Doğru müslümanlık

Günümüzde İslâmiyeti yaşantısına döken insanların sayısı gittikçe azalıyor.

Kur’ân hükümlerini öğrenmeyen, Peygamberini (asm) tanımayan bir nesil yetişiyor. Günahların âşikar işlenmeye başlandığı bu çağda ne yazık ki İslâm’ın emir ve yasakları yobaz olarak görülüyor. Öyle ki İslâmiyet dahi makam, mevki, nefis, hırs, eşya gibi dünyevî şeylere alet ediliyor. Halbuki ahirzaman için büyük fırsatlar sunulmuştur. Sahabelerin yaşadığı Asr-ı Saadete dinî vecibelerin onda dokuzunu yapan kurtulamazken, bu zamanda onda birini yapanın kurtulacağına dair ihbarlar veriliyor. Peki neden hâlâ inatla sefalete, dalâlete gidiliyor. Allah, bu kadar imkân yaratmışken, nedir insanı gaflete götüren? İşte en başta karşılaştığımız hazır lezzetler istikbali unutturuyor. Günahlar, hevesatlar, cazibedar fitneler çoğaldı. Bunların üstesinden gelebilmek için hakikatli bir rehbere ihtiyaç var. Şüphesiz Cahiliyye Dönemi’ndeki insanları bizlere üstad ve rehber yapan âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizi (asm) örnek almak gerekir. O’nun (asm) uyguladığı metod ile müşrikler dahi dize gelmiştir.

Evet İslâmî hizmet metodlarını Âlem-i İslâm’a sunan Âlemlerin Efendisinin (asm) yaşadığı Asr-ı Saadet’i, bulunduğumuz zamana getirebiliriz. Manen o asra giderek O’nun (asm) sünnetine ittiba ederek hâlen, kavlen İslâmiyeti yaşayarak örnek alabiliriz.

Peygamber Efendimiz (asm), Cenâb-ı Hakk’ın ifadesiyle mü’minler için en mükemmel örnek olduğundan; O’nun (asm) İslâm’ı tebliğ usûl ve şekilleri biz mü’minler için de başvurulacak yegâne kaynaktır. Zira Allah Resûlü (asm) İslâm’ı tebliğ ederken, “Şeriat-ı Tekviniye” dediğimiz, kâinatın akışı içerisinde cereyan eden genel prensiplere göre davranmış ve daha sonraları karşılaşabilecekleri her türlü durumda ümmeti için bir model ortaya koymuştur. O isteseydi, Allah’ın izniyle istediği insanı elde edebilirdi. Ama bunlar mû’cize olarak gerçekleşeceği için, iyi bir kul, iyi bir örnek olması için hikmeti gözetildi.

Hz. Resûl-i Ekrem (asm) insanları İslâm’a dâvet ederken, şu esaslara önem veriyor. Sabır, yumuşak davranma ve hoşgörü, tedrîcilik, neticeleri Allah’tan bilme, iç derinliği, tevazu, nezaket, muhasebe…

Bunlar İslâmı yaşarken, anlatırken ve hizmet ederken uyulması gereken esaslar. Peygamberimiz (asm) dahi hizmetinde bu kadar hassas ve ince davranırken, günümüz Müslümanlarının bu kaba hâlleri gerçekten yürek burkuyor. Demek İslâmiyet yaşanmadığı için yeterince yayılmıyor. Bu değerlerle doğru İslâmiyeti yaşadığımızda İslâmiyet hayatlanacak.

Bulunduğumuz asrı muhtevası ile aydınlatan, insanın aklî, kalbî, ruhî yaralarını saran Risale-i Nur; iman, ibadet, ahlâk başta olmak üzere, tefsir, hadis, kelâm, fıkıh, tasavvuf, sosyoloji, hukuk, pedagoji, eğitim ve sair bütün ilimlerde orijinal izahlar ortaya koyuyor. Değişmeyen esas ve hakikatlerle, yeni usûl ve metodlar geliştiriyor. Zamanın şartlarına göre hizmet metodu sunuyor. Çağın prensiplerine uygun gösterdiği yol ile kısa zamanda uzun mesafe katettiriyor. Gelişen ilim ve tekniğe karşı, Kur’ânî bir yol gösteriyor. Bediüzzaman, fen ve felsefe yoluyla İslâmiyete, Kur’ân’a yapılan hücumlara Nur hakikatleriyle cevap veriyor.

Müslüman olduktan bir süre sonra Risale-i Nur ile tanışan Colin Turner’in izlenimleri insanlara ders veriyor: “Risale-i Nur’u tanımadan önce Müslümandım, fakat mü’min değildim. Çünkü o zaman îman diye kabul ettiğim şey, gerçekte inkâr etmenin imkânsızlığından başka birşey değildi. Müslümanlar olarak Batıya sunabilecek neyimiz var? Cevap: Herşeyimiz ve hiçbir şeyimiz. İmânımız ve İslâmiyetimiz var, ki bunlar herşeydir. Bir de İslâmiyeti anlayışımız ve yorumlayışımız var ki, çoğu zaman sıfıra sıfır, elde var sıfır.”

Farz vazifemiz olan Müslümanlığı öğrenmek ve İslâmı  insanlara doğru anlatmak gerekiyor. Öğrendiğimiz hakikatleri bir bir yaşadığımızda, imanımız kuvvet bulacak.

Ve bize vazifemizi hatırlatan son söz söyleniyor:

“Yıllar süren araştırma ve mukayeselerim sonunda şunu söyleyebilirim ki; kâinatı olduğu gibi gören, îman vak’asını olduğu gibi aksettiren, Kur’ân’ı Peygamberimizin (asm) murad ettiği gibi tefsir eden, modern insana musallat olmuş son derece tehlikeli ve gerçek hastalıkları teşhis ederek çare sunan, kendi kendine yeterli ve şümûllü yegâne İslâmî eser, Risale-i Nur’dur. Kur’ân’ın nuruyla kâinatı aydınlatan Risale-i Nur gibi bir eser görmezlikten gelinemez. Çünkü çağdaş insanı karşı karşıya bulunduğu felâketten kurtaracak olan yalnız İslâmdır; İslâm’ın geleceği ise, Risale-i Nur’a ve ona uyan ve ondan ilham alanlara bağlıdır.” 1

Dipnot

1) Colin Turner, “Bir İman İnkılâbı Olarak Risale-i Nur”, Köprü 63, (1998): 21-22.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*