Eğitim Bakanlığı ve sistem mülâhazaları

İlkelerin birliği, bütünlüğü ve bekâsı adına ihsas edilen kurumlardan birisi de eğitim meseleleriyle alâkadar olması gereken o ülkenin eğitim bakanlığıdır.

Dünya devletleri içinde var olan bu unsur bizde de mevcut olup adı ise Millî Eğitim Bakanlığıdır.

Amaç, maksat ve gaye itibariyle insanının eğitimi yönünde gerekli tedbirleri almak ve uygulamaktır.

Bu tedbir ve uygulamalar belli kaide ve esaslara düzene sokularak icraî faaliyete geçirilir. Yani kanunlarla genelge ve yönetmeliklerle tanzime tabi tutularak o ülke ve ülke insanının iyi yetişmesine sebep olacak kaide ve kurallar içinde gelişen ve değişen şartlar da göz önünde bulundurularak ilim, irfan, inanç gibi hususiyetlerin takipçisi ve uygulayıcısı mahiyetinde belli bir çizgide vazifesini deruhte etme yolunda gayret ederek bu vazife şuuru içinde hayatiyetini devam ettirir diye düşünüyoruz.

Yukarıda profilini çizerek izhar etmeye çalıştığımız hususiyetler bu kurumda olması gerekenlerdir. Meşrû bir çizgidir diyerekte ekliyoruz.

HÂKİM UNSUR

Mevcut kurum içinde  var olan sisteme bakıyoruz. Bakanlığımızı çepeçevre sararak hâkim unsur halinde öne çıktığı görülen mevcut eğitim sistemi, yapısı itibariyle ülkemizin mana ile yoğrulan tarihi ile insanının fıtrî yapısıyla ne derece sağlıklı özdeşleşmektedir? Bu üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Sistemin kıskaca aldığı bakanlıkla birlikte, eğitime ve eğitimciye nelerin nasıl kazandırdığı hususiyetlerinin insanımıza yansımalarının getirisi ve götürüsü nelerdir ve ne derece sağlıklıdır?

Bütün bu hususlar bakanlık, insanımız, eğitim ve eğitimci bağlamında sistem noktasında tartışılması gerekli çok önemli hususlardır.

SİSTEM TARTIŞILMAKTADIR

Uzun yıllardır icraî faaliyet sahasında var olan mevcut eğitim sisteminin verdiği eğitim, eğitimciler tarafından da tartışıla gelmektedir. Mevcut sistemin tartışılması sadece eğitimciler tarafında değil, Bakanlığın başına getirilen zevatlar tarafından da tartışılmaktadır. Bu bağlamda sistem konusunda fikirlerini beyan eden eğitim bakanlarından Ömer Dinçer “Bu sistem demokratik değildir” ( gazeteler) diyerek fikrini beyan etmiştir.

MEVCUT SİSTEM VE İNSAN

Şu eğitim sistemi dediğimiz çark ülkemizde nasıl işliyor? Neye ve hangi ölçülere uygun düşüyor?

Bakınız yakın tarih sürecine… Bir panelle masaya yatırılan eğitim sistemimizle alâkalı değerlendirmeler dikkat çekicidir. Mazlum-der in düzenlediği tek tipleştiren eğitime hayır panelinde ifade edilen şu görüşler mevcut sistemin muhtevasını göstermede pek manidardır. Birlikte okuyalım istersiniz çizilen çerçeveyi..

Panelde konuşan eğitimci yazar Ufuk Coşkun, 1920’li 30’lu yılların bilhassa Almanya İtalya Sovyetler Birliği ve Türkiye gibi ülkelerde tek bir kişi yada parti marifetiyle hayatın bütün alanlarında hakimiyet kurulmaya çalışılan yıllar olduğunu söyleyerek “ulus devletçi sistemler tek bir ırktan renkten ve mezhepten dilden müteşekkil yeni bir toplum oluşturma amacı güdüyorlardı. Bunun içinde önce bir lider kültü oluşturmak gerekiyordu. Bunun için en iyi mekanizma ise eğitimdi. Bu yüzden eğitim ile ideoloji arasında sıkı bir işbirliği vardır. Türkiye’de Tevhidi tedrisatın temelleri 1921 Maarif Kongresi’nde atılıyor. M. Kemal orada 180 kişilik bir heyete yeni eğitim sisteminin çerçevesini çiziyor ve millî eğtim terbiyesinden bahsediyor. Orada alınan kararlar Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanıyor ve yankı uyandırıyor. 1924 yılında kabul edilen Tevhidi Tedrisat Kanunu bir eğitim reformu değil siyasî reformdur. Ulusalcı Kemalist ve laik ve milliyetçi bir nesil yetiştirmek için yapılmıştır. Diğer yapılacak şapka, harf vs. gibi inkilâplara da bu kanun ile zemin hazırlanmak istenmiştir. Türk ırkının üstünlüğüne iman edecek nesiller yetiştirmek istediler. İsmet İnönü de bu dönemde öğretmenlere yaptığı bir konuşmada “Dinî değil, millî terbiye istiyoruz”. diyor ve 1926 yılında Samsun Milletvekili Ruşeni Barkı’na “Benim dinim ulusalcılıktır” adlı bir kitap yazdırıyor. (Yeni Asya.7.3.2014)

BEDİÜZZAMAN NE DİYOR?

Mevcut sistemi çepeçevre hâkimiyetine alan şahsa endeksli eğitim sisteminin sebep ve çarelerine işaret eden Bediüzzaman Hazretleri, çok uzun yıllar önce şu değerlendirme içinde bulunur ve der ki; “Başta padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile, aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-ı saltanat olmadığı halde zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder etrafına fetvacı yapar. Ve çok muâllimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır” (Şuâlar, 5. Şule).

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*