Dost, dost!

Dost, dost diye nicesine sarıldım.” dediği Veysel’in; aslında bir sitem; dahası ağıt…

“Ece!” deyip çekip giden gidene…

Ne yapalım; gitsin, gitsinler.

Giden(ler)in de kalmaya gücü yok ki…

Bunu [ayrılığı, ölümü] derinden hissetmiş şair ki… Ezelî ve Ebedî Dost’un kapısına dayanmış.

İşte gözleri görmediği halde gönlü gören şairin aradığı o kapı… bugün bu hakikî yoldan, yolculuktan sonra… herkese açılmış.

Yükselmek isteyen; alçakta olduğunu bilen… âciz ve fakir olduğunu da bilirse, derk ederse, bunu da göstermek için:

“Bana rahmet yerden yağar;

Benim yüzüm yerde gerek…” diyen Yunus gibi, alnını yerlere sürerse… işte o kapının yani yükselişin adı: Miraç!

Çal o kapıyı!

Hakikî dost bir var; bin yoktan olmaz ki…

Dost, sevgili dediğin Sonsuz olur.

Ötekiler sen, ben…

Al birini, vur öbürüne!

Dur, dur!

Bu arayışlarını seni Sonsuz sevenin kapısında durdur!

Ötekiler ağlar, gıcırdar, kaçar, göçer.

Kendine acı ve bu mi’racı baş tacı eyle!

Haa!

Şu dostluk meselesini bir iyce gözden, gönülden geçir.

Dost tavsiyesi…

Yoksa her giden dostun ardından sazınla, nazınla, sözünle, özünle, gözünle ağlarsın da…

…kimseler duymaz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*