![]()
“Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. • Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. • Ve insan ‘Ne oluyor buna?’ der. • O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. • Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir.” (Zilzâl Sûresi: 1-5.)
Deprem Gerçeği ve Unutulan Dersler
Memleketimizin içinde bulunduğu coğrafyada önemli gerçeklerden birisi de depremlerdir. Zaman zaman karşılaştığımız bu büyük felaketlerin belli bir süre konuşulduğu, bazı derslerin çıkarılsa da sonrasında ana gündem maddelerinin unutulup ya da göz ardı edilerek yokluğa mahkûm edildiği herkes tarafından gözlenmektedir.
Belli bir süre binalar şöyle yapılmalı, statiği şöyle hesaplanmalı, kontrolü şu ekip yapmalı diye tartışılmakta, sonrasında bütün bunlar hiç olmamış gibi yine eski alışkanlıklarla devam kararı alınmaktadır. Binalar yine kaçak yapılmakta, demir ve çimento yine eksik kullanılmaya devam etmekte, taşıyıcı elemanlar yine kesilmekte, şehircilik açısından yine yollar işgal edilip yolun ortasına bina ruhsatları verilmeye devam etmektedir.
Bence, depremin ikaz yönünü iki türlü anlamak lâzımdır. Biri maddî boyutu, diğeri ise sosyal boyutudur.
Maddî boyutundan yeterli dersi çıkardığımız söylenemez. Son depremlerde de görüldü ki, binalar hâlâ kaçak yapılabiliyor, taşıyıcı elemanları eksik yapılabiliyor veya kesilebiliyor. Bütün bunların sorumlusu kişi veya kurumların yakası bir türlü tutulamıyor. Ölen öldüğü ile kalıyor, zayi olan malı mülkü heba olup gidiyor. Bu yıkıntıların müsebbiplerinden ne kadarının yakası tutulabiliyor? Ciddi olarak hesap sorulabiliyor mu?
Yoksa yapanın yanına kâr kalmaya devam mı ediyor?
“Deprem öldürmez, eksik yapılar öldürür” şeklinde slogan meydana getiren bu ülke, öbür taraftan da eksik yapılardan dolayı vatandaşlarını kurban vermeye devam ediyor. İnsanın aklına hemen şu geliyor: Acaba, bütün bu sözler sadece lafta kalan, icraata dökülmeyen boş sözlerden ibaret kuru laftan öteye gitmiyor mu?
Yeteri kadar ibret alındığını söylemek biraz zor.
Sosyal boyutuna gelince; vatandaş nezdinde bu bölüm daha iyi anlaşılmaya başladı. Kaynaşma ve yardımlaşma daha organizeli ve daha geniş çaplı yapılmaya başladı. İmkânı olan herkes şefkat ve merhamet kanatlarını muhtaç olanlara açtı. Bu güzel bir gelişme. Sinekten yağ çıkarmaya çalışan marjinal grupların hevesleri kursaklarında kaldı.
Maddî ve Mânevî Tedbirler: Eksik Kalan Yanımız
İşin mânevî boyutu ise hâlâ ciddi olarak konuşulmuyor. Yerkürenin kendi başına hareket etmediği, vahye mazhar olduğu, böylesine büyük felaketlerin birer ikaz olduğu boyutu hiç konuşulmuyor. Evet, maddî tedbirler alınmalı ancak yanında mânevî tedbirler de alınmalı. Allah’ın gayretine dokunacak hatalardan da uzak durmalıdır. Tarih, bu ibret dersini çıkarmayanların, mânevî erozyona uğramış toplumların çığlıkları ile doludur. İşte Nuh (a.s.) kavmi, Âd ve Semûd kavmi. Tarih tekerrür ediyor. Sadece maddî tedbirler yeterli olmuyor, mânevî tedbirleri de birlikte almak gerekiyor. Hem birlik ve beraberliğimizi koruyalım, hem maddî eksiklerimizi giderelim, hem de mânevî yönden görebildiğimiz eksiklikler varsa onları, o ihmalleri amellere dönüştürelim.
Allah, memleket ve milletimizi böyle ağır imtihanlara tâbi tutmasın diye niyaz ediyorum.