Devlet sırları

Hemen her devletin gizli–saklı ve sadece üst düzey yöneticilerinin bildiği birtakım sırları vardır.

Bu sırların açıklanma şekli ve süresi, devletten devlete değişiyor.

Meselâ, İngiltere’de daha evvel elli sene olan “gizli bilgileri açıklama” süresi bilâhare otuz yıla indirgendi.

 

İsteyen hemen herkes, belli bir ücret mukabilinde bu bilgileri edinebiliyor.

Meselâ, Almanya’da ikamet eden bir dostumuz, İngiliz devlet arşivlerinden Birinci ve hatta İkinci Dünya Savaşı dönemine ait “eski gizli” belgelerin orijinal kopyalarını ücret karşılığında satın aldığını ve bunlara dayanarak bir dosya çalışması yaptığını söyledi.

Bu belgelerde, meselâ 1915–18 yılları arasında Suriye–Filistin–Sînâ Cephesinde vuku bulan ve bazı İttihatçı paşaların gafleti ve hatta ihaneti sonucu yaşanan ağır hezimetlere dair öyle bilgiler/belgeler var ki, görüp okuyunca dehşete kapılıyorsunuz.

Binlerce Osmanlı askerini kasten tuzağa düşürttüren, onları bölgedeki vahşî İngiliz askerleri ile Suriye’deki kızgın Ermenilerin insafına terk ederek katliâm edilmelerine sebebiyet veren eski İttihatçı paşaların mârifetleri ortaya çıktığında, zaten yalan–dolan üzerine bina edilmiş yakın tarihimizin yeni baştan yazılmasının artık bir zaruret halini aldığına kat’î kanaat getireceksiniz.

* * *

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gizli sırlarına gelince…

Türkiye, dünya devletleri arasında belki de en çok ve en uzun süreli “devlet sırrı”na sahip ülkelerin başında geliyor.

Kuruluş tarihi olan 1923’ten bu yana resmî yoldan açıklanmış bir tek “devlet sırrı”nı hatırlamıyorum. (Aradan yaklaşık 90 yıla yakın bir zaman geçmiş.)

Devlet sırrı bir yana, kendi imkânlarınızla normal resmî belgelere dahi ulaşamıyorsunuz. Dilekçeli müracaatların bile çoğu ya cevapsız kalıyor, ya da yarım yamalak bir karşılıkla geçiştiriliyor.

Bugün değil bir araştırmacı, yahut bir akademisyen, devletin tepesindeki şahıslarn dahi ferdî imkân ve inisiyatifleriyle meselâ bir İstiklâl Mahkemesi belgelerine, hatta Latife Hanımın notlarına ulaşması neredeyse imkânsız.

Nursî’de “devlet sırrı” ihtimali

Bu vesileyle, önemli bir hususu tekraren de olsa nazara vermek istiyoruz.

Kat’î bir kanaat ile ifade edelim ki: Bediüzzaman Said Nursî hakkında, devletin gizli bir dosyası olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Zira, (kaderî cihet ayrı) eğer zahirî cihet öyle olmasaydı;

1) 1923 yılı başlarında devletin başındaki reislerle şiddetli münakaşası olmazdı. (Emirdağ Lâhikası, s. 214)

2) 1925’te patlak veren Şeyh Said Hadisesi bahanesiyle, Erek Dağındaki inzivagâhından alınarak Batı Anadolu’ya nefyedilmezdi.

3) Hiçbir suçu ve sâbıkası olmadığı halde, asayişi ihlâl edecek en ufak bir harekette bulunmadığı, hatta ders ve nasihatlerle yatıştırıcı olduğu halde, otuz beş sene müddetle diyâr diyâr sürülmez, mahkemeden mahkemeye dolaştırılmaz, temel insan hak ve hürriyetlerinden mahrûm edilmezdi.

4) Bediüzzaman’ın serâpa imân, ahlâk, fazilet dersi veren eserleri (Risâle–i Nurlar), yıllarca takibata uğramaz ve her defasında kazandığı beraat kararına rağmen, tutup bin beş yüz defa mahkemelik edilmezdi.

5) Devletin imkânları, yarım asır müddetle Bediüzzaman, eserleri ve talebeleri aleyhinde seferber edilmez, o zâtın on dokuz defa zehirlenmesi cihetine gidilmezdi.

6) Bediüzzaman, tâ vefat ettiği güne kadar, daimî bir takip ve tarassudat ile mecburî ikamete tâbi tutulmazdı.

7) Vefat ettikten sonra, hiç olmazsa mezarında rahat bırakılırdı; bir bahane ile mezarı parçalanmaz ve naaşı bir meçhûle doğru götürülmezdi.

8) Nur Talebelerinin desteğine mazhar olan Demokrat iktidarlar, askerî muhtıra ve darbelerle örselenip alaşağı edilmezdi.

9) Bediüzzaman’ın temsil ettiği dâvânın nâşir–i efkârı olmayı en büyük şeref addeden Yeni Asya, aynı darbe ve muhtıracıların en muhasım hedefi olmaz, en ağır cezalara çarptırılmazdı.

10) Bediüzzaman’ın hatırasını taşıyan Nur Menzillerine saldırıda bulunulmaz, tutup dağ başındaki asırlık hatıra ağaçları (Çam Dağındaki çam ve katran ağacı) havadan indirmeli motorlu testere timi ile kesilmesi cihetine gidilmezdi.

Evet, mezarına ve hatta hatıra ağacına bile saygı göstermeyip saldıran bir kuvvetli cereyan var ki, bu cereyanın “derin devlet”ten başka sığınacak bir yerinin olmadığı fikir ve kanaatini uyandırıyor.

2002 yılının karlı bir kış gününde Üstad Bediüzzaman’ın Barla Çam Dağındaki hatıra ağaçlarını motorlu testere ile kesip deviren kuvvet ve zihniyet, o aziz zâta dünyayı zindan eden ve onu mezarında dahi rahat bırakmayan kuvvet ve zihniyetten başkası olamaz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*