Domuz eti haram da, içki haram değil mi?

Öyle acaib bir âhir zaman hâlleri yaşıyoruz ki, insan bazen şaşırıyor. Hani, “Bu ben miyim acaba?” diye sorarlar ya, aynen o misâl.

Tanıdığımız bir hanım kızımız, birkaç sene evvel, Avrupa’daki gençlerle bir program için, Türkiye’den bir grup genç olarak, Avrupa devletlerinden birine gitmişler.

Hep beraber yemek için bir lokantaya gitmişler. Orada masaya oturunca, içlerindeki bizim erkek gençler, Avrupa’lı arkadaşlarına sıkı tenbih etmişler, “Aman ha dikkat edin, yemeklerde bize domuz eti getirmesinler!” diye. (Müslüman olmayan devletlerin hepsinde, bu sıkıntıyı biz de yaşadık.) Tabiî Avrupalı gençler içki isteyince, az evvelki domuz eti hassasiyeti gösteren gençler, “Bize de içki versinler” deyince şaşırmışlar. Avrupalı kızın biri, bu bizim tanıdığımız kıza eğilerek “Sizin dininizde, domuz eti haram olduğu gibi, içki de haram değil mi?” diye sorunca, bizimki tabiî bocalamış, ama yine de cevab vermiş. “Evet, haram tabiî ki” demiş. Tekrar sormuş, “İlginç bir şey, domuz etine tepki gösteren arkadaşlarınız, içkiye gelince rahatça içtiler. Bu nasıl bir tezat böyle?” demiş. Bizim kız da tabiî kendisinin de şaşırdığını söylemiş.

Bunu, gelince bize anlattılar. Ve fikrimizi sordular. Dedik ki; “Bunlar işte hep âhirzamanda, dinî mes’elelerden malûmatı olmayan zavallıların hâlleri. Eskiden dinî mevzuularda sağlamlık vardı. Şimdilerde maalesef, dikkat edilmeyen hâllerimiz çok. Dinin bazı emirlerine tâbî olup, bazılarına da hassas davranılmıyor. Biraz da, nefis ve şeytanın telkiniyle, kafasına göre bir din anlayışıyla hareket ettikleri için bu hâlleri yaşıyoruz. “Tabiî, biraz daha bazı mes’eleleri de anlattık kızımıza. Risâle-i Nurlar’dan bahisler, misâller verdik, çok hoşuna gitti. Kendisine, bir de, “Gençlik Rehberi” hediye ettik.

Evet, maalesef bu âhir zamanda, Süfyanizmin budamasıyla, dinî mevzuularda hassasiyet noksanlaşmış. Elhamdulillah ki, Said Nursî gibi İslâm âlimleri, Allah’ın sevk etmesiyle, insanları tenvir edip, aydınlatmışlar. Bu sayede de, bu vatanın bir çok evlâdı, bu dinsizlik girdabından kurtulup, “doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete ait doğruluğu” öğrenmiş, taallüm etmişler de yanlışlardan kurtulmuşlardır.

Rabbimiz, bin senedir İslâmiyetin bayraktarlığını yapan şu aziz milletin evlâdlarına, şuur nasib edip, dinlerinde salâbet, sağlamlık versin.

NOT: Son günlerde, vefatlar çoğaldı. Sabahaddin Boyacı kardeşimizin ânî vefatından bir kaç gün sonra, Tire’nin kahramanı Celâl Keseli Abimizin muhtereme hanımı, bazen gazetemizde, makale ve şiirler de yazan Nâzmiye Ablamızın vefatına üzüldük. Derken, Ankara’da, senelerce Risâle-i Nur hizmetlerinde bulunan Barış Engin kardeşimizin hanımı ve Osmaniye Yeni Asya okuyucularından, İbrahim Cihangir’in de kızı olan Hatice kardeşimiz, iki yavrusunu öksüz bırakarak, genç yaşta, âhiret âlemine uçmuştur.

Her iki hanım; abla ve kardeşimiz de asrın illetine müptelâ olarak, bu mübarek günlerde vefat ettiğinden, inşâallah hükmen şehid olmuşlardır. Allah, ikisine de rahmet etsin.

Akrabalarına sabırlar versin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*