EURONUR ÖZEL

Dünya, Gurbet Diyarı

Özel Makale / gurbet

Şu dünya hanı, muazzam bir gurbet diyarıdır. İki kapısı bulunan bu hanın bir kapısından girilip öbüründen çıkılmaktadır. Bu handa herkes misafirdir. Burada bir miktar dinlenecek, sonra yoluna devam etmek üzere öbür kapısından çıkıp gidecektir. Kimse mal mülk sahibi değildir. Gelirken getirmediğini götürme çabasına düşmeyecektir. Gurbet diyarında, misafir olunan bu handa, hiç kimse mülk edinme, ebedi olarak bu handa kalma sevdasına kapılmamalıdır. Böyle bir sevda içinde olsa bile onu elde edemeyecektir. İstese de istemese de çıkış kapısından dışarı atılacaktır. Sahiplenmeye kalktığı her şey bu handa kalacaktır.

İhtiyarlığın Gurbeti

Bu handa ihtiyarlık bir gurbettir. Akran ve ahbaplarından ayrılmış, onların büyük çoğunluğu ebediyet yurduna doğru yola çıkmışlar. Hayatın bir cilvesi olarak sadece kendisi kalmış, yaşlı, dermansız, gözünün feri azalmış, istese de istemese de çıkış kapısına doğru ilerliyor. Çevresinde tanıdık kimse pek yok. Gönlünü açacağı, derdini paylaşacağı kimse yok. Akranları mezar taşına yaslanmışlar. Kırık bir gönül ve hıçkırıklı bir ses ile kendini seyre koyulmuşlar. Kalabalıkların arasında yapayalnız. Sesine ses veren, gönlünden kopup gelen hüzünlü namelere kulak kabartan yok. Herkes bir koşturmaca içinde. Attığı her adımın, alıp verdiği her nefesin çıkışa biraz daha yaklaştığının farkına bile varmadan hanın koşturmaca ve hengamesine kapılıp gittiğinin farkında bile değil.

Güz Mevsimi Olgunluğu

İhtiyarlık, güz mevsimi demektir. Baharın neşesi, gülü ve bülbülü onda yoktur. Her meyve olgunlaşmış, ömrünü tamamlamış, ayva sararmış, nar kırmızılaşmıştır. Güller sararmış, bülbüller susmuştur. Hayat havuzu boşalmaya meyletmiştir. Sesine ses verecek eş ve dost yoktur. Bahar ve yazdan tanıdığı bütün bitki ve hayvanlar göçüp gitmektedirler. Her ayrılık zordur. Onların bu ayrılışı da ayrı bir hüzün sebebi olmaktadır.

Çare Sadece O’na Sığınmak

Akşam olmuş, karanlık bütün tanıdıkların yüzünü örtmüştür. Etrafta tanıdık bir sima yoktur. Gidenler hep ebedler ülkesine gitmişler, sessiz gemilere binip bu limandan birer ikişer ayrılmışlardır. Ahbaba kavuşmak için onlardan geri kalmak, onlara yetişecek gemiye binmemek, gafletle oyuncaklara takılıp kalmak hatadır. Ömür binasının her gün bir taşı sökülüp düşüyorsa hâlâ o binaya bel bağlamanın kime ne faydası olabilir? Gece ve gündüz, ömür sermayesini her gün öğütmeye devam ediyorsa bir gün o sermaye bitecektir.

Bu bela ve ıstıraplara nasıl dayanılır? İnsan bunlara nasıl karşı koyabilir? Bu gurbetleri nasıl ünsiyete, tanışıklığa çevirebilir?

“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3:173) demekten başka çare mi var! Bu gurbet diyarının sahibine sığınmaktan başka insanın elinden hiçbir şey gelmiyor. Sana bu feryatları yaptıran hadiselerin sahibini bulup ona iltica etmekten başka çözüm kalmıyor. Herkesin ve her şeyin kendisinden yüz çevirip, arkasını dönüp gittiği bir zamanda, “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” (Tevbe Sûresi, 9:129)

Güz mevsiminde, ihtiyarlıkta, bütün mahlukat dostluklarını bozup uzaklaşmışlarsa onların sahibine iltica etmekten başka çare yoktur. Ona dayanıp güvenmekten başka elden bir şey gelmiyor. İçinde bulunduğu ve gidilecek olan yerlerin sahibi O’dur. Her şey onun emri ile halledilir. Her müşkül O’nun emri ile çözülür. Onu bulan neyi kaybeder? Onu kaybeden neyi bulur? “Her şeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.” (Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30)

“Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten (tamamladıktan) sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar….
“Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mes’udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun….Öyle ise, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.” (Said Nursi, Mektubat, erisale, s. 325-326)

Benzer konuda makaleler:

Ali Sarıkaya

Adana'nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye'de yaşamaktadır. Osmaniye'de yerel… Devamı »

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu