan manevî cihad döneminin başladığını ilân eder. 5
Bu dönem, kılıçların kınına girdiği; aklın, ilmin ve marifetin, bilginin, güzel ahlâkın, lisân-ı kal ve hâlin hâkim olduğu bir dönemdir. Zaten ferd, yalnız başına “silâhla cihad” kararı veremez, uygulayamaz. 6  “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmektir” 7 gereğince, mü’minlerin vazifeleri yalnızca tebliğdir, zorlayıcı ve kabul ettirici değildirler. Peygamberlere tanınmayan bir imtiyaz, elbette hiçbir ferde tanınmamıştır.

Dipnotlar:

1. Kur’ân, Hac Sûresi, 78.
2. M. Fethullah Gülen, İ’lây-ı Kelimetullah veya Cihad, Nil Yay., İzm., 1996 s. V.
3. Prof. Dr. Hamza Aktan, Zaman, Şubat 2000.
4. Kur’ân, Bakara, 256.
5. Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, s. 79
6. Fethü’l-Barî, 6: 28; İbn-i Kudame, Muğni, 8: 346.
7. Kur’ân: Mâide 99, Nûr, 54.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*