Ebû Davûd (818 – 889)

Büyük hadis alimidir. Kütüb-u Sitte’den biri olan “Sünen”in müellifidir. Hadisleri toplarken çok titiz davranmıştır. İlim öğrenmek maksadıyla çok sayıda şehir ve memleketi dolaşarak muhtelif alimlerin ilminden istifa etme yoluna gitmiştir. Bilgisini sağlamlaştırmak için bulunduğu şehirlerde uzun süre ikamet etmiştir. Ahmed bin Hanbel’in de ilim meclislerine katılarak ondan istifade etmiştir. Eleştirilen kişilerle ilgili olarak sağlam deliller istediği gibi, yanlışını gördüğü kişileri de yüzlerine karşı eleştirmekten çekinmemiştir.

 

Hadis ilminde otorite olup, Risâle-i Nur’da, “sadık imam” olarak vasıflandırılmakta ve eserine aldığı bazı hadislerden nakiller yapılmaktadır (Mektubat, s. 117). Künyesi Ebu Davud Süleyman bin el-Eş’as bin İshak es-Sicistanî el-Ezdî şeklindedir.

Ebu Davud, 818 tarihinde İran ve Afganistan arasında bulunan ve sınır teşkil eden Sicistan bölgesinde doğdu. Ailesi aslen Yemen’in Ezd kabilesine mensuptur. Bu mensubiyetten ötürü Ezdî lakabıyla anıldığı gibi, doğum yeri olan Sicistan’dan ötürü de Sicistanî lakaplarıyla anılmaktadır. Zengin bir ailenin evladı olarak ilk öğretimine Sicistan’da başladı. Hadis ilmine olan merakı ve bu ilmi öğrenmek maksadıyla on sekiz yaşından itibaren seyahate çıktı. Önce Bağdat’a oradan da Basra’ya geçti. Bu beldede çok uzun süre kalarak hadis hafızı olan Müslim bin İbrahim el-Ezdînin aralarında bulunduğu bir çok hadis aliminden ders aldı.

Ebu Davud, Basra’da uzun süre kalıp muhtelif alimlerden ders aldıktan sonra zamanın önemli merkezleri olan beldeleri dolaşmaya devam etti. Bu arada, daha önceden Buhari ve Müslim’in de ders aldığı alimlerden de ders alarak ilimlerinden istifade etti. Mekke, Küfe, Halep, Harran, Humus, Dımaşk, Horasan, Belh, Mısır gibi muhtelif beldeleri dolaşarak buralarda bulunan hadis alimi ve hafızlarının birikimlerinden, ilimlerinden faydalanarak, ezberledikleri hadisleri öğrenmeye çalıştı. Bazı kaynaklarda, ilminden istifade ettiği hocaların sayısı üç yüz olarak verilmektedir.

Ebu Davud, kendisi ilim öğrenmek için bu çabayı sarf ederken, yanında dolaştırdığı oğlu Abdullah’ın çok erken yaşta hadis öğrenmesini sağlamaya çalıştı. Ebu Davud, kendisi ile aynı zamanda yaşayan ve Bağdat’ta bulunan Ahmed ibn Hanbel’in ilminden de istifade etti. Bu büyük alimin ilim meclislerine uzun süre iştirak etti. Fıkıh ve Fıkıh usulü ile ilgili ilmi kendisinden öğrendi. Ahmed bin Hanbel’den öğrendiği imani meselelere ait bilgileri kaleme alarak kitap haline getirdi. Bu arada bu hocasının da kendisinden hadis rivayet ettiği ve Sünen adlı hadis eserini inceleyerek beğendiği nakledilmektedir.

Ebu Davud, ilim öğrenmek maksadıyla çok büyük gayret sarf etti. Gittiği şehirlerde uzun süre kalarak büyük şahsiyetlerin ilminden azami ölçüde istifade etmeye çalıştı. Uzun süre ikamet ettiği şehirlerden birisi de Tarsus’tur. Burada yirmi yıl kaldı. Buradan memleketi Sicistan’a gitmek üzere yola çıkarken Herat ve Bağdat’a uğradı. Buralarda bir süre kaldı. Bağdat’ta bulunduğu sırada Abbasi halifesinin kardeşi onu evinde ziyaret etti ve Basra şehrinin çıkan olaylar yüzünden harap olduğu, bu şehrin tekrar canlanması için oraya gidip yerleşmesi ricasında bulundu. Şayet oraya yerleşirse, kendisini ziyaret için çevreden büyük bir ilginin olacağını, bu durumun da şehrin tekrar canlanmasına vesile olacağını söyledi. Ebu Davud, teklifi kabul ederek Basra’ya gitti. Yaklaşık on beş yıl burada yaşadı. Burada kaldığı süre zarfında çok sayıda talebe, başta hadis ilmi olmak üzere kendisinden istifade etti.

Ebu Davud, altı büyük hadis külliyatından biri olan ‘Sünen’ini vücuda getirirken titiz davrandı. Rivayet edilen hadislerden zayıf ve sağlam olanları ayırt etme konusunda büyük maharet ve ilim sahibi bir alim olarak tanındı. Hadisleri rivayet edenleri tenkit ederken, kendileri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunmadığı şahıslar hakkında görüş ve hüküm bildirmekten özellikle sakındı. Bazı raviler hakkında söylenen ve tahkike dayanmayan “güvenilir değil” tarzı ifade ve görüşlere itibar etmedi. Neden güvenilir olmadıkları hususunun açıklanmasını, şayet nakillerinde yalanlanmışlar ise bunun açık bir şekilde dile getirilmesini istedi. Aynı, zamanda yetersiz ve liyakati olmayan kişileri de yüzlerine karşı eleştirmekten çekinmedi. Bu şahıslar akrabaları arasında yer alsalar bile, tavrını ve doğruyu söyleme tarzını değiştirmedi.

Ebu Davud, ömrü boyunca çok sayıda hadis yazdı. Ancak, Sünen’i kaleme alırken öğrendiği hadisler arasında büyük titizlik göstererek seçtiği hadisleri burada topladı. Bu titiz davranışından dolayı, alimler tarafından büyük övgülere mazhar oldu. Musa bin Harun, Ebu Davud’un hadis için yaratıldığını ifade ederken, ondan daha faziletli birini görmediğini sözlerine eklemektedir. Böylece, hadis dalında büyük bir otorite olduğu çok sayıdaki alim tarafından dile getirilmiştir.

Ebu Davud, hadis ilminde ulaştığı birikimi sayesinde bir anda yüz bin hadis hakkında müzakere yapabilecek bir seviyeye ulaştı. Bu ilminin sayesinde ele alınan hadislerle ilgili olarak, sağlam veya zayıf yönlerini en ince teferruatına kadar ortaya koyacak bir duruma geldi. Son derece takva sahibi olması, rivayet edenler hakkındaki geniş bilgisi, ona olan güveni arttırdı. Ayrıca bunda çok güçlü bir hafızaya sahip olması da etkili oldu.

Risale-i Nur’da, ismi zikredilerek eserinde nakletmiş bulunduğu bazı hadislere yer verilmektedir. Ebu Davud’un nakletmiş bulunduğu ve Risale-i Nur’da yer alan hadislerden bir tanesi de, her yüz senede bir müceddid gönderileceğini haber veren hadis-i şeriftir. Sünen’de yer alan bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz; “Muhakkak ki Allah bu ümmete her yüz sene başında dini yenileyici bir kimse gönderir” (Barla Lahikası, s. 117) diye buyurmakta ve müjde vermektedir. Yine Sünen’de nakledilen ve Risale-i Nur’da aktarılan bir hadis şu şekilde rivayet edilmektedir:

Peygamber Efendimiz (asm), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (ra) birlikte Uhud dağının başına çıktılar. Onların muhabbetinden gelen mutluluk ve sevinçle titreyen dağa Peygamber Efendimiz; “Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir Peygamber, bir sıddik ve iki tane de şehid var” diye seslendi. Böylece mucizevi tarzda iki büyük sahabenin ilerde şehit olacağını haber vermiş oldu (Mektubat, s. 134).

Ebu Davud, daha önceki alimlerin yaptığı gibi aynı yolu takip ederek, Kur’an-ı Kerim’den sonra Sünnet’i ön planda tuttu. Örnek bir hayat yaşayarak sünnete uygun yaşamaya gayret gösterdi. İlmi her şeyin üstünde tuttu. İyi bir Müslüman olmak için aktardığı dört hadise uygun yaşamanın yeterli olacağını bildirmektedir. Bu hadisler; “Kişi kendisi için istediği şeyi kardeşi için de istemedikçe iyi bir mümin olamaz”, “Ameller niyetlere göre değerlendirilir”, “İnsanın kendini ilgilendirmeyen işleri bırakması, onun iyi bir Müslüman olduğunu gösterir”, “Helal de bellidir haram da. Ancak bunların arasında (sakınılması gereken) halkın çoğunun helal mi haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır” şeklinde verilmektedir.

Ebu Davud, ilim ile yoğrulan ve büyük hizmetlere vesile olan ömrünü 889 yılında tamamladı. Bu yılın 21 Şubat’ında Basra’da vefat etti.

Eserleri:

En büyük eseri, İslam dünyasında büyük bir alaka ve ilgiye mazhar olan, altı büyük hadis külliyatından biri olarak kabul gören es-Sünen adlı eseridir. Bu eserinde, İslam hukuku ile ilgili 4800 hadisi bir araya toplamıştır. Bu hadisleri naklederken, zayıf olanları özellikle bu yönleriyle belirtmeye itina göstermiştir. Bu hadisleri daha önceden öğrenmiş bulunduğu 500.000 hadis arasından seçmiştir.

El-Merasil, kendi sahasında ilk ve orijinal eserdir. Bu eserde 544 mürsel (doğrudan doğruya Peygamber Efendimizden nakledilen) hadisi bir araya getirmiştir. İcabatühü ala sualati Ebi Ubeyd Muhammed, adlı eseri talebesinin sorduğu sorulara verdiği cevapları ihtiva eden eseridir. Daha çok ravilerin tenkidi konusu işlenmektedir. Beş cüzden müteşekkildir. Risaletü Ebi Davud ila ehli Mekke adını taşıyan eserde, müellif o zamana kadar alışık olmayan bir tarzda, kendi eserini tanıtıp benzerleriyle karşılaştırmasını yapmaktadır. Kitabü’z-Zühd, Mağrib hattıyla yazdığı eseridir. Bunların dışında, Mesailü’l-İmam Ahmed bin Hanbel, Tesmiyetü ihve … , Kitabü’l-Ba’s ve’n-nüsûr, Kitabü’l-Kader adlı eserleri de kaleme almıştır. Ayrıca bunların dışında da muhtelif kitap ve risale kaleme aldığı nakledilmektedir (M. Yaşar Kandemir; “Ebû Dâvûd es-Sicistânî”, TDVİA. 10. C. s. 121).

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*