EURONUR ÖZEL

Eğer Hastalık Olmazsa, Sıhhat ve Afiyet Gaflet Verir

Özel Makale / Hastalık

Hastane Günlerinde Şükür ve Şefkat

Bu arada sağlık nedeniyle bir müddet Diyarbakır Dicle Üniversitesi enfeksiyon bölümünde tedavi gördüm. Hastanede tedavi gören herkes kendini hasta bilir. “Musibet taammüm ettiğinde, elem hafif olur. Ben de emsalim gibiyim”[1] kaidesince, aynı bölümde yatan başka hastaların ağır ve sıkıntılı hallerini görünce kendi halime sabır içinde şükrediyordum. İnsanlara karşı şefkat beslemek, merhamet etmek manen onların dertleriyle hemhal olmak demektir. Bu nedenle onların acı hallerini şefkatle izliyordum. Tabii hastane doktorları, hemşireler, sair elemanlar yirmi dört saat hastalarla ilgilenip tedavilerimize yardımcı oluyorlardı. En büyük şefkati sağlık elemanları hastalara gösteriyorlardı. İlgi ve alakaları hastalar üzerinde manen de etkili oluyordu.

Gençliğin Kıymetini Bilmek

Hastanede izlediğim kadarıyla zamanında sağlığın ve gençliğin kıymetini bilmeyen, daha sonra yaşlanınca birçok hastalıkla karşılaşan, çoğu benim gibi 60-70 yaşlarına gelmiş ihtiyarlardı.

Efendimiz (asm), “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin: ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin”[2] kıymetine değinmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, “İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın”[3] der. “Ben şimdi hazır değilim, daha erken, sonra namazımı kılarım, daha gencim, emekli olduktan sonra, evlenince örtünürüm” diye bahanelerle kendini avutanlar pek az değildir. Sanki uzun bir emel onları bekliyor gibi yaşayacaklarını sanıyorlar. “Küllü âtin karîb” yani her gelecek yakındır kaidesince, gelecek uzakta olsa da bir gün muhakkak gelecektir. İhtiyarlık ve hastalık gibi… Bunların hepsi de ibadetler için birer engel teşkil ediyorlar.

Keza, “Nasıl ki öylelerden birisi ağlayarak demiş: Yani: ‘Keşke gençliğim bir gün dönseydi, ihtiyarlık benim başıma ne kadar hazin haller getirdiğini ona şekva edip söyleyecektim.’ Evet bu zat gibi gençliğin mahiyetini bilmeyen ihtiyarlar, gençliklerini düşünüp teessüf ve tahassürle ağlıyorlar. Hâlbuki gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü’minlerde olsa, ibadete ve hayrata ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse; en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayattır”[4]. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğini iman dairesinde yaşayan hem dünya hem de ahiret hayatını güzelleştirmiş olur.

Hastalığın Hikmeti ve İmanın Tesellisi

Hastaları teselli eden, hakiki manada imanlarıdır. İmanın verdiği teselli ile sabreder, sabır içinde şükreder ve Allah’tan sıhhat talep eder. Şunu da ifade edeyim ki, hastalıklar veya musibetler Cenab-ı Allah’ın bir kısım isim ve sıfatlarının tecelli ettiği hikmetlerdir. Hastalıklar arkasında güzel manalar çıktığını insan sonradan anlar.

Bediüzzaman Hazretleri: “…eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturur, kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Ömür sermayesini bâd-i hevâ boş yere sarf ettiriyor”[5] der.

Zaten hastalık görevli bir İlâhi memurdur; bazen insanı ikaz eder, gafletten uyandırır; bazen mukadder olan ölüme bir vasıta olur. Her nedense insanın başına gelen musibet ve hastalıkları vereni düşünmek ve O’na karşı sabır içinde şükretmek lazımdır.

İn’ikas-ı kalb, imtizaç-ı ruh, telâhuk-u efkâr, uhuvvete, tesanüte ve beynel-ihvan arasında musalahaya vesile olması temennisiyle dua eder, dua bekleriz.

Dipnotlar:

  1. Mesnevi-i Nuriye, Habbe, Zeylü’z-Zeyl, s. 148
  2. Buhârî, Rikak 3; Tirmizî
  3. 21. Mektup, s. 261
  4. Lem’alar, 26. Lem’a, 8. Rica
  5. 25. Lem’a, 3. Deva

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu