Ekmek yazısı

Başlığımız biraz değişik oldu galiba, ama ekmek kazanılan yere “Ekmek kapısı” dendiğine göre, ekmekle ilgili yazının başlığının da, “Ekmek yazısı” olmasında bir mahzur olmasa gerek.

Evet. Gelelim “ekmek” meselesine.

Ekmek, buğday, arpa, çavdar v.b. gibi tahıl cinsinden olan şeylerin unundan yapılan hamurun ateşte, fırında veya tepside pişmiş temel gıda maddesi.

Ekmeği millet olarak o kadar özümsemiş, gönül dünyamızda ona o kadar çok yer vermişiz ki, onun adının içinde yer aldığı birçok cümle, birçok söz; birçok deyim türemiş.

“Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,

“Çeşmeden her su içerken: ‘Şükür Allah’a diyen”1 beyiti, bunlardan biri.

“Sıcak bir ekmeğin kokusu, ondaki içe işleyen iştiha verici rayiha hangi meyvada bulunur ve o kızarmış kabuğundaki ve o yumuşak beyazındaki güzelliğe hangi sebzede tesadüf olunur”2 cümlesi ise, insanın ekmeğe bakışını, ondan aldığı lezzeti ve ekmek hakkında taşıdığı duygu derinliğini ifade etmektedir.

Dünya nimetlerinin başı, anası ve esası olan ekmekle, gıda maddesi olmasının ötesinde,  gönül bağımız var bizim.

Çünkü, “Ekmeği mukaddes sayarız. Yeminlerimiz onun üstündedir. Adı ‘Allah’ın nimeti’dir. Bir ismi de ‘nan-ı aziz…”3

Şer’î bir geçerliliği olmasa da, ekmeğe el basmak; Allah’ın mübarek bir nimeti olan ekmeğe elini koyarak yemin etmek, bu anlayışın, ona duyulan saygının bir tezahürü olsa gerek.

Karın doyuracak bir nimet olmasının yanında, ekmek; iş, hizmet, vazife; kazanç, maişet olarak da anılır ve anlatılır.

“Ekmek kapısı”, “Ekmek kavgası”, “Ekmek parası” v.b. deyimler maişeti, insanların geçimlerini temin etme manasını ifade eder.

“Ekmek teknesi” ise, insanların hayat levazımatlarını kazanmaya vesile olan simit tablasından tutun da araç gereç, alet edevat, takım tezgâh, mağaza, fabrika gibi her şey, bu teknenin namıdır.

“Ekmek elden su gölden” olana, yani başkasının kesesinden yiyip içip, zahmetsizce yaşayana söyleyecek bir sözümüz yok.

“Ekmeğine yağ sürmek” deyimi, her ne kadar fırından çıkan mis kokulu sıcacık somun ekmeğin ortasını açıp, bolca tereyağı sürmeyi ve afiyetle yemeyi hatıra getiriyor olsa da, buradaki asıl mana, farkında olmadan ve istemediği hâlde birinin işine yarayacak işler yapmak demektir.

Gelelim madalyonun ters tarafına:

Şık bir söz, hoşa giden bir davranış biçimi olmayan ve maalesef, günümüzde sık yaşanan insanları “ekmeğinden etmek” garabeti ise, birinin geçim kaynağını yok etmek veya işinden atılmasına yol açmak; diğer bir tabirle, “ocağına incir ağacı dikilmek” manasını ifade eder.

Bir kimsenin, hayatın her türlü zorluğuna, şartların acımasızlığına; hatta aslanın ağzına girmesine rağmen “ekmeğini taştan çıkarması”; insanın, çeşitli yollardan, geçimini sağlamasıdır.

Rızkı veren, Allah (cc).

İnsana düşen ise, “Başkalara bâr olmamak için -ekmeğini aramaya- bizzat gitme(si) güzeldir, mertliktir.”4

Zira Kitapta, “İnsan için çalıştığından başkası yoktur”5 buyruluyor.

Çalışmak, ekmek kazanmak ne güzel; gelgelelim israf, bilhassa onu kazanmak için birçok sıkıntıya katlandığımız ekmeğin israfı, ne kötü!

Hem de, “Yiyin, için, ancak israf etmeyin” emr-i İlâhîsine rağmen…

Velhâsıl: “Ekmeği dizinde” olmamak lâzım!

Dipnotlar:

1- Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, 46., 2- Refik Halid Karay, Ago Paşanın Hatırâtı, 34., 3- Yusuf Ziya Ortaç, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, 52., 4- Sözler, 29., 5- Necm Suresi, 39., 6- A’raf Suresi, 31.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*