“Dinsiz bir millet yaşamaz!”

19-20. asrın maddeperest felsefesi, hayata tek gözle bakarak manevî, uhvevî hayatı, dolayısıyla dini bir kenara itti. Hatta ona savaş açtı. Var gücüyle maddeye, dünyaya sarıldı.

Acaba din hakikatini nazara almayıp, ibâdet külfetine katlanmazsak mı daha rahat eder, daha mutlu oluruz; yoksa hayatımızı onun çizdiği istikamette sürdürmekle mi? Beynimizde cirit atan, vicdanımızı kanatan yüzlerce sorudan kaçmak imkânsız.

Dine önemin verilmemesi; hatta insan ve toplum hayatından çıkarılmaya çalışılması; insan ruhunda boşluk doğurmuş. Günümüz insanının, eskiye göre maddî açıdan daha rahat olsa da, mutlu olduğunu söylemek mümkün değil.1 Çünkü, imânsız, dinsiz insan en bedbaht bir varlıktır.2 Bunu idrak eden Dr. Alexis Carrel, “Allah’a niçin ihtiyacımız var?” diye sorar ve peşinden şu cevabı verir:

“İnsan, her devirde ve her ülkede kudsîye yönelmek istemiştir. Bu durum, sevmekten de öte bir eğilim hâlini almıştır.”3

Bunun sırrı şudur: Bir makine ve elektronik cihazın nasıl çalışacağını en iyi bilen, onu yapan, programlayan sanatkâr ve ustası değil mi? İnsan, kimin san’atı, kimin eseri ise, elbette onun nasıl mutlu, huzurlu olacağını da o bilir. Komplike bir varlık olan insanı, kâinatın unsurlarından süzerek yaratan Allah’tan başka kim olabilir? Kur’ân, bu mantıkî hakikati, “Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır”4 şeklinde dikkatlere sunar.

İnsan, yüzlerce duygu, binlerce lâtifesiyle İlâhî, Rabbanî antika bir san’at şaheseridir. Şâyet, kendisini O’nun program ve çizdiği rotaya göre ayarlamazsa yolunu şaşıracağı ve hâdiselerin kayalıklarına toslayıp parçalanacağı âşikârdır.

Göz, güneş olmaksızın göremediği gibi; akıl, kalb ve vicdân da din, vahiy ve peygamberlik nuru olmaksızın gerçekleri göremezler. Çünkü akıl melekesi sınırlıdır ve hakikatleri bir noktaya kadar takip eder. Oradan öteye geçemez. Gayb, melekût, metafizik âleme ancak, din-vahiy, ruh ve kalb ile varılabilir. Din; akıl, kalb, vicdân, his, lâtifelerin güneşi, projektörü; İlâhî bir program, harita, pusula ve rotasıdır.

Bunu hisseden insanlık, çarnâçar, mâneviyata, dine yöneldi. 21. asırda, rûhu, mâneviyâtı, dini keşfetme çağına girmiş oldu. Komünizm çöktü, Rusya’da din hürriyeti gelişti. Bediüzzaman “Dinsiz bir millet yaşamaz, Rus da dinsiz kalamaz!” diye bir asır önce bunu görüp söylemişti.

Dipnotlar:

1- Prof. Dr. Necati Öner, Stres ve Dinî İnanç, TDVY, 3. bask., Ank., 1988, s. 5, 8.
2- Sözler, s. 38.
3- Başarının Sırları, s. 113.
4- Kur’ân, Mülk, 14.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*