![]()
Aslında büyük bir şey değildi.
Bir söz… yanlış anlaşılan bir cümle… belki de gereksiz bir yorum.
Ama içimde bir anda bir şey kabardı.
Cevap vermek istedim.
Kendimi anlatmak… haklı olduğumu göstermek… içimde birikenleri dökmek istedim.
Tam ağzımı açacakken durdum.
Bir an sustum.
Ve o sessizlikte fark ettim ki; konuşursam belki rahatlayacağım ama “o muzır nefsin hatırı için” düşmanlık edeceğim.
“Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü’minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et.”
Uhuvvet Risalesi
İşte bazen insanın hayatında böyle anlar olur.
Susmak zor gelir.
Ama bazı anlar vardır ki, susmak en doğru şey olur.
Çünkü her söz hakikate hizmet etmiyor.
Her cevap kalbi iyileştirmiyor.
Bazı konuşmalar sadece nefsimizi rahatlatıyor, ruhumuzu değil.
Her Söz Kalbe İyi Gelmiyor
Bunu yaşadıkça insan şunu öğreniyor:
Her yanlış anlaşılma düzeltilmez.
Her tartışma kazanılmaz.
Ve her insan da anlamak istemez.
Bir noktada durup kendine şunu soruyorsun:
“Ben neyi korumaya çalışıyorum?
Nefsimi mi… haklılığımı mı… yoksa kalbimi mi?”
Kur’an’da bize çok sade ama çok net bir davranış yolu gösteriliyor:
“Rahmân’ın has kulları, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler; cahiller kendilerine sataştığında da ‘Selâmetle’ der, geçerler.”
Furkân Suresi 63. Ayet
Yani cevap yetiştirmek yerine yollarına devam ederler.
Çünkü biliyorlar ki…
Bazı sözler duyulmaz.
Bazı tartışmalar değmez. Ayrıca bu tartışmalar İslam kardeşliğine hizmet etmez.
Susmak Bazen En Güçlü Cevaptır
Zaten dünya dediğimiz şey de öyle değil mi?
Benim hayatımı Kur’an ve Sünnet’ten aldığı metodlarla güzelleştiren Aziz Üstadım Said Nursi ne güzel anlatıyor:
“Dünya öyle bir meta değil ki, bir nizaa değsin. Çünkü fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın.”
(Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas)
Bir durup düşününce insanın içi serinliyor.
Gerçekten…
Bu kadar kavga, bu kadar kırgınlık, bu kadar açıklama çabası…
Neye?
Geçici bir dünya için.
Geçici insanların sözleri için.
Yarın hatırlanmayacak meseleler için.
Bunu fark ettiğinde susmak başka bir anlam kazanıyor.
Artık susmak “yenilmek” gibi gelmiyor.
Bir tercihe dönüşüyor.
Bir bilinç hâline geliyor.
Ben şunu fark ettim:
Sustum mu, uhuvvet, kardeşlik korunuyor.
Konuştukça içimde bir şeyler eksiliyor, bir şeyler kırılıyor.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de hayatı boyunca çok söz işitti.
İncitildi, haksızlığa uğradı, dışlandı.
Ama her defasında tartışmayı seçmedi.
Kendini savunmak yerine vazifesine yöneldi.
Kalbini Rabbine emanet etti.
Onun sükûtu sessizlik değildi.
Bir güçtü.
Bir duruştu.
Dünya Kavgaya Değmez
Bazen nefs bizi özellikle konuşturmak ister.
Birileri bilerek kışkırtır.
Öfkemizi tetikler.
“Bak, buna da susacak mısın?” der gibi.
İşte o an çok kritik.
Çünkü nefs “konuş” der.
Kalp ise “bırak” der.
Ve çoğu zaman kalbin dediği doğrudur.
Hayat rehberimin (S.A.V) şu sözü gelir aklıma o anlarda:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden, ya hayır söylesin ya da sussun!”
(Buhârî, Edeb, 3)
Bazen susmak, imanın sessiz bir tezahürüdür.
Kimse alkışlamaz.
Kimse fark etmez.
Ama Allah bilir.
İnsan sustukça şunu da öğreniyor:
“Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”
(Tirmizî, Zühd 11; İbn Mâce, Fiten 12)
Ve işte orada bir rahatlama geliyor.
Kalpteki kırgınlık azalıyor.
Omuzlardan bir yük kalkıyor.
Çünkü davayı Allah’a bırakıyorsun.
“Ya Rabbi, Sen biliyorsun” diyorsun.
“Hasbunallah” diyorsun.
Sükût bazen insanı kendine döndürüyor.
Daha çok dinliyorsun.
Daha çok düşünüyorsun.
Daha az kırılıyorsun.
Ve fark ediyorsun ki…
Başkalarının kusurlarıyla meşgul olmadığında,
kendi kusurlarını görmeye başlıyorsun.
Asıl değişim de orada başlıyor.
Hayatın sonunda dönüp baktığında şunu anlıyorsun:
Kazandığın tartışmalar değil,
koruduğun dilin ve kalbin kıymetli.
“Âdemoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.”
(Taberânî)
İnsanların ne dediği değil,
kalp huzuru önemli.
Ve kendime diyorum ki:
O yüzden bazen sus.
Git Kur’an oku.
Risale-i Nur oku.
Cevşen oku.
Virdlerini yap.
Huzur bulacaksın.
Bak, gerçekten öyle.
Denenmiştir bu.
Kendini anlatmaya çalışma.
Çünkü dünya, bir nizaa değecek kadar kıymetli değil.
Dünyanın küçük meseleleri ise hiç değil.
Ve belki de en büyük huzur,
cevap vermediğin bir anda,
kalbinin sessizce
“iyi ki sustun” demesidir.
Ya hayır söyle.
Ya sus.
Okuma Tavsiyesi: Uhuvvet Risalesi
Aynı hak ve mahzun hakikat bir ders. Feyzi yüklü, mana yüklü. Kalbinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.