EURONUR ÖZEL

Eleştirmek Bir Sanattır 2

Özel Makale / eleştirmek

Geçen hafta eleştirmek üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştım. Bugün de aynı konuya bir başka açıdan bakmak istiyorum. Böylece konunun biraz daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

Eleştirilmek hiçbir zaman hoş karşılanmayacak bir iştir. Eleştirilmek ham armut yemeye benzer. Yutulması her zaman zordur. Boğazda düğümlenir kalır. Eleştiren için çok iştah açıcı bir şeydir. Hele insafı da yoksa hallaç pamuğu gibi atacaktır. Avcı atışı bile yapacaktır. Yalnız şunu hiç unutmamak gerekmektedir: Tenkit bumerang gibidir. Er ya da geç geri dönecektir. Geri dönüşünün acısına katlanmayı göze alabilmek kolay olmayacaktır. Sıkıntılar başkasının başına geldiğinde belki fazla acısı hissedilmeyebilir. Kendi başına geldiğinde ise gök kubbe başına çökecek hale gelir. O zaman eleştirirken insaftan ayrılmamak gerekmektedir. Aşırılık, dostlukta da düşmanlıkta da çok güzel bir şey değildir. Eleştirdiğim konuda bir başkası bunları benim için söyleseydi ne yapardım? Bu soruya “Hazmederdim” diyebiliyorsak, o zaman eleştirme hakkımız olabilir.

Eleştiri Ne Zaman İşe Yarar?

Eleştiri, sadece yapıcı olmak, bir yanlışı kibarca düzeltmek için yapılırsa işe yarar; gerisi, eleştiri yapanın kendi egosunu tatmin etmekten başka bir şey değildir. Sürekli eleştirenler aslında mutsuz insanlardır.

Eleştirmek İncelikli  Bir Sanat

Eleştirmek, bir konuya neşter vurmak gibidir. Mutlaka bir acı hissedilecektir. O, bir cerrah hassasiyeti ile ve inceliği ile yapılırsa tedavi eder; kaba ve kırıcı olarak yapılırsa yıkar. Yani eleştirilenin yerine kendini koyduğunda, empati yaptığında nasıl bir duygu hissedecekti? Eğer acı hissediyorsa, o zaman başkalarının da aynı acıyı hissedeceğini düşünüp ya eleştirmekten vazgeçmek veya insaflı bir şekilde, kırıp dökmeden meramını ifade etmek en uygun olanı olacaktır.

Yumuşak Sözün Çekim Gücü

Karşımızdakinin eksiğini ifade ederken, kırıcı ve katı kalpli olmamak gerekmektedir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim, Musa (a.s.) ve Harun (a.s.)’ın Firavuna gidiş hikâyesini nakletmekte ve ona yumuşak sözle hitap etmeleri gerektiğini anlatmaktadır. Yumuşak sözün bir çekim gücü vardır. Kalpleri kendine bağlar. O bir cazibe merkezidir. Etrafında sevgi çemberleri oluşturur. Aynı tavsiyeyi Allah, Peygamber Efendimize (a.s.) de yapmaktadır: Eğer sen katı kalpli, çekilmez biri olsaydın etrafında kimse kalmaz, dağılırlardı demektedir. (Âl-i İmran Suresi, 3/159) Demek yumuşak üslubun bir çekiciliği vardır. Kendi etrafında bir cazibe, bir çekim oluşturmaktadır.

O zaman eleştirirken bile nezaketten ayrılmamak gerekmektedir. Geri dönüp baktığında insanı mahcup edecek sözden uzak durmak gereklidir. Kişinin alnının açık olması için buna ihtiyacı vardır.

Dostlukların çekim gücü vardır. Eleştiriler bazen bu çekim gücünü kırmaktadır. Dostsuz kalmak isteyenler fazlaca tenkit yapabilirler. Bunlar kalabalıkların içinde yalnızlığa mahkûmdurlar. Yalnızlık ise her zaman zordur. Dünyanın en kıymetli şeylerinden biri dostluktur. İnsanın kalpten seveninin olması ne güzel bir özelliktir! İki söz söyleyip rahatlamış olmak veya öyle görünmek için dostlarını çevresinden uzaklaştırmak insana yakışır mı? Değer mi? Eleştiri taşları ile dostlarınızın başını yarmak elbette onları incitecek ve sizden uzaklaştıracaktır. İnsana yakışan ise itici olmamaktır.

“Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.” (Ahmed, Müsned, 2/400, 5/225)30

Ali Sarıkaya

Adana'nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye'de yaşamaktadır. Osmaniye'de yerel… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu