Ege Bölgesine erken gelen bahar

Sanki dünyanın orta yerinde gibi duran ve aynı anda dört mevsimin şartlarını yaşayan şu cennet misâl vatanımız, kendine has karakteriyle ve bütün güzellikleriyle milletimizi bağrında barındırıyor. Hakkâri’de hâlâ kar yağışı devam ederken, Ege’de bahar havası yaşanıyor; Karadeniz’de sonbahar havası ve yağmurları varken, Akdeniz’de yaz mevsiminin şartları bulunuyor.

Havaya ve suya cemreler düştükten sonra, önceden plânlandığı gibi 28 Şubat 2013 Perşembe günü Ankara’dan elli beş dakikalık bir uçuşla Adnan Menderes Havaalanındayız. Milletlerarası uçuşa göre yeniden yapılan bu güzel havaalanında, gönül dostlarımızdan Nejdet Şimşek Bey bizi bekliyordu. Telefonlaşarak buluştuk ve hasretle kucaklaştık. Aydın hizmet merkezimize ulaştığımızda, üniversiteli gençlerden oluşan kalabalık bir grup bizi karşıladı. Hepsiyle muhabbetle kucaklaştık. Akşam namazı ve ikramıyla birlikte geniş salon dolmaya başladı. Nazilli gibi çevre ilçelerden birkaç taksiyle gelenler de vardı. Allah için sevmek, fikir birliği içinde aynı dâvâ etrafında toplanmak ne güzel bir haldi! Herkesin yüzü gülümsüyor ve birbirlerini bağrına basıyorlardı. Maddî ve manevî hiçbir şey beklemeden, sırf Allah için birbirini sevmek işte böyle bir şeydi.

Risale-i Nur hizmetinin diğer hizmet metotlarından farkı üzerine plânladığımız ve okuduğumuz birinci dersimiz, dâvâmıza olan inancımızı bir daha perçinledi. İkinci bölümdeki lâhika dersimiz, toplumun taklidî olan imanlarını tahkik mertebesine yükseltmek ve bir kişinin daha hidayetine vesile olmak hususundaki hizmet etme şevkimize, şevk katacak muhtevadaydı. Gece saat yirmi üçte Aydınlı dâvâ arkadaşlarımızla vedalaşıp Ödemiş’e yolcu edilirken, en kısa zamanda tekrar gelmek üzere duâları dillerinden dökülüyordu. Cemaat arası irtibatın güzelliği ve şevk alış verişinin faydaları kendini böyle gösteriyordu. Şimdi Aydınlı dâvâ adamları, müstakil bir hizmet binası yapmanın arayış heyecanını yaşıyorlar.

Ödemiş’te bizi kadim dostumuz ve eski milletvekillerimizden Mehmet Özkan karşıladı. Cuma günü namazı müteakip bir kısım esnaf ve iş adamları ziyaretinde bulunduk. Her birine Hastalar Risalesi hediye ettiğimiz bu dostlarımız, Yeni Asya’ya abone oldular. Aynı akşam Ödemiş hizmet merkezinde, Tire’den katılan dâvâ arkadaşlarımızın gelmesiyle kalabalık bir topluluk oluştu.

İbadet hayatımız üzerine yaptığımız birinci dersimiz, bizi âdeta bambaşka âlemlere götürdü. Zaten imanî derslerin özelliği böyleydi. İkinci derste okunan lâhika mektupları, hizmet prensipleri bakımından durduğumuz yeri ve rotamızı tayin ediyordu. Ders sonrası, gelen dostlarımızla birlikte Tire ilçesine geçtik. Celâl Keseli Ağabeyin verdiği şevk verici bilgiler eşliğinde, kırk kilometrelik yolun nasıl geçtiğini anlayamadık.

Cumartesi günümüz esnaf ziyaretleriyle geçti. Abone olmamış olanlar Yeni Asya’ya abone oldular. Bazı sebeplerden dolayı abone sayısı bir hayli aşağılara kadar inen gazetemiz, tekrar seksen sayısını bulmuş, yüz ve daha üstüne çıkmak için ciddî çalışmalar yapılıyordu. Celâl Keseli Ağabey yetmişe dayanan yaşına rağmen, bir delikanlı gibi zinde ve şevk doluydu. Gazete işlerini o takip ediyor ve genç bir ekip kurmak suretiyle, abone çalışmalarını ilçe bazında tahminlerin üzerine çıkarmak istiyordu. Ondaki şevk ve gayrete hayran kaldım. Tireli hanımların ve genç kızlarımızın hizmetleri ise, her tarafta olduğu gibi, erkeklerin hizmetlerinden daha ilerideymiş. Onları tebrik ediyoruz.

Celâl Ağabeyle birlikte, ikindi namazından sonra İzmir’e geçtik. Buradaki Yeni Asya Kültür Merkezi, ihtişamlı yapısıyla göz kamaştırıyordu. Akşam namazı, ikram ve yatsı namazını müteakip çıktığımız iki yüz kırk metrekarelik salon tıklım tıklım doluydu. Bir takım yaşanan olaylar, cemaatin şevkini daha da arttırmış ve muhabbet, itimat ve tesanüt duygularını kamçılamıştı. Aralarındaki kardeşlik ruhu görülmeye değerdi.

Önceden yapılan talep doğrultusunda, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebi, Zübeyir Gündüzalp çizgisi ve Yeni Asya misyonu üzerine yaptığımız bir buçuk saatlik seminer, neyin ne olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Otuz üç maddeden meydana gelen bu meslek prensiplerinin ancak altı maddesini paylaşabildik. Seminer öncesi ve sonrası imzaladığımız yüz elli civarındaki kitabımızın bir kısmında, o prensiplerin bazılarının kısaca izahı vardı. Yeni Asya Nur Talebeleri, kudsî ve kuvvetli delillere dayanarak, Bediüzzaman Hazretlerini, âhirzamanın son müceddidi ve Mehdiyet vazifesiyle muvazzaf büyük şahsı olarak kabul ediyorlardı. Risale-i Nur Külliyatı’nı bir bütün olarak benimsedikleri gibi, üç devresiyle Üstadı da bir bütünlük içinde algılıyorlardı. En aşağıdan en yukarıya kadar bütün hizmet mahallerinde meşvereti esas almışlardı ve bunu sistemleştirmişlerdi. Aynı zamanda Nur Talebelerinin ana gövdesini ya da ana kovanını temsil eden Yeni Asya misyonu çok dal budak vermiş yahut kovandan çok oğul vermişti. Bununla beraber, her grubun ve her cemaatin hizmetlerini tebrik ediyor ve taraftar oluyorlardı. Yeni Asya başta olarak, gazete, dergiler ve diğer neşriyatıyla Risale-i Nurları kitlelere mâl ederken, seminer, konferans, panel ve kongrelerle de, Kur’ân ve hadise dayanan bu fikirleri devlet ve milletle paylaşıyorlardı. Bunun gibi benzeri faaliyetlerle, Süfyan komitesinin bid’akâr rejiminin tahribini tamirle vazifeli olduklarının farkındaydılar. Bu minval üzere sürüp giden seminerimiz aşr-ı şerif okunmasıyla sona erdi.

Park ve bahçelerin, tarlaların ve ağaçların yeşillenip çiçek açtığı Ege Bölgesine, maddî ve manevî baharlar erken gelmiş. Bahardaki dirilişle birlikte, Nur hizmetlerindeki diriliş ve şahlanış, bize gelecek hususunda ümit ve şevk veriyor. Ege’nin bahadırlarının, zeybeklerinin torunları olan kahraman Nur Talebeleri, geleceği kucaklayan plânlı hizmetleriyle her tarafa örnek oluyor. Onları yürekten tebrik ediyor ve hizmetlerinde muvaffakiyetler diliyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*