Dinden kazandığını dünyaya yatıranlar

altDin insana her zaman kazandırır. Hem mânevî, hem maddî olarak hadde hesaba gelmeyen kazançlar sağlar.

İnsan mânevî kazancın semeresini âhirette görecektir, ama maddî kazancın faydalarını bu dünyada da görür, mutlu ve huzurlu olur.

Peki, din insana bu dünyada neler kazandırır bir bakalım. Din bu dünyada insana öncelikle sağlam bir kişilik kazandırır. İrade kazandırır. İyi bir disiplin kazandırır. Güzel ahlâk ve temiz bir kalp kazandırır. Adâlet, merhamet, şefkat, muhabbet, fazilet gibi insanî değerler kazandırır. Dindar insan, diğer insanlara ve çevresine saygı duyar, saygı görür, böylece insanlar nazarında bir itibar kazanır.

Halkımızın dindar insanlara bakışı daima müsbet olmuştur. Kendisi dindar olmasa da, hatta ateist olsa da, inançlı bir insana güven duyar, saygı gösterir, itimad eder, sözlerine itibar eder. Onun davranışlarının inancından kaynaklandığını düşündüğü için, dine de saygılı olduğunu bu şekilde ifade etmiş olur.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Büyük Millet Meclisi’nde milletvekillerine yayınladığı beyannamede verdiği bir örnek de, bu hususu açık bir şekilde teyid ediyor:

“Bir zaman, Beytüşşebab aşairinde isyan vardı. Ben gittim, sordum:

“Sebep nedir?”

Dediler:

“Kaymakamımız namaz kılmıyordu; öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?” Halbuki, bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkiya idiler.”

Demek ki insanlar, kendileri dine karşı kayıtsız, günahkâr, hatta eşkiya bile olsalar, başlarında namaz kılan, dindar yöneticiler görmek istiyorlar. Onlara, dindarlıkları yüzünden itimad ediyorlar. Bu da, dinin dindarlara kazandırdığı bir itibar ve itimaddır. Bu itimad aynı zamanda en değerli bir sermayedir. Bu sermayeyi iyi kullanan esnaf, sanatkâr, müteahhit, iş adamı; yaptığı işlerde hep kazançlı çıkar.

Ne var ki, bazı insanlar, dinden kazandıkları bu sermayeyi, dünyayı kazanmak için kullanıyorlar. Yani dinden kazandıklarını dünyaya yatırıyorlar. Neticesinde de ya para, ya şöhret, ya da makam ve mevki kazanıyorlar. İşte insan için kazandığının en kötüsü bu olsa gerektir. En zararlı kâr, bu şekilde, dinî sermayenin dünya için kullanılması ile elde edilen kârdır.

“Ameller niyetlere göredir.” İyi bir amel işleyen insanın niyeti gerçekten inancının gereğini yerine getirmek ve Allah rızasından başka bir şey talep etmemekse, bu insan ihlâsla hareket etmiştir ve Allah’ın rızasına nail olduğu kuvvetle ümit edilir. Ama, bu kişi bir esnaf, tüccar veya siyasetçi ise, o güzel ameli işlerken, “İnsanlar benim ne kadar inançlı olduğumu görsünler de benden alış veriş yapsınlar, benim mallarımı tercih etsinler, bana oy versinler” diye bir düşünce taşıyorsa, işte o zaman dinden kazandığını dünyaya yatırmış olur. Bu yatırımda iyi kazanç da sağlayabilir. Ama bu kazanç, aslında o kişi için büyük bir kayıptır. Dünyevî alanda elde ettiği böyle bir kazanç, uhrevî alanda iflâs etmeyi bile netice verebilir.

Bugün bazı insanlar tarafından dinî kazanımların özellikle siyasî alandaki yatırımlar için tahsis edildiğini görüyoruz. Dindar görünümleri, dinî yaşantıları ile halkın teveccühünü kazanan ve daha sonra da bu kazançlarını siyasî sahalara yatıranlar, sandıklardan kazançlı çıkabilirler, ama sandıkları kadar fayda sağlayamazlar. Zira siyaset sahası her zaman yeşil, temiz ve düz olmuyor. Tozlu, çamurlu, bataklık hale gelebiliyor. İşte o zaman, bu siyasetin kiri ve çamuru, dine de bulaşıyor, dinin temiz yüzünü lekedar ediyor.

Dünyada makam, mevki kazanıp, saltanat sürmek için dinden kazandığını dünyaya yatıranların kazancı, elmasları verip kırık cam parçaları almak gibi ahmakça bir mübâdeledir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ikazı ile yazımızı sonlandıralım:

“Dünya için din feda olunmaz. Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesâil-i şeriat rüşvet verilirdi. Dinin meseleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü?

(Divan-ı Harb-i Örfî)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*