Dayanmak mı zor dayanışmak mı?

İslâm dünyasında yaşananlar hakkındaki son yazımın başlığındaki kinayeyi olumlu karşılayan okuyuculara bilhassa teşekkürler.

Zira herkese anlatamadığımı anladım. Ben dedim, “toplumlu örgüt riski var”!. Bazıları düşündü ki “örgütlü toplum”un neresi risk?

 

Fark var! Ama fark edene var.
Zaten “idrak”deki derk de fark’la ilgili.
O halde bu gün de devam edelim. Zira gösteriler de—üstelik artarak—devam ediyor.
Gazetede göstericilerin fotoğrafında bir şey dikkatimi çekti.
Meydanda yere oturmuşlar. Yaslanacak yer yok. Belleri de ağrımış belli ki. Birbirleriyle sırt sıra vermişler.
Çözüm hoşuma gitti.
Bir sohbet meclisinde ben de denedim. Ama birkaç dakika sonra, sırtımı yasladığım kardeş gücünü hafifçe azaltınca dengem bozuldu, keyfimiz kaçtı.
Bunun üzerine, hareket etmeyen ve iradesi de olmayan bir yere yaslandım ve rahatladım.
Fakat hemen ardından başlıktaki soruyu düşündüm ve cevabını da derhal anladım:
Bir yere ya da bir şeye dayanmak kolay, ama birileriyle dayanışmak zor.
Zor ama gerekli, zor ama güzel, zor ama, zorrrrr.
Bediüzzaman, eserlerinde tesanüd (dayanışma) kelimesini çok sık kullanıyor. İstinat (dayanma) kelimesini de. Ama asıl kavramı tesanüd.
Neden?
Zira tesanüd dayanışmak demek ve ancak “tam bir tesanüd”, bir mânâ ifade edebiliyor.
Mesela “mütesanid heyetler”  ifadesi, aslında bir şeylere ya da birilerine yaslananların heyetini değil, birbiriyle dayanışabilenlerin oluşturduğu bir heyeti ifade ediyor olmalı.
Üç tane birin, birbiriyle tesanüt etmesinde de sanırım aynı durum var. Hiçbir bir ayrı baş çekmeyecek ki tesanüt devam etsin.
Biri ayrı baş çekince diğeri de hemen pes etmeyecek ki tesanüt bozulmasın.
Diğeri “beni niye ittin” demeyecek ki “itmiş ve itilmiş” olmasın.
Bu kural, netice ve ürün elde etmek isteyen her tür organizasyonda geçerlidir elbette.
Ama bu kural aynı zamanda bir mecburiyettir de. Zira insan,—hatta ne kadar münzevi mizaçlı olursa olsun—, sosyal bir varlıktır.
Yani;
İlgiye ve ilişkiye ihtiyacı vardır.
Dayanmaya ve dayanışmaya ihtiyacı vardır.
Yönelmeye, yöneltmeye; yönetmeye, yönetilmeye ve nihayet, yönetişmeye ihtiyacı vardır.
İşte bu günlerde İslâm dünyasında olanlar da bu fıtrî meyelan ve ihtiyacın “dışa vurumu”dur.
Hedefleri ve neticeleri de İnşallah “işevuruk” (operasyonel) olur.
Ama işin “operasyonel” olması için, önce işin magnum opus (büyük eser) türünden olması lâzım.
Sonra, magnum opus’u tasarlayanların “rasyonel” olması da şart.
Son şart: Tasarıma destek verenler de işin şuurunda olmalı. Aksi halde, iş, işe yaramaz. Eser tesir etmez.
Zira şuursuz destek, destek değildir.
Ne demiştik geçen yazının sonunda: Toplumsal hareketlerde irade elde ve içerde değilse, o operasyonun, kökü dışarıda bir cereyana alet-i lâ yeş’ur (şuursuz bir alet) olma riski var.
Çözümün anahtarını da vermiştik: demokrasi.
Bu gün çözüm için bir maymuncuk-anahtar daha veriyorum:
Mütesanid heyetler halinde olmak.
Bunun için ise bir şart var: Gereğinden fazla bireyselleşmemek.
Ne dersiniz?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*