EURONUR ÖZEL

Cilalı Enaniyet Devri

Özel Makale / Enaniyet

Bu cilalı enaniyet devrinde en büyük tehlikelerden biri gösteriş, enaniyet, İslam dışı gelenekler ve nezaketsizliktir.

Ev Davetlerindeki Yemek Şovları ve İhtişam Yarışı

Şimdilerde ev davetleri, sırf Allah rızası için mümin kardeşini ağırlamak, bir tas çorba paylaşıp imanî sohbet etmekten çıktı; adeta bir lüks, şov ve ihtişam yarışına döndü. Masalar tabaklardan görünmüyor, “Kim daha havalı sunum yapacak?” diye yarışılıyor.

Yine ev derslerinde aşırı ikramlar, dersin anlamını bozuyor. Derse mi gidiliyor, yemeğe mi gidiliyor belli olmuyor.

“Yiyin için ama israf etmeyin.” (A’râf, 31)

Davetler ihlası kaçırıyor, ev sahibini riyaya, misafiri ise ağırlık altında ezilmeye itiyor. Eğer o misafir zaten zor geçinen biri ise, davete karşılık veremeyip çok üzülüyor.

Hâlbuki İslam adabı, misafire ikramda “külfetsiz” (zahmetsiz) ve samimi olmayı emreder.

Kendini Dindar Göstermek ve Faziletfüruşluk (Dindarlık Taslama)

Hizmet dairesinde en büyük mikroplardan biri de budur: Faziletfüruşluk. Yani “Ben daha çok Risale okuyorum, ben bu konulara hâkimim, ben daha takvalıyım, ben daha çok hizmet ediyorum.” edasıyla ihlası zedelemek.

“Nefislerinizi temize çıkarmayın. O, kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.” (Necm, 32)

İhlas Risalesi tam da burayı tedavi eder. Üstad der ki:

“Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.”

Kendini müttaki göstermeye çalışmak, hubb-u cahtan gelir. Nur Talebesinin şiarı “mahviyet ve terk-i enaniyet”tir; fazilet satmak değil.

Çocukları Eğitim Konusunda Yarıştırmak ve Evlatla Övünmek

“Benim oğlum tıp kazandı, benim kızım şu kolejde, senin çocuk ne yapıyor?” muhabbetleri…

Çocuklarımızı Allah’ın birer emaneti ve ahiret azığı olarak görmek yerine, dünya hayatında nefsimizi tatmin edecek birer gurur tablosuna dönüştürdük. Onları dünya makamları için yarıştırıp duruyoruz.

“Mal ve çocuk dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan salih ameller ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır.” (Kehf, 46)

Evlat bize hakiki mülk değil, birer emanettir. Onların terbiyesinde asıl hedef, ahiretini kurtarmak ve imanını inşa etmektir. Çocukları dünyevî kariyer için yarıştırmak, emanete hıyanet etmek ve dünyevileşmektir.

Dinde Olmayan Gelenekler ve Bid’at Kıskacı

Bazen dinin aslından olan sünnetleri bir kenara bırakıp, tamamen gelenekselleşmiş, hatta İslam’a aykırı adetleri din gibi yaşıyoruz. Düğünlerdeki israflar, kına gecelerindeki karmaşalar, taziye evinde acılı aileye yemek yaptırma yükü gibi dinde yeri olmayan ağır gelenekler hayatı zorlaştırıyor.

“Dinde sonradan ortaya çıkan her yenilik (bid’at) dalalettir.”

 İslam’ın özüne aykırı olan ağır gelenekler zincirini kırmak ve hayatı doğrudan sünnetin o rahat, pratik ve sade çizgisine çekmek gerekir.

“Daha Evlenmedin mi?” ve “Neden Çocuğunuz Yok?” Baskısı

Toplum içine, bayram ziyaretlerine veya derslere gitmek istemeyen gençlerin en büyük yarası budur.

“Yaşın geçiyor, daha evlenmedin mi?”

Evlenir:

“Eee, çocuk yok mu daha?”

Bu sorular samimiyet değil, düpedüz haddi aşmak ve kalp kırmaktır.

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O dilediğini kısır bırakır.” (Şûrâ, 50)

“Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların zarar görmediği kimsedir.” Buhârî, Îmân 4-5.

Kader meselesini iyi okuyan bir Nur Talebesi bilir ki; evlilik de çocuk da mutlak birer kader ve kısmet işidir. Kulun elinde olmayan şeylerden dolayı onu sorguya çekmek, adeta kadere taş atmaktır. Meraklı (malayani) sorularla insanları sıkboğaz etmek, onları incitmek; şefkat mesleği olan Nur dairesine hiç yakışmaz.

Kardeşlerine Karşı Kaba, Amirane ve Tepeden Bakan Hitap Şekilleri

Dershanelerde, zeminlerde veya şahsi ilişkilerde bazen unuttuğumuz en önemli şey, uhuvvetin nezaketidir. Birbirimize hitap ederken amir gibi emir vermek, kaba konuşmak, “Şunu yap, bunu getir, sen anlamazsın.” tarzı perdesiz hitaplar kalpleri soğutuyor.

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 159)

“Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şakirane iftihar etmektir.” Yirmi Birinci Lem’a

Nur dairesinde “ağalık, reislik, amirlik” yoktur; “baba gibi emretmek” yoktur. Sadece ve sadece yardımlaşmak, şefkatle rica etmek ve nezaket vardır. Üstad’ın talebelerine hitap şekilleri bizim için en büyük ölçüdür.

Sosyal Medya Paylaşımları

Ev resimleri, yemek resimleri ve gezi resimleri paylaşılarak bunlara sahip olmayan insanları üzüyor ve dahası nazar değmesine davetiye çıkarılıyor. Pis ve kem gözlerin ve semlendirici nazarların  menfi tesiri vardır, bundan sakınmak gerek.

“Nazardan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) gerçektir.” (İbn Mâce, Tıb, 32)

Ailece Yapılan Ev Davetlerinin Görünmeyen Sakıncaları (İhtilat Tehlikesi)

“Biz zaten din kardeşiyiz, hepimiz Nur Talebesiyiz.” diyerek ailece gidilen ev davetlerinde haremlik-selamlık çizgilerinin esnetilmesi, aynı sofraya oturulması veya rahat hareket edilmesi ciddi manevi yaralar açıyor.

Nur Suresi’nin 30 ve 31. ayetleri, mümin erkek ve kadınların gözlerini haramdan sakınmalarını emreder. Efendimiz (s.a.v.), akrabalar ve yakın çevre arasındaki kontrolsüz bir araya gelişler için:

“Akraba (mahrem olmayan yakınlar) ölümdür (tehlikedir).”

buyurarak mesafeyi korumayı emretmiştir.

Üstad, taife-i nisanın emniyetinin ve huzurunun ancak şer’î hudutlar içinde kalmakla mümkün olduğunu anlatır. Ne kadar samimi olursak olalım, ailece görüşülen ev davetlerinde haremlik-selamlık kuralına dikkat edilmediğinde “laubalilik” başlar. Bu laubalilik ise zamanla kalbi uyuşturur, ihlası zedeler ve gıybete, suizana zemin hazırlar. Nur dairesinin nezihliği, şeriatın çizdiği sınırları titizlikle korumaktan geçer.

Kardeşim, hülasa etmek gerekirse; Üstadımızın bizden istediği “hakiki ahlak-ı İslâmiye”, son derece sade, kibar, haddini, sınırını bilen ve kimsenin hukukuna tecavüz etmeyen bir ahlaktır.

Rabbim bizleri görgüsüyle, nezaketiyle ve ihlasıyla numune-i imtisal olan hakiki Nur Talebelerinden eylesin.

Âmin.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir Yorum

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu