EURONUR ÖZEL

Dünyayı Ahirete Tercih Etmek

Özel Makale / Dünya

İnsanların, ebedi hayatlarını tehlikeye atma pahasına, dünyanın zararlı, lüzumsuz ve fani işlerinde boğulmalarını bir hastalık olarak gören Kur’an-ı Kerim, insanların bu hastalığına dikkat çekerken şöyle ikaz etmektedir: “Onlar, dünya hayatını âhirete tercih eden, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir; işte onlar derin bir sapkınlık içindedirler.” (İbrahim Sûresi, 14/3)

Çağımızın Önemli Bir Hastalığı:  Dünyayı Ahirete Tercih Etmek

Bu asrın önemli hastalıklarından birisi de dünya hayatını bilerek ve isteyerek ahiret hayatına tercih etmektir. Acele verilen bir küçük lezzeti, acele verilmesinden ve hemen önünde hazır bulunmasından dolayı, ileride verilecek çok büyük bir lezzete bilerek ve isteyerek tercih edip kabul etmektir. Bu hastalık, bu asırda herkesi etkilemiştir. Buna Müslümanlar da dâhildir. Dünya hayatı herkes için çok güzel ve süslü hale gelmiştir. Onun bu görünüşü herkesi kendine çağırmakta, kendine bağlamaktadır. Dünyanın ötesi, burada yaptıklarından hesap verme duygusu, büyük bir çoğunluğun ya hiç aklına gelmemekte, ya da çok az olarak gelmektedir. Bu durum ise bazı değerlerin kıymetini kaybetmesine sebep olmaktadır. İnsanî değerlerin bir kısmının erozyona uğramasına kadar gitmektedir.

Dünyayı Sevmeyelim mi?

Kimsenin böyle bir tavsiyesi yok. Olamamalı da. Dünyanın da sevilecek ve sevilmeyecek yönleri vardır. Toptancılık yaparak, dünyayı sevmek kötüdür denemez. Sevilmesi gereken yönünü sevmeli, sevilmeyecek olan yönünden de uzak durmalıdır.

Dünya Allah’ın bütün isimlerine aynalık etmektedir. Allah’ın bütün isimlerinin tecellileri dünya aynasında gözükmektedir. Bahar mevsimi, yaratıcı isminin muhteşem bir şaşaa ile ortaya konduğu andır. Müzeyyin ismi, Mukaddir ismi, Muhyî ismi gibi isimleri bahar mevsiminin saltanatında gayet ihtişamlı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Allah’ı seven, onun isimlerinin tecelli ettiği aynaları da sevecektir. Bu yönü ile dünyayı sevmek lazımdır. Baharın muhteşem güzelliğini görüp, o sanat karşısında hayranlığını ifade eden kimse, gözünü kaldırıp sanatkârına bakmakla görevlidir. Sanatı görüp onu yapan sanatkârı görmemek, çirkin bir davranıştır.

Hem bu dünya, ahiretin tarlasıdır. İnsanlara vadeliden ahiret saadeti veya cezası bu dünyada kazanılacaktır. Burada ne ekilirse orada o biçilecektir. Namaz burada kılınacak, oruç burada tutulacak, insanlara yardımı burada yapılacak, bütün hayırlar burada işlenecektir. Bu dünyada kazandıkları ile ahireti elde edecektir. Burada ekecek, orada hasat edecektir. Dünyanın bu yönünü sevmek, elbette herkese lazımdır. Bu sevgi ibadettir, itaattir, iyilik yapmadır, Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Nefsani Zevkler Kıskacında Dünyevileşmek

Dünyanın sevilmemesi gereken yönü, üçüncü yönü olan ve insanın meşru olmayan nefsani zevklerine, heveslerine, lezzetlerine bakan yönüdür. Ayette kötülenen, tercih edilmemesi tavsiye ve telkin edilen kısım bu kısımdır. Bu kısmı sevmek, dünyevileşmektir. Ahireti bırakıp dünyaya dalmaktır. Haram helal kavramlarını bırakıp, iyi veya kötü ayırımı yapmadan her ne bulursa almaktır. Böyle insanın gözünü dünya hırsı bürür. Ölçüyü kaldırır. Bu tür insanların halini tasvir eden Muhyiddin-i Arabi’nin çok hoşuma giden bir sözü vardır. Olayı ne kadar güzel tasvir etmiştir. “Dünya hayatına meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler…” Dünyanın dünyaya ve insanın hevesatına bakan yönündeki meşru olmayan zevkler, eğlenceler, yiyip içmeler aynen buna benzemektedir. Dünyaya daldıkça dünya hep kendine gülecektir. Ancak hiçbir zaman kendisi ile birlikte olmayacaktır. Ayrılığın oku belini bükecek, ihtiyarlığın şafağı başında doğduğu zaman, geri dönüp hayata bakacak ahlar ve eyvahlar hayatını dolduracaktır. Ne kadar çok severse sevsin, bir gün ondan ayrılacaktır. Sonunda ayrılık varsa, ona bel bağlamak, ona güvenmek, ona dayanmak mümkün mü? Bir lezzet tattıracak, arkasından bin tane tokat vuracaktır.

“Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle (farzlarla) zinetlendiriniz (süsleyiniz) ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.” (Sözler, erisale, s. 211)

Geçmişi ve geleceği aydınlatacak iman gibi bir güneş varken, onun aydınlığı altına girmemek, gözünü kapayıp kendini ışıktan mahrum etmek, geçici lezzetlerin peşine takılıp asıl vazifesini unutmak, ihmal etmek, en kötüsü inkâr etmek akıllı bir insana hiç yakışır mı?

Benzer konuda makaleler:

Ali Sarıkaya

Adana'nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye'de yaşamaktadır. Osmaniye'de yerel… Devamı »

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu