Cumhurbaşkanım benim!..

İki turlu bir seçim sisteminde ama, türlü türlü handikaplarla alude bir ortamda cumhurumuz, ilk defa kendi iradesiyle ve kendi oylarıyla kendi cumhurbaşkanını seçecek. Ne âla!

Keşke zamanlama da, keşke niyetler de ve keşke ortam da aynı şekilde âla olabilseydi. Keşke adaylar eşit şartlarda yarışabilselerdi. Bir önemli husus daha var ki, siyasetin içinden zirveye başını uzatan iki adayın aldıkları tavırlara bakılacak olursa, endişelenmemek elden gelmiyor.

Niyetler karışık, hedefler ürkütücü ve hesaplar karanlık!.

Bir tarafta; güneş gibi parlayan İslâmiyeti, siyasetin içinde simsiyah dünyevî emeller uğruna gözünü kırpmadan kullanarak ilerleyen ve şimdi gözünü zirveye diken bir zihniyetin mümessili ki, halihazırda devleti de, milleti de o temsil ediyor. Öte yanda “çözüm süreci” adı altında “çözülme” sinyalleri veren bir takım sinsî hesaplar, talepler ve vaatler etrafında devletle pazarlığa oturan unsuriyetçi bir fırka.

Ve her iki canipten Cumhurbaşkanlığına adaylıklar!..

Adaylardan biri (Erdoğan), “cumhurumuz, başkanını seçecek” ifadesiyle bile hedefindeki bir noktayı özellikle vurgulamak istiyor. Gönlünde ve hedefinde olana vurgu yapıyor. Yani devlet başkanı olacak, bütün yetkileri elinde toplayacak, vesaire..

Siyasetin içinde olan diğer bir aday da (Demirtaş), Erdoğan’la pazarlıklarında elini güçlendirmek istiyor. Seçilemeyeceğini bildiği halde, özerklik vesaire gibi siyasî hedefleri için kendine oy vereceklerin sayısını göstermek istiyor.

Risale-i Nur’daki tariflere göre, “menfi” addedilen böyle ideolojiler, çoğu yalancılık olan günümüz siyasetlerinde pek âla ve maalesef boy gösterebiliyor ve hayat bulabiliyor. Hem de fazlasıyla!..

Cumhurbaşkanlığı makamı ise, (resmî bir ideolojiye sahip olmaksızın) devletin ve milletin manevî şahsiyetini, itibarını ve kararlı duruşunu içerde ve dışarda koruyabilecek ve siyasî çekişmelerde uzlaştırıcı ve yapıcı rol oynayacak her türlü siyasî etkileşimden bağımsız bir konumda tutulabilmeli ve korunabilmeli!

Yıllar önce, Avusturya’da, partilerin içinden gelmeyen bir cumhurbaşkanı adayının, “hükûmete kontrol gerek” sloganıyla seçimi nasıl kazandığı hâlâ hatırlardadır.
***
Şimdi Ülkenin en zirve makamına oturmaya aday üç şahsiyet yarışıyor. Ama bunlardan sadece birisi oturabilecek. Birisinin gıyabında, içimden gelen insiyakî bir saikle “cumhurbaşkanım benim” demek istiyorum. Yani “sultanım benim”, “aslanım benim” gibi hitapların çağrıştırdığı yakınlık ve muhabbet duygusunu, “cumhurbaşkanım benim” ifadesiyle adaylarımızdan birine yöneltmek istiyorum. Böyle hitap yerine, “benim cumhurbaşkanım” ifadesi biraz yavan kalırdı. Tekraren söylüyorum: -Cumhurbaşkanım benim!..

Herkes, bu hitabı bizden kopyalayıp kendi sevdiği adayına yöneltebilir.

“Her gönülde bir arslan yatar” bir atasözüdür. Bu sözün bir temeli vardır. Yani herkesin kendine göre bir emeli vardır. Cumhurbaşkanı adaylarının da, işte bir Ekmel’i vardır.

Adını hep duyar dururduk. Aday olmasıyla birlikte gün yüzüne çıkan kimliği bize gösterdi ki, mazisi temiz ve dolu bir şahsiyet. Çok hizmetlerde bulunmuş sessiz sedasız..

Kâzım Bey’in sütununda “Ekmel Bey” olarak tanıdık onu. İbrahim Özdabak, ses getiren karikatürlerinin birinde onu, ülke sathına “birlik, dirlik, sevgi” tohumlarını serpen biri olarak tanıttı bize..

“Gökten zenbille inmek” buna derler işte.. Bir baktık ki, aday gösterilmiş cumhurbaşkanlığına.. Hem de umulmadık bir tarzda, beklenmedik bir anda, beklenmedik bir canipten. Allah diledikten sonra her şey oluyor. İşte Ekmeleddin İhsanoğlu!

Seçilse de, seçilmese de: “Cumhurbaşkanım benim!..”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*