Dinleyen dinlenir

Image
Bu sözü birkaç mânâda anlamak mümkündür. İlk akla gelen, tele kulak olayları olabilir. Hani günümüzde hemen herkesin birileri tarafından dinlendiğini biliyoruz ya. Aslında dinleyenler de başka birileri tarafından dinleniyordur. Yani “Men dakka dukka” meselesi. Ama bizim bu yazıda bahsedeceğimiz böyle dinleme ve dinlenme olayları olmayacak.

Bir başka anlamda ise, siz birisinin sözünü dinler, dediklerini yaparsanız, onlar da sizi dinlerler, sözünüze ehemmiyet verirler. “Dinleyen dinlenir” sözünü böyle anlamak da mümkün. Ama bizim burada bahsedeceğimiz, bu şekilde bir dinleme de olmayacak. Bildiğiniz dinlenmekten, yani istirahat etmekten bahsedeceğiz. Her insan (yorulunca) dinlenmek ister, fakat (başkaları tarafından) dinlenmek istemez.

Çalışmak her insanın vazifesi olduğu gibi, dinlenmek de en tabiî hakkıdır. İnsan bedeni ve ruhunun çalışmaya olduğu gibi, dinlenmeye de ihtiyacı vardır. İşyerlerinde çalışma saatleri tanzim edilirken, dinlenmek için de istirahat saatleri tahsis edilir. Zaten belli zamanlarda dinlenmeyen insan, çalışacak takat ve dermanı da bulamaz. İş verimi düşer, istenilen netice hâsıl olmaz.

Dinlenmek fıtrî bir ihtiyaç olduğuna göre, nasıl dinleneceğiz? Hangi ortam bizi dinlendirir? Bu sorulara cevap ararken, bazı gözlemlerimizin yardımına başvurduk. Gördük ki, bir çok insan otobüste, tramvayda, parkta yürürken, bankta otururken, kulağında kulaklıkla bir şeyler dinliyor. Büyük bir ihtimalle de bu insanlar cep telefonundan veya başka bir cihazdan müzik dinliyorlar. Yine muhtemeldir ki, günün yorgunluğunu atmak, rahatlamak ve dinlenmek için dinliyorlar. Demek ki dinlemenin dinlenmeye bir katkısı var. Buradan anlıyoruz ki, bir şeyler dinlemek insanı dinlendiriyor.

Dinlemenin insanı dinlendirdiği tamam da, acaba neyi dinlerken daha iyi dinleniriz? Bu sorunun cevabı, belki de sorunun içindedir. Yani ney’i dinlerken kendimizi daha rahatlamış ve dinlenmiş hissederiz. Zira ney sesi, insanın ruhuna işler. Sanki ney’e üflenen nefes, ruhun omuzlarındaki yorgunluğu alır gider. Konya’da Mevlânâ Müzesine girdiğiniz zaman duyduğunuz ney sesi, ruhunuzu bir kundak gibi sarar, sizi engin ve dingin bir huzur ortamına taşır. O sırada bütün yorgunluğunuzu unutur, kendinizi tam bir istirahat halinde bulursunuz.

İnsanı dinlendiren sadece ney sesi değildir. Her an, İlâhî makamlardan gelen mânevî nidalar kalp ve ruhumuzun kulaklarına dolmaktadır. Bu manevî nidaları işitmek için ten kulağı ile değil, can kulağı ile dinlemek gerekir. İşte o zaman insan, lisan-ı hâl ile yapılan zikir ve tesbihatları da işitir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “rüzgârların terennümâtını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağâmatını ve hakezâ yağmur, kuş ve sâire gibi her nev'îden Rabbânî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlâhî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümâtla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nurânî âlemlere götürür, pek garip misâlî levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere gark eder.” (İşârâtü’l-İ’câz, 6. âyetin tefsiri)

İşte bu lezzetleri ve zevkleri iman kulağı ile dinleyen bir insan, bütün yorgunluklarını unutur. Ayrıca, suların şırıltısı, yaprakların hışırtısı, kuşların cıvıltısı, yağmurun sesi, rüzgârın nefesi, dinlenmek için dinlenecek en güzel birer mûsikîdir. İman kulağı ile dinleyenler, bu seslerin mahlûkatın zikir ve tesbihâtının birer terennümü olduğunu idrak ederler. Bu sesler insana, nefis ve hevesin aradığı mecâzî zevkler yerine, kalp ve ruhun ihtiyacı olan hakikî lezzeti hissettirir.

Hakikatın sesini dinleyen, hakikaten dinlenmiş olur.

 
 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*