Duâmıza güvenmek

0090

Beyefendiye, ‘Hiç sevmediğin bir akrabana duâ eder misin?’ diyorum, yan profilden gülüyor.

Duâsını önemsemediği anlaşılıyor.

Bir başka beyefendiye, ‘Çocuğunuzun vazgeçmediği hataları için ona duâ eder misin?’ diyorum, ‘Sadece bu mu kaldı?’ kabilinden, başını sağa sola sallıyor ve olumsuz cevap veriyor.

Hanımefendiye, durumuna uygun bir soru sormaya çalışıyorum: ‘Eşinizin sevmediğiniz bir tavrı nedeniyle ona hiç duâ etmeyi düşündünüz mü?’ diyorum, gelen cevap, ‘Tabiî duâ ediyoruz’ şeklinde, ama ‘sevmediğiniz bir tavrı nedeniyle’ sorumuzun cevabı değil. Demek, insan daha çok ‘iyi şeyler için’ duâ ediyor. Oysa sevdiklerimizin sevmediğimiz özelliklerinden uzaklaşmaları için de duâya ihtiyacımız var.

Doğrusu verilen cevaplar, duâmızın gücüne inanmadığımızı gösteriyor.

Duâ, mü’minin silâhı, fakat bu silâhı ciddî bir problemi ortadan kaldırmak için kullanmayı düşünmüyoruz. Bu garip bir durum!

Oysa insanımız Allah’tan çok şey istiyor, ama bir türlü de bu istekler giderilmiyor. Yoksa ettiğimiz duâda mı bir problem var? Yoksa, dünyevî istekleri duâlarımıza asıl maksat mı yapıyoruz? Ya da duâyı, bir ibadet olarak değil de, bir istek saati olarak mı değerlendiriyoruz? İstek olmayınca da, belki Yaratıcımız ile olan iletişimimiz mi zayıflıyor? Yoksa küsüyor muyuz? Böylece, duâmızdaki kalite mi kayboluyor?

‘Her şeye hükmeden ve her şeye gücü yeten’ ile irtibatınız olacak, ama O’nu devreye koymayacaksınız. Bu dik kafalılık olmaz mı? Ya da konuyu ona ulaştıracaksınız, ama içinizden ‘Acaba yapabilir mi?’ gibi bir endişe taşıyacaksınız. Bu, olmaz!

Evet, kul ister, ama duâ saati, bir istek saati değil, bir ibadet vaktidir.

“Duâ bir ibadettir. İbadetin semeresi ahirette görünür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, duâlar ibadeti için birer vakittirler, duâların semeresi değillerdir.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 355.)

Bazen de yaşanan halin durumuna göre, duâları değiştirmek gerekiyor. Meselâ belâ ve musîbetler artmışsa, o zaman aynı hal duâları devam ettirmeyip, yeni bir özel duâ paketi hazırlamak gerekecektir.

Karşılaşılan özel durumlara, özel mukabeleler lâzımdır. Yoksa insan çok özel hallerle, imtihanlarla karşılaşır da eski hale devam ederse, aynı düzey duâlara devam ederse, bu, akla uygun olmaz.

İşte o zaman bazen de özel durumlar için özel geceler planlayıp seccadeyi özel sermek, özel el açmak, özel gözyaşları dökmek gerekecektir.

“Ve keza, zalimlerin tasallutu ve belâların nüzulü, bazı hususi dualara vakittirler. Bu vakitler baki kaldıkça, o namazlar, o dualar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hasıl olursa, zaten nurun alâ nur.”

İnsan bir şeyler ister. Ama istediği o şeylerin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığını bilmez. O zaman sonucu O’na bırakmak ve sonuca razı olmak tam bir kulluk halidir.

‘Adem-i kabul esbabından biri de, duâyı ibadet kastıyla yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden, aksülamel olur; o duâ ibadetinde ihlâs kırılır, makbul olmaz.’

Duâlarımız, istediklerimiz olsun diye değildir, O’nun rızasına ulaşmak içindir. O’nu memnun etmek içindir, sonrası zaten bizim için en uygunu kendiliğinden gelecektir.

Duâmızı önemsemeliyiz. Duâmız, dünyanın ve küçük dairede de bizim hayatımızın gidişatına yön veren bir kulluk halidir.

Duâmız, kâinatın Sahibinin kapısında olduğumuz özel saatlerdir.

Evet, duâ ubudiyetin ruhudur ve halis bir imanın neticesidir. Onun için mü’minlerin duâlarını alabilmek için ciddî çaba içinde olunması gerekirken, mü’minlerin bedduâlarına muhatap olmamak için de ciddî bir gayret gösterilmelidir.

O zaman, duâsına güvenmeyenin Allah’a güveninde problem vardır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*