EURONUR ÖZEL

Dışa Bağımlı Siyaset

Özel Makale / Siyaset

Ülkemizde garip şeyler oluyor. Halkımızın kafası karman çorman oldu. Beyaz koyunun sütü ile kara koyunun sütü birbirine karıştı. Ayıklayacak bir babayiğit de ortalıkta görünmüyor. İdeoloji uğruna birbirinin canına kıyan gençlerimiz aval aval birbirine bakıyor. Siyasi partiler, gündemi ters yüz etmede adeta yarışır oldular.

Dış Mihrakların Oyunu ve Tarihî Tespitler

Dışarıdan üflenen siyasi fikirlerin ülke menfaatleri ile hiçbir alâkası olmadığı, tersine insanlarımızı kırdırmak için bilinen merkezlerde pişirilip servis edildiği, zaman geçtikçe iyice anlaşılıyor.

“Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz.. Biz müteharrik-i bizzat değiliz (kendi inisiyatifimizle hareket etmiyoruz); bilvasıta müteharrikiz (başkalarının yönlendirmesiyle hareket ediyoruz).”

Bu tespiti yüz yıl önce yapan Üstad’ın haklı olduğu, milletimizin şaşkın şaşkın seyrettiği siyaset aleminde iyice anlaşılmış oldu. Bunun için iman konusunda olduğu gibi içtimai ve siyasi konularda da Üstad’ı dinlemek, bu vatan evlatlarına vacip oldu.

Özellikle Eski Said Dönemi Eserleri ve Emirdağ Lâhikası’nın tekrar tekrar okunması, karşılıklı müzakere edilmesi, bundan sonra yaşayacaklarımız karşısında şaşırmamamız için çok önemli bir hale geldi.

Coğrafi ve Stratejik Konumumuzun Getirdiği TehditlerSiyaset

Dünyada yalnız yaşamıyoruz. Dört bir tarafımızda farklı din, kültür, örf ve adetleri olan milletler var. Bizim de göz alıcı, iştah kabartıcı, zengin tarih ve kültür mirası ile beraber yer üstü ve yer altı zenginliklerimiz var. Her coğrafyaya kolayca ulaşılabilen bir konumda bulunuyoruz.

Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir diyen sinsi düşmanlarımız ise hiç eksik olmadı. Vatikan’da üç aşamalı planın olduğu da biliniyor. Bunun iki aşaması zaten gerçekleşti. Üçüncü aşamaya fırsat vermemek için çok uyanık ve diri olmamız gerekiyor.

Bilindiği gibi o üç aşamalı plan “Türkleri Avrupa’da durdurmak. Türkleri Avrupa’dan Anadolu’ya sıkıştırmak. Türkleri Anadolu’dan da Orta Asya’ya sürmek.” Son iki yüzyıl yaşananlar bundan başka bir şey değil.

Orta Asya’yı Rusya ve Çin dizayn etti, orada yer kalmadı. Afganistan ve Pakistan’ı da ABD halletti. O halde bizim bu vatandan başka gidecek yerimiz yok. Ya burada birlikte yaşayacağız ya burada birlikte yaşayacağız. Bunun için de kendi öz değerlerimize sahip çıkmak mecburiyetindeyiz.

Kur’an ışığında istikametli bir pusula bulup, artık her defasında rotasını kaybeden gemi misali oradan oraya savrulan insanlar olmamalıyız. Mevcut siyasilerin böyle bir pusulası olmadığı ve para aldıkları mihraklardan emir alarak siyaset yaptıkları gün gibi ortada.

Üstad’ın “hakikî dindarların siyasetçi olmayacaklarını; siyasetçilerin de tam dindar olamayacaklarını..” ayrıca “bir elinde siyaset topuzunu, diğer elinde Kur’ân’ı tutanların” dine hizmet etmelerinin mümkün olmadığını yaşadıkça gördük.

O halde ferec ve fütuhat, necat ve kurtuluş, dindar diye bilinen siyasî kadrolardan gelmeyecek, bu kesin. Siyasette dışa bağımlı olmayan muktesit meslek sahibi kadroların desteklenmesi, bu siyasi kaostan çıkmak için tek yol gibi görünüyor.

Siyasette dışa bağımlılıktan nasıl kurtulacağız?

Bunun için dış borçlarımızdan kurtulmak gerekiyor. Hangi devlet veya para grupları ile ne miktar ve türde anlaşma yaptığımızı kamuoyu ile paylaşmamız; yani ne miktar borç altında bulunduğumuzun toplum tarafından bilinmesi icap ediyor.

“Dış borç miktarı belli de bundan nasıl kurtulacağımız belli değil” derseniz, devlet bürokrasisi bu dış borçları kapalı devre içinde çevirip duruyor, topluma açık açık anlatmıyor. Anlatılsa, bu fedakâr millet bu belanın da üstesinden gelmesini bilir. Tasarruf fonu, deprem paraları gibi nereye gittiği belli olmayan uygulamaları yaşayan milletimiz, elbette yeni bir fedakarlığa çok soğuk bakıyor.

Ancak her hastalığın kaynağı yalan olduğu gibi, her şifanın kaynağı da doğruluktan geçiyor. Bunun için toplumumuz, yalan söylemeyen siyasetçiyi bulduğu zaman, her türlü yardımı esirgemez ve bu dış borç belasından da çabucak kurtuluruz. Siyasette de dışa bağımlı ve oradan emir alan bir ülke yerine; kendi kararlarını kendi gerçeklerine göre veren bir devlet haline geliriz.

Hasılı hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölen “sıdkın” tekrar hayat bulması için çalışmaktan başka çare görünmüyor.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu