Çözüm, demokraside ve “iman kardeşliği”nde

Şanlı ecdâdımızdan yâdigâr, şehit kanlarıyla lebaleb mübarek vatanımızın başına açılan “Türk-Kürt meselesi”ne dair, bir grup değerli müellifin hâl çarelerini ortaya koyan bir derleme.
Eser, ayrı yazarlara ait 11 yazı ve değişik kişilerle yapılan üç röportajı kapsayan beş bölümden meydana geliyor.

“Bölgenin Tarihi” bölümünde Doç. Dr. Münir Aykut’un “Güneydoğu Anadolu’nun Medeniyet Tarihi Açısından Önemi,” Arşivci-Araştırmacı Abdullah Demir’in “Osmanlı Kaynaklarına Göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun İlhakı” ve Dr. Abdulnasır Yiner’in “İdris-i Bitlisî (1473?-1520);” “Tanım ve Teşhis” bölümünde Nimet Demir’in “Güneydoğu Meselesi,” Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’ın “Türkiye’nin Kürt Sorunu,” Prof. Dr. Musa K. Yılmaz’ın “Doğu ve Güneydoğu’nun Temel Sorunu” ve Doç. Dr. Şadi Eren’in “Irkçılık Üzerine Kısa bir Değerlendirme;” “Çözüm Önerileri” bölümünde Gazeteci-Yazar Mustafa Akyol’un “Kürt Sorununu Çözmek İçin Osmanlı Tecrübesini Hatırlamak Gerek,” Abdulhamid Kırmızı ve Selin Bölme’nin “Kürt Hareketlerinde Dindarlığın Yeni Tezahürleri,” Araştırmacı-Yazar Nazmi Eroğlu’nun “’Güneydoğu Sorunu’ ve Hamidiye Alaylarına Dair Birkaç Belgede Anlatılanlar;” “Eğitim Faktörü” bölümünde B. Sait Çiftçi’nin “Eğitimin Doğu Yakası” başlıklı yazıları yer alıyor.
Son bölüm olan “Röportajlar”da ise, Kemal Benek’in Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne’yle yaptığı “Din, Etnik Farklılıkları Aşan Bir Toplumsal Yapıştırıcıdır,” Ahmet Dursun’un Yusuf Kaplan’la yaptığı “Türkiye’nin Üst Kimliği İslâm’dır” ve yine Ahmet Dursun’un Prof. Dr. Mithat Sancar’la yaptığı “Güneydoğu’daki Sorun Bir Demokrasi Sorunudur” başlıklı röportajlar bulunuyor.
“Takdim”de de belirtildiği üzere, eser, Yeni Asya Vakfı bünyesindeki Risâle-i Nur Enstitüsü’nün yayın organı “Köprü” dergisinde neşredilmiş olan makalelerden derlenmiş.
Abartıyoruz sanılmasın; eserin her hâlinden, “ortak akıl” mahsulü olduğu anlaşılıyor. Yani eseri teşkil eden yazı ve röportajlar gayet ustalıkla seçilmiş ve bölümlenmiş. Okuma bittiğinde “Şurası noksan olmuş, orası şöyle olsaymış.” diyecek hâliniz kalmıyor! Anlayacağınız, mevzuya lâyık bir proje, her sahada olduğu gibi bu sahada da en salahiyetli kalem Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin bakış açısını da muhtevî yazılarla “süslenerek” adamakıllı ortaya konmuş.
Gelelim yazı ve röportajlara… Hakikaten birbirinden güzel işler, bunlar. Siz de takdir edersiniz ki, birisini öne çıkarmak, diğerlerine haksızlık olur; her birinden kısaca da olsa bahsetmek de bu yazının sınırlarını aşacak! En iyisi ise, galiba, bir bakıma “çözüm”e dair hissî bir hatıraya yer vermek…
“Güneydoğulu” akademisyen Musa K. Yılmaz anlatıyor:
“1993 yılı, Güneydoğu’da olayların yoğun yaşandığı bir dönemdi. Resmî bir görev dolayısıyla Manisa’nın bir ilçesinde bulunduğum sırada, Cuma günü ilçe müftüsü, yeni ilçe olmuş bir kasaba camiinde vaaz vermemi teklif etti. Kabul ettim. / Cuma sabahı müftülüğün şoförüyle yola çıktık. Fakat şoförde bir tedirginlik hissetmeye başladım; hiç konuşmuyor ve üzgün duruyordu. Meğer bir gün önce, gideceğimiz kasabaya Güneydoğu’dan iki şehit cenazesi gelmiş! Müftü bey, camide vaaz verirken Güneydoğulu olduğumu söylediğim takdirde bazı gençlerin tepki gösterebileceğinden endişe ederek durumu bana hatırlatması için şoförünü uyarmış; ancak şoför bir türlü söylemeye cesaret edememiş. Tedirginliği bundanmış… / Derken kasabaya vardık. Vaazın sonunda, burada misafir olarak bulunduğumu ve Güneydoğu’dan geldiğimi söyleyerek kürsüden indim. Namazdan sonra cemaat, değil tepki göstermek, elimi sıkmak ve beni kucaklamak için sıraya girdiler. Müftülük şoförünün yüzünde sevinç emareleri belirmişti. Önce kasabalılar bizi yemeğe aldılar; ardından, Güneydoğu’dan gelen şehit ailelerinin taziyelerini de yaptıktan sonra memnun bir şekilde kasabadan ayrıldık…” (s. 82)
Ne güzel ve ibretlik bir hatıra, değil mi? Sizi bilmem, ama bu fakirin, anılan bahsi okuduğunda gözleri doldu!
Ayrıca, bu kez “Egeli” (Manisa) bir akademisyenin (Doç. Dr. Şadi Eren), yazısında “çözüm”e dair benzer bir hatırayı paylaştığını (s. 93) ekleyelim…

Ve küçük notlarımız (sırayla):

* Öncelikle, enstitüden benzer projeler (meselâ “Alevilik-Sünnilik” mevzuu vs.) beklediğimizi söylesek nasıl olur?!…

* Eserdeki yazı ve röportajların “Köprü”nün hangi sayılarından alındığı keşke belirtilseymiş…

* Metindeki dipnot rakamları o kadar küçük ki güçlükle seçiliyor.
“Dipnot” demişken, her sayfada dipnot rakamlarının 1’den başladığını ifade edelim. Böyle derleme bir eserde dipnot rakamlarının en azından her yazıda müteselsil/sıralı/zincirleme olması gerekmez miydi?

* Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’ın, (aynen tırnak içinde) “tevekkülcü” dediği tavrı, “sorunlar karşısında pasif kalmayı telkin eden” şeklinde yorumlaması (s. 61) dikkat çekici. Tevekkül ya da bunu esas alan bir tavrın (tevekkülvârî) pasiflikle alâkası nasıl kurulur, anlamak kabil değil! Orta yolu (vasat) esas alan, yani müsbet bir his olan “tevekkül”ü, “pasiflik” mânâsında da olsa “olumsuzlamak” mümkün mü?

* Metinde “Hamidiye Alayları ve Abdülhamid’in Kürt politikası” ara başlığı (s. 107) nasılsa “seçilmemiş,” yani ayırt edilmemiş.

* Aynı yazıda iki yerde atıf yapılan “The Kurds” adlı kitabın yazar(lar)ı birbirine karışmış! Sayfa 106’da David McDowall, üç sayfa ötede de Derk Kinane geçiyor. Doğrusu hangisi? (Gidişata göre, ilk isim daha baskın görünüyor.)
Velhâsıl, bakış açılarına göre teşhisi gibi “tedavi”si de farklılık arz eden ve bu yönüyle tartışmalara, hattâ kamplaşmalara/”düşük yoğunluklu savaş”lara bile yol açan meseleyi uzman kalemlerden öğrenmek isteyenlere yönelik mühim bir eser.

GÜNEYDOĞU SORUNU

(Tarihi-Kaynağı-Çözümü)
Hazırlayan: Risale-i Nur Enstitüsü. Sayfa Sayısı: 212. Ebatları: 13,5×19,5 cm.
Türü: Derleme. Yayınlayan: Yeni Asya Neşriyat. Yayın Tarihi: Kasım 2009.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*