Deizm ve Dini Cemaatler

altBu platformda yazı yazmak kolay değil.

Zira sizi dikkatle izleyen ve takip eden yüzlerce müdakkik nazar var.

Bu bizi bazen korkutuyor.

Dahası ürkütüyor.

Çünkü bu kadar mudakkik nazar karşısında hata yapmamak için çok çaba sarf ediyorsunuz.

Ancak;

Bir yönüyle de bu durum bize emniyet veriyor.

Rahatlatıyor…

Çünkü bir hata yaptığınızda sizi kelamları ve kalemleri ile düzeltecek bir çok dikkatli okuyucunuz var.

Eksik kalan bir konuyu tamamlayacak, ilave tanımlar yapabilecek kardeşleriniz de…

İşte tam da bu yazıya konu olan durum gibi.

Şöyle ki:

Deizim, siyaset ve diyanet” adlı yazımızda cemiyetteki mühim bir hususa dikkat çekmiştik. Ve bu konuda siyaset kurumu ile diyanetin kendisine bir çeki düzen vermesi gerektiği konusu üzerinde durmuştuk.

Ahmed isimli bir okuyucumuz mühim bir yorum yazmış:

“Küresel dünyada artık sınırların önemi yok, Materyalist anlayışları çok rahat kendi içimizde bulabiliriz. Bu daha çok insanın muhtemel potansiyeli ile ilgili bir durum, insan üzerinden değerlendirmek daha doğru olur ki sadece siyaset ve diyanetle ilgili bir suçlu arayışı problemi halının altına süpürmek demektir. Elbette ki bu iki kurumun dahli vardır. Ancak buraya bir üçüncüsünü ilave etmek gerekir ki o da cemaatler ve dini gruplardır. Bunlar güç, iktidar ve dünyevileşme sarmalından kurtulup asli vazifelerine dönmedikleri müddetçe insanın ve toplumun dönüşmesi çok zor olacaktır. Dua ile…”

Doğru söze ne denir!

Haklı bir ilave ve güzel bir tetimme…

Bu noktada bize de, “Deizim, siyaset ve diyanet” adlı yazımıza devam etmek mecburiyeti doğdu.

Öyleyse kaldığımız yerden devam edelim:

Ne demiştik o yazıda.

Siyaset “dini alet etmekten” vazgeçmeli.

Diyanet ise siyasetin etki sahasından süratle çıkmalı.

Yoksa bu iki kurumun yaptığı tahribatı tamir etmek çok zor olacak.”

İşte üçüncüsü ise şöyle:

Tüm dini cemaatler de asli vazifesine dönmeli.

Öncelikle kendi nefislerini arındırıp, toplumun ihtiyaç duyduğu iman ve İslam hizmetlerine dört elle sarılarak Rıza-i İlahi dairesinde din, iman ve ahlak hizmeti yapmaya çalışmalı.

Zira cemaatlerin asli vazifesi budur.

Dünyaya çalışmak, dünyevi mal ve mülk edinmek, maddi kazançları peşinde koşmak, makam ve mevki sahibi olmak değildir.

Hele ki devleti ele geçirmek hiç değildir.

Tüm bunlar tuzaktır.

Bazen bakıyoruz ki bazı na ehiller iyilik zannıyla kötülük işliyor.

Hayır maksadı ile para toplayıp üstüne yatıyor.

Ya da daha iyi hizmet için bir koltuk kapıyor, sonra koltuğa yapışıp kalıyor.

Bu da elbette ki doğru değil.

Çünkü böylece:

“Yılların mücahidi şimdilerin müteahhidi oldu” ithamına maruz kalıyor.

Nasıl ki “dini siyasete alet etmek” zehirli bir baldır.

Cemaatleri de bir takım dünyevi maksatlara alet ve basamak yapmak ondan daha kötü bir haldir.

Hele ki “devleti ele geçirmek” gibi bir düşünce doğrudan doğruya derin devlet oyunudur.

Derin devletin tuzağına düşmektir.

Derin devletin tuzağına düşmek ise “ayı ile aynı çuvala girmek” demektir.

Ayı ile çuvala girersen bir gün gelir çarpılırsın.

Bütün emekler boşa gider.

Atalar, “Kurttan post, ayıdan dost olmaz” diye boşuna dememişler.

Fazla söze hacet yok:

Hoca’nın başına gelenler herkese bir ders olsun.

Öyle ise cemaatler asli vazifesine dönmeli.

Allah’ın rahmeti ve hazinesi daha geniş. “Bir kişinin bile senin vesilenle imana gelmesi en büyük dünyevi makamlardan bile daha değerli” der alimlerimiz.

İhlas, samimiyet ve sabırla din hizmetlerine devam edilmeli…

Ki, böylece zararlı fikirlerin önü alınsın.

Tesirleri azaltılsın.

Deizm gibi küfür kokan zehirler gençlerin manevi hayatını söndürmesin.

Cemaatler bu mühim vazifeyi pekala yapabilir.

Çünkü bu noktada mühim bir potansiyel var.

Ancak bu potansiyel sel suyu gibi her tarafa dağılmış vaziyette bu gün için.

Halbuki bu suları bir barajda toplayıp bir noktaya teksif edebilsek, üreteceği manevi elektrik ile İslam nurunun hem ülkemizi hem de dünyayı tam olarak aydınlatmasına vesile olabiliriz.

Demek ki cemaatlerin vazifeleri çok mühim.

Bir o kadar da ağır.

Bu günlerde bir çok kesimdeki öze dönüş gayretleri ise doğrusu ümit verici.

İslam güneşinin doğmasına çok az kaldığı şu zamanlarda unutmayalım ki:

İbadetlerin en makbul olduğu vakit sabah namazı vaktidir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*