Cuma günleri Arap diktatörler için kâbus oldu!

“Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah’ı anmaya koşun. Alış verişi bırakın.

Bilseniz, bu sizin için daha iyidir. Namaz bitince yeryüzüne dağılın. Allah’ın lütfundan rızık isteyin. Allah’ı çok anın ki mutluluğa eresiniz” (Cuma Sûresi, 9-10)

Kur’ân-ı Kerim’deki bazı sûrelerin isimlerinden, Cenâb-ı Hakkın zamana çok önem verdiğini anlıyoruz. Meselâ:  “el-Leyl” sûresinde geceye, “el-Asr” sûresinde ikindi vaktine, “el- Fecr” sûresinde sabah vaktine, “ed- Duha” sûresinde, işraktan sonra başlayan ve  öğle namazından yarım saat öncesine kadar uzanan zaman dilimine dikkat çekilmiştir.
Kur’ân-ı Kerim’de gün ismi olarak ise iki gün ismi geçer. Biri Cuma günü, diğeri ise Cumartesidir (Sebt). Yukarıda saydığımız vakitler gibi Cuma ismi de bir sûreye verilmiştir.
Cuma gününün önemi hakkında bir çok Hadis-i Şerif vardır. Bir kaç tanesini zikredelim:
“Kıyamet Cuma günü kopacaktır.”
“Günlerin en fazîletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz. Zira sizin salât ve selâmınız bana ulaşır.”
“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Hz. Âdem o gün yaratıldı. O gün Cennete konuldu ve o gün Cennetten çıkarıldı.
“Günlerin efendisi Cumadır”
Câhiliyye devrinde adı “Yevmu Arûba” olan Cuma (veya Cumua) günü, Arapça “ce-me-a” kökünden gelir ve “toplanmak” anlamındadır. Cuma günleri Müslümanlar için bayram günü değerindedir. Hatta, bazı hadis rivâyetlerinde bayramdan daha da değerli olduğu bildiriliyor. Müslümanlar içinde, beş vakit namazı camide kılmaya tenbellik edenler veya hiç namaz kılmayanlar dahi, Allah ve Resulünün emrine uyarak Cuma namazını kaçırmamaya dikkat ederler. Vakit namazlarında bir iki saf olan cemaat, Cuma günlerinde cami içini tıklım tıklım doldurur, hatta caddelere kadar taşar.
Cuma gününün dinî ve sosyal olarak önemi büyük olduğundan, Arap ülkeleri dahil bir çok İslâm ülkesinde resmî tatil Perşembe-Cuma, veya Cuma-Cumartesi günleridir.
Araplar; bazen kadınlar da dahil olmak üzere, ailece  hep beraber Cuma namazına gitmeyi severler. Bu yüzden, Cuma namazları oldukça kalabalık olur.
Aralık ayında başlayan Arap ayaklanmaları dolayısıyla, Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn, Suriye ve Yemende Cuma namazları daha bir kalabalık olmaya başladı. Ayaklanma  başladığından beridir, hürriyet ve adalet isteğiyle meydanları dolduran toplulukların sayısı hafta içinde binlerce ise, Cuma günlerinde bu kalabalıklar yüzbinlere ulaştı. Hatta, Kahire ve San’a meydanlarındaki kalabalıklar 1 milyonu  aştı. Hüsnü Mübarek’in görevi bırakmak zorunda kaldığı  Cuma günü ise, Kahire Tahrir Meydanı ve civar meydanlardaki kalabalıkların 2-3  milyona vardığı rivâyet edildi.
Diktatörlüğün devrilmesinden sonra, Tunus ve Mısır’da Cuma günleri biraz daha sakin geçiyor. Ancak; Yemen’deki isyan 3 ayını doldurmasına rağmen, Ali Abdullah Salih’in görevi bırakmama inadı yüzünden Cumalar ateşli geçmeye devam ediyor!
Cuma namazlarını meydanlarda kılan kadın-erkek, çocuk-yaşlı onbinlerce Yemenli, rejime bağlı silâhlı kişilerin meydanları basıp katliâm yapabileceğinden korkmadan hürriyet sloganları atıyorlar.
Hep bir ağızdan çıkan “İrhal! İrhal! İrhal!” (Git! Git! Git!) sloganları yeri göğü inletiyor. İşte bu manzara yüzünden, Cuma günleri, diğer Arap diktatörler gibi Ali Abdullah Salih için de kâbus olmaya  başladı!
Göstericiler, ayaklanmalarda önemli bir yeri olan Cuma günlerine ise şu isimleri verdiler:

Cumatü el-İslâh (İslâh Cuması)
Cumatü eş-Şühed’a (Şehidler Cuması)
Cumatü el-Kerâme (Onur Cuması)
Cumatü el-Hürriye (Hürriyet Cuması)
Cumatü el-İsrâr (İsrar Cuması)
Cumatü eş-Şeref (Şeref Cuması)
Cumatü et-Tehaddi (Meydan okuma Cuması)
Cumatü er- Rahîl (Gidiş Cuması)
Cumatü el-Ahîr (Son Cuma)
Cumatü es-Sumûd (Direniş Cuması)

Saydığımız bunca Cuma isminden sonra; Arap kardeşlerimizin, en kısa zamanda “Cumatü Vasalna el-Hürriyete” (Hürriyete kavuştuk Cuması) adını verecekleri ve bayram havasında Allahü Ekber! Allahü Ekber! Allahü Ekber! diye tekbirlerle kutlayacakları Cuma gününe kavuşmalarını temenni ediyoruz.
————-
* Deve, uzun çöl yolculuklarında sıcaklığa ve susuzluğa sabreden bir hayvandır. Mısırlılar da yaradılışları itibariyle sabırlı bir millettirler. Bu yüzden, Mısırlılar için “Deve sabrı var” denmiştir. Direnişci gençler, değişim yapmadaki azimlerini göstermek için, Mısır devrimine “Sevretü’l Cimâl” (Deve devrimi) adını vermişler.
* Mavi Lotus, Nil Nehrinde yetişen nilüfere benzeyen bir çiçektir. Mısır mitolojisinde yeniden dirilişi simgeler.  Lotus çiçeğinin beyaz renkli olanı ise, kendi kendini temizleyen çiçek olarak tanınır. Bu yüzden, 30 yıllık istibdattan kurtulmak isteyen Mısırlı gençler; devrime, Mısır halkının temizlenmesi ve yeniden dirilmesini ifâde eden “Sevretü Lotus” (Lotus devrimi) ismini de vermişler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*